Atasözleri ve anlamları | Atasözleri ve anlamları ve sözlüğü | Türk atasözleri ve anlamları | a dan z ye atasözleri ve anlamları

Ayrıntılar

Atasözleri ve anlamları, A dan z ye atasözleri ve anlamları, Atasözleri ve açıklamaları, Atasözleri ve deyimler, Atasözleri sözlüğü, Atasözleri ve sözlüğü ve anlamları, Atasözleri ve sözlük anlamları, Atasözleri ve anlamları sözlüğü,

Türk atasözleri ve anlamları

Güzel Türkçemiz kelime hazinesi zengin, kıvrak, işlek, yaşayan bir dildir. Aynı zamanda Dünya dilleri arasında da saygın bir yere sahiptir.

Atalarımız yirmi yüzyıl süresince Türkçemizi en güzel şekilde kullanmışlardır. işte, Atalarımızın bu titizliklerinin en güzel ürünü de bize armağan olarak bıraktıkları atasözleri ve anlamlarıdır.

Çünkü, atasözleri ve anlamları düşündürücüdür, vecizdir, öğreticidir. Atasözleri ve Anlamları çok önemlidir, bizim için verilen en güzel öğütlerdir.

Atasözleri ve anlamları, Atasözlerimiz bir milletin kültürünü, manevi değerlerini, milletin kendine özgü duyuşunu, düşünüşünü, hayata ve olaylara bakış açısını en iyi şekilde ortaya koyan birer hazinedir.

Bu zenginliği yakından tanımak ve bilmek gençler için büyük bir kazanç olacaktır. Çünkü gençler geçmiş asırların kültür değerlerini ve birikimlerini gelecek asırlara aktarmak sorumluluğuna sahip kuşaklardır.

Türk dili açısından, veciz anlatımlarıyla atasözleri, uzun tecrübelerin ürünü olarak ortaya çıkmışlardır. Sayı ve kullanım alanları bakımından atasözleri ile eş değerdeki deyimler 'de kıvrak Türk zekasının, işlek Türk dilinin en güzel ürünleridir. Bu iki grup, yani atasözlerimiz ve deyimlerimiz, Türkçeye Dünya dilleri arasındaki seçkin yerini kazandırmışlardır.

Atasözleri ve anlamları her türkün okuyacağı mukaddes sözlerdir.

Yüzyıllara meydan okuyarak zamanımıza bütün güzelliği ile gelen Türkçemizin söyleyiş özelliklerinin etkili bir kısmını da Atasözleri ve Anlamları oluşturur.Bu bakımdan Atasözleri ve anlamları, üzerinde durulması, ibret alınması gereken birer hazine niteliğindedir. Atasözleri ve anlamları her dilde vardır. Her dilde de kıymetli olmak niteliğini sürdürmektedir, sürdürecektir.

Bu bakımdan Atasözleri ve Anlamları içeren bilgi kaynakları her zaman kıymetli olacaktır, Çünkü halkın duyuşunu, düşünüşünü, ahlaki değerlerini, ekonomisini, felsefesini, tarihini, folklorunu vb. hep atasözlerinden ve anlamlarından öğrenmek mümkün olacaktır.

Atasözleri A Harfi

Aba vakti aba, yaba vakti yaba: Her şey zamanında yapılırsa kişi kazançlı olur. Başarı yolu kendiliğinden açılır.

Abanın kadri yağmurda bilinir: Daha önce değersiz gibi görünen her şeyin kullanım zamanı gelince ne kadar çok değeri olduğu anlaşılır.

Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz: Kişiler sevdikleri uğraşları yapmaktan zevk alırlar ve bunu tekrarlamaktan usanmazlar.

Abdal tekkede, hacı mekke'de gerek: Herkes uygun gördüğü işte çalışır. Herkes çalıştığı konu ile ilgili yerde bulunmalııdr.

Abdalın dostluğu köy görününceye kadar: İnsanlarla çıkarı için dostluk kuran kimseler yeni imkânlar bulup ihtiyaçları kalmayınca ilişkilerini hemen keseler.

Abdalın karnı doyduktan sonra gözü yolda olur: Kendi çıkarlarını düşünen insanların dostlukları geçicidir. Çıkarlarını sağladıkları işleri bittiği zaman dost dedikleri kişiyi derhal terkederler. Yapılan iyiliğe karşı bir minnet borcu dahi duymazlar.

Abdestsiz softaya namaz dayanmaz: Kişi kendisine verilen görevleri en iyi şekilde yapmalıdır. Yarım yapılan işler kişiyi sorumluluk içinde bırakır. Yarım iş yapmaktansa hiç yapmamak iyidir. Çünkü insan kişileri kandırdığını sanmakla bir yere varamaz.

Acele işe şeytan karışır: Hiçbir işi gerekli zamandan daha az bir vakitte yapmamalıyız. Her iş için belli bir zaman dilimi vardır. Çabuk yapayım, erken bitireyim derken yapılan iş iyi sonuç vermez veya yarım kalır.

Acele kalkan nedametle (pişmanlıkla) oturur: Acele ile yapılacağı zannedilen işler iyi sonuç vermez, pişmanlıklara sebep olur. Başarı elde etmek için acele etmeyip dikkatli hareket etmek gereklidir.

Acemi katır kapı önünde yük indirir: Elinden yeterince iş gelmeyen kimseler, kendilerine verilen görevi istenildiği biçimde yapamazlar. Eksik ve pürüzlü yaparlar yada yarım bırakıp kaçarlar.

Acemi nalbant gibi kâh nalına vurur, kah mıhına: Söylediği sözlerde yaptığı işlerde bir kararlılık yoktur. Ne zaman nasıl davranacağı hiçbir şekilde belli olmaz, bunuda genellikle bilmeyerek yapar.

Acemi nalbant kürt eşeğinde kendini dener: Kişiler usta olurken, henüz çıraklık devrelerinde iken başkalarının mallarına zarar vermemelidirler. Öğrenmek, usta olmak kişinin hakkıdır, ancak bu başkasının ziyanına sebep olmamalıdır.

Acı patlıcan kırağı çalmaz: Hayatta birçok problemlerle karşılaşıp bunlardan başarı ile çıkmış olanlar bundan sonra karşılacakları zorlukları da atlatıp başarı ile çıkmayı başarırlar.

Acı acıyı, su sancıyı keser: Karşılaşılan bir zorluğu yenmek için diğer bir güç yola başvurup başarılı bir biçimde ilerlemek lazımdır.

Acı söz insanı dininden, tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır: İnsanlarla olan ilişkilerimizde başarılı olabilmemiz için onlara tatlı dil ve güler yüzle hitap etmek lazımdır. Kırıcı ve kötü sözler söyleyerek iyi sonuçlar almak hiçbir şekilde mümkün değildir. Hayatta başarı elde etmek ilişkide bulunduğumuz bütün kişilere tatlı dille güler yüzle davranmamıza bağlıdır. Başarının anahtarı tatlı dildir.

Acı yeri başka, aç yeri başka: Büyük bir acı içinde olunsa bile kişinin sağlam kalabilmesi için az da olsa yemek yemesi gereklidir.

Acıkan doymam, susayan kanmam sanır: Uzun zaman yokluğu çekilen, bulunmayan bir şey bulunduğunda onun sıkıntısını çeken kişi ne kadar çok alsa yine de kendini yetmeyeceğeni düşünür. Bu duygusundan kurtulması zordur.

Acıkmış kudurmuştan beterdir: Uzun zaman açkalan kimse yiyecek bulduğu zaman aklına ne gelirse hiç çekinmeden yapar.

Acından ölmüş yok, tokundan ölmüş çok: Aç kalmakla kimse ölmez. Özellikle belli zamanlarda aç kalmak insanı öldürmez, belki desağlıklı olmasını sağlar. Çok yemek ise kişiyi çalışamaz duruma getirir. Hatta kişi dişleri ile mezarını kazar. Dengesini bozar, ölüme sürüklenebilir.

Acındırırsan arsız, açıktırırsan hırsız olur:Çocuğu her yaptığı için cezalandırırsan günün birinde ceza geçerliliğini kaybeder, kişi cezaya alışır. Kişinin gereken ihtiyaçları da uzun süreli sağlanmaz ise ihtiyaçlarını başkalarının mallarını gizlice almak suretiyle giderir. Hırsız olur. Kişilerin eğitiminde aşırı davranmak başarı ve mutluluk getirmez.

Acıyan çok, ama ekmek veren yok: Zor durumdaki kişilere yardım etmeli onları bulundukları ortamdan, zorluklardan maddi ve manevi yardım ederek kurtarmalıdır.. Sözde acıyorum demek bir fayda sağlamaz.

Acıyan uyumuş, acıkan uyanmamamış: Hayatta karşılaşılan sıkıntılara katlanmak mümkündür. Ancak açlığa karşı koymak mümkün olmayabilir.Toplumlarda milli gelir eşit dağıtılırsa insanlar mutluolur.

Aç bırakma hırsız, çok söyleme arsız edersin: İşde ve evde yönetici durumda olan kişiler yönettiklerini aç bırakmamalıdır. Aç kalan kimse karnını doyurmak için çalar. Yönetenler bir şeyi etrafında bulunanlara birçok defa arka arkaya söylerse bıkkınlık meydana gelir. Sözleri dinlenmez. Zor durumda kalırlar. Bunun için az ve öz konuşmak gerekmektedir.

Aç köpek fırın deler: Canlıların karşılaşabileceği en zor durum açlıktır. İster insan olsun, isterse hayvan aç kalan bir canlı karnını doyurmak için her çareye başvurur. Kanunları rahatlıkla çiğner.Adam öldürür, kişiye açlık herşeyi yaptırabilir.

Aç gözünü açarlar gözünü: Yaşam içinde pek çok kişi birbirine kötülük etmekten çekinmez. Bunun içindir ki insanlar etrafındaki kişilere karşı dikkatli olmalıdırlar. Eğer dikkatli ve uyanık olmazlarsa tahmin edemeyecekleri kötü durumlarla karşılaşabilirler. Zor durumda kalmamak için herzaman tedbirli, ihtiyatlı ve uyanık bulunmak gerekir.

Aç tavuk kendini mısır ambarında görür: Yoksul kişiler bir günbolluk içinde olurlarsa ne yapacaklarını düşünüp hayal kurarlar. Çok hayal kuran kişiler de hayalarının her bölümünü güzel hayaller ile gerçekleştirebilecekerini zannederler. Tembellik edip bulundukları durumdan daha kötü duruma düşerler.

Açık yarya tuz dökülmez: Acı çeken insanların acısını hafifletmek için çaba göstermek insanlık görevi olmalıdır. Acı çeken, sıkıntısı olan kimselerin sıkıntısını, acısını arttıracak hareketlerden kaçınmak gerekir.

Açtırma kutuyu söyletme kötüyü: Kötü huyu olanlarla dostluk kurmamak lazımdır. Hele onları kızdırıp kendisi hakkında kötü kötü konuşturmaktan şiddetle sakınmalıdır. Olgunlaşmamış kişileri kızdırmak onlarla şakalaşmak dahi sakıncalıdır.

Adam, adam demekle, adam olmaz: Adam olmak, yani kişilik sahibi olmak doğuştan gelen yeteneklerle, eğitim ve öğretimle olur. Böyle özellikleri olmayan kimselere adam demekle onları olgun, anlayışlı, efendi kişi yapmaya imkân yoktur.

Adam adamdan korkmaz hatır sayar: Toplumların devam etmesi içinilk şart saygıdır. Bir toplumda kendine kötü davranılan kişi, bu kötülüğe aynen cevap vermiyorsa bu onun korktuğu anlamına gelmemelidir. O kişi bunu toplumun düzenini korumak, saygıyı ve sevgiyi hakim kılıp kalp kırmamak için yapmaktadır. Korktuğundan değil.

Adam adamı bir kere aldatır: Tolum içinde başkalarının sırtından geçinmeyi huy haline getirmiş kişiler güzel sözlerle karşısındakini aldatabilir. Ancak aldanan kişi bu olaydan ders alır ve bir daha tecrübesine dayanarak aldanmaz.

Adam adamın şeytanı, adam adamın rahmanı: İnsanlar arkadaşlarını iyi kişiler arasından seçmelidir. Kötü kişiler etrafındakileri de kötülüğe, iyi kişiler etrafındaki bulunanları iyiliğe sevkederler.(Üzüm üzüme baka baka kararır) sözü de bunun güzel bir açıklamasıdır.

Adamda var, adamcık da: Tolumdaki bireylerin hepsi gereken kişiliğe sahip değildirler. İylilik yapmayı seven, etrafındaki kişilere yardımcı olan kişiler olduğu gibi, yalnız kendi çıkarını düşünen pek çok kişi vardır. Bunun için her kişiye adam demek doğru değildir. Kişi, kendi çıkarlarını toplum çıkarı için feda ettiği oranda büyüktür.

Adam eti ağırdır: Başkalarına yük olmaktan kaçınmak lazımdır. Misafirlik bile belli zamanları içermelidir. Fazlası, ağırlayan için zaman geçtikçe sıkıcı olur. Hastaya bakmak da zordur. İlk zamanlar istekle başlanan bu yardımsever çalışma sonunda sıkıcı olabilir.

Adam iş başında belli olur: Kişinin değeri yağtığı işte vbelli olur. İşinde gösterdiği başarı, başarıdan dolayı şımarmayış ve etrafına karşı saygılı davranış o kişinin değerini belli eder.

Adam kıtlığında (koyunun olmadığı yerde) keçiye Abdurrahman Çelebi derler: Bazı zamanlarda toplumların belli kesimlerinde değerli olgun kimseler bulunmayabilir. İşte bu zamanda daha az kıymetli, daha az yetenekli kişiler bunların yerini almaya çalışırlar.

Adam olana tek söz yeter: İyi yetiştirilmiş bir insana tek söz söylemek kafidir. O kimse, söyleneni tekrar ettirmeden yerine getirir. İyi yetiştirilmemiş kişi ise tekrar tekrar söylenen sözleri uygulamakta ihmal gösterir. Söyleneni bir defada yapmak yetişmiş insan olmanın göstergesidir.

Ağaca dayanma kurur, insana güvenme ölür: Hayatta kişiye sağlanabilecek destekler hep belli zamanları ve belli biçimleri kapsar. Asıl olan kişinin kendine güvenidir. Kişi kendine güvenmez ise nereden ne zaman geleceği veya biteceği belli olmayan destekler ile başarı kazanmasına imkân yoktur.

Adamın adı çıkacağına canı çıksın: Toplum içinde insan her zaman dürüst ve anlayışlı davranmalıdır. Toplumun çıkarını gözetmemelidir. Böyle yapmaz da kendi çıkarını gözetirse, başkalarına kötülük yapar. Kötülük isterse kötü bir nam bırakır. Bu nam kişi öldükten sonra da devam eder. Hatta çocuklarına bile geçer, etki eder. Bunun içindir ki kişi adını kötüleyecek her davranıştan özellikle kaçınmalıdır.

Adamın yere bakanından suyun sessiz akanından kork: Sessiz, sakin tavırlı, duygularını belli etmeyen kişilerin bu hallerine bakıp da sakin ve sessiz olduklarına karar vermek doğru değildir. Etkilendikleri olaylara ne zaman, nasıl cevap verecekleri hiç belli olmaz. Belki de kendilerinden hiç umulmayan davranışları gösterebilirler.

Ağaç yaş iken eğilir: Bilgi edinmenin en iyi zamanı kişinin öğrenmeye en yatkın olan genç yaşlardaki zamanlarıdır. Bu yaşlar kişiye en iyi şekil verebilen çağlardır.

Ağacı kurt, insanı dert yer: Dıştan hiç belli olmadan içten içe ağacı kemiren kurt, o ağacın kurumasına veya birden devrilmesine sebep olur. Dert de insan için böyledir. Kişi derdini başkasına açmalı onlardan derman aramalıdır. Derman aranmayınca bulunamaz. Eğer böyle yapmazsa günün birinde dertlerini bölüşecek kimseyi bulamadığından moral bakımından yıpranır, hırpalanır ve çöker. Yıkılır gider.

Ağlamayan çocuğa meme vermezler: Toplumda her kişi hakkını istemeyi bilmelidir. Hakkı olduğu halde uygun bir şekilde istemesini bilmeyen kişiye hakkını kolayca vermezler. Her kişi her zaman hakkını aramayı bilmelidir.

Ağlarsa anam ağlar, gayrısı yalan ağlar: İnsanın başına kötü bir durum gelirse etrafında bulunanlar üzülürler, veya üzülmüş gibi görünürler. Bu toplum kurallarının gereğidir. Ancak bu acıyı kişinin kendisi kadar gönülden hisseden her şeyini borçlu olduğu annesidir. Hele de ölüm. Bu acı annenin kalbinde sonsuza kadar kapanmayan bir yara olarak kalır.

Ağlatan gülmez: Başkalarına kötülük yapan kimselerin yaptıkları kötülükler kendisine döner. Sonunda oda ağlar.

Ağlayanın malı gülene yaramaz: Zayıf, güçsüz kimselerin malını zorla veya hile ile alan kimseler o malın hayrını görmezler. Hatta mallarını arttırdım zanneden kişiler büyük zarara uğrar, varlıklarını kaybederler. Malı alınan kimsenin ahı, malı alanı perişan eder.

Ağrımayan başını, derde sokmak: Hiç gereği yokken, sıkıntılı ve zor işe girmek.

Ağustosta suya girsem balta kesmez olur: Kişi hayatta talihli, şanslı olmalıdır. Kişinin şansı yoksa her işinde başarısızlık onu bekler. Başarılı olmasına, büyük işler başarmasına imkan yoktur.

Ahmak misafir ev sahibini ağırlar: Şaşkın, hatta ahmak insanlar kendi durumlarını düşünmezler. Misafir gittikleri evde ev sahibi onu ağırlayacakken o ev sahibini ağırlamak ister. Böylece ev sahibini de zor durumda bırakır. Kendi yetkilerinin sınırını bilmeyen kişiler etrafındakileri de zor durumda bırakırlar.

Ak akça kara gün içindir: Normal ve mutlu günlerimizde kazandığımız paraları nasıl olsa kazanıyorum diyerek hepsini birden tüketmek doğru değildir. Gün gelir o parayı kazanacak güçü ve imkanları bulamayabiliriz. İşte ozaman mutlu ve sıhhatli günleriizde çalışırken artırdığımız paralar kötü, kara günlerimizde yardımcı olur; o kötü günlerin kolay geçmesini sağlar.

Ak gün ağartır, kara gün karartır: Kişinin sağlığı yerinde, kazancı da iyiyse mutlu bir yaşayış içindedir. Huzurludur, iyimserdir. Bunun aksi olan üzüntülü, sıkıntılı dertli bir yaşayış ise kişiyi vaktinden önce ihtiyarlatır, çökertir. Hayattan zevk alamaz hale getirir. Ömrünü kısaltır.

Ak koyunun kara kuzusu olur: Ailesi iyi, asil herkes tarafından iyi tanınan kimselerin evlâtları umulmayacak kadar kötü, haylaz olabilir.

Akacak kan damarda durmaz: Hayatımızda öyle olaylar vardır ki engel olmak elimizde değildir. Alnımıza yazılmıştır. Ancak sezgilerimizi iyi kullanacak olursak belki bir parça zararın önüne geçmek mümkün olacaktır.

Akıl akıldan üstündür: Sorunlarımızda veya yapacağımız işlerde başkalarından fikir almak, o konuda onların ne düşündüklerini anlamak karar vermemizde çok yararlıdır. Bizim düşünmediğimizi bir başkası, onun düşünmediğini de bir başkası düşünmüş olabilir. Bunun içindir ki ne kadar çok kişinin fikri alınırsa, karar verilirken daha sağlıklı hareket edilmiş olur.

Akıl kişiye sermayedir: Kişinin yaptığı her türlü işte başarısağlanması aklını kullanması ile orantılıdır. Bir işin başarsında anapara yani sermaye ne ise akıl da odur. Bitmeyen bir sermayedir akıl, iyi kullanıldığı, kullanılması bilindiği taktirde kişinin başarısını engelleyen bir etmen yoktur.

Akıl ortağı ortak, mal ortağı kaypak: Bir iş üzerinde karşılıklı fikir yürütmek olumlu sonuçlar verir. İki taraf da bu dayanışmadan karlı çıkar. Mal ortaklığı ise öyle değildir. Her ortak kendi çıkarını düşünerek ortaklığın zedelenmesine sebep olur.

Akıl yaşta değil baştadır: Kişinin aklı, yaşı ile alakalı değildir. Her yaşı ilerlemiş olanın akıllı olacağı düşünülemez. İnsan her yaşta akıllı olabilir. Aklın yaşı yoktur. Genç bir insan kendinden daha yaşlı bir kimseden daha mantıklı, güzel sağlıklı kararlar verebilir. Aptal bir kimse de ne kadar yaşlansa akıllı olamaz.

Akılları pazara çıkarmışlar, herkes kendi aklını satın almış: Kişi kendi yaptıklarını, tutumunu çok beğenir. Bunların eleştirilmelerine razı olmaz. Kendi düşüncelere benzemeyen düşüncelerle karşılaştığı zaman kendi düşüncelerini daha üstün görür. Kendi düşünceleri basitte olsa benlik duygusu bu düşüncelerin herkesinkinden daha üstün olduğunu zanneder. Oysa ki akıl akıldan üstündür.

Akıllı düşman akılsız dosttan iyidir: Akılsız kimse dostuna iyilik yapıyım derken kötülük yapar, farkında bile olmaz. Bunu bilerek yapmaz. Kişi dost olduğu için, ondan bir kötülük beklenmediği için akılsız dostun davranışlarından gelen kötülükler tedbir alınmadığı için çok etkili olur. Akıllı düşman ise bilindiğinden, yakından izlendiğinden ne zaman ne yapacağı tahmin edilebilir. Bunun içindir ki akıllı düşmanın kötülükleri daha tesirsiz olur.

Akıllı söylemeden düşünür, akılsız düşünmeden söyler: Akıllı kişiler ağızlarından çıkıcak sözlerin başkalarını kırmamasına dikkat ederler. Bunun için sözün söylemeden sözün nereye gideceğini dikkate alırlar. Dolayısıyla kalp kırmazlar. Akılsız kişiler ise sözlerinin nereye gideceğini, kimleri etkileyeceğini düşünmeden konuşurlar. Bundan dolayı herzaman kalp kırarlar, etraflarında sevenleri azdır.

Akılsız başın cezasını ayaklar çeker: Düşünmeden yapılan işler olumlu sonuç vermez. En azından yarım işler olarak kalırlar. Bunları tamamlamak için kişinin çok gayret göstermesi gerekmektedir ki bu gayretler gereksiz gayretlerdir. Düşünerek yapılan işler zamanında biter. Planlandığı gibi gelişir.

Akla gelmeyen başa gelir: Kişi hayatında öyle büyük ve değişik olaylarla karşılaşır ki bunları önceleri düşünmesi, hatta hayal etmesi bile mümkün değildir. Yaşam sırasında dikkatli olmak en iyi yoldur.

Alıcı kuşun ömrü az olur: Yırtıcı kuşların ömrü fazla değildir. İnsanlara kötülük yapan kimseler kısa zamanda bulundukları mevkileri kaybederler.

Alışmış kudurmuştan beterdir: Kişi alıştığı işten bir türlü vazgeçmek istemez. Özellikle devamlı yaptığı işleri tutku haline getiren kişiler bunu devamlı yapmak isterler.

Alim unutmuş kalem unutmamış: Bilgiler mutlak suretle yazılmalıdır. Akılda tutulmak istenen bilgiler zamanla unutulur veya insan ölür. Kendisi ile bütün bilgileri yok olur. Oysa bilgiler yazılsa bilgili kişi ister sağ olsun, ister ölsün bu bilgilerden herkes yararlanır.

Allah bile kulunun karasını yüzüne vurmamış: Allah kişilerin günahlarını utandıracak şekilde karşılarına çıkarmaz. Mahşerde hesabı sorulmak üsere kaydettirir. Allah'ın bile yapmadığı bu işi kullarının yapması doğru değildir. Hatalar kişilerin yüzüne vurulmamalı uygun bir dille söylenip, hatırlatılarak düzeltilmesine çalışılmalıdır.

Allah ilmi dileyene, malı dilediğine verir: Allah bilgili olmak için gayret sarfedene bilgiyi verir. Çalışmalarının sonunda kişiyi başarılı kılar. Ancak malı dilediğine, doğru, çalışkan kendinden aşağıda olanları düşünen, yardımsever kişilere verir.

Altın eşik gümüş eşiğe muhtaç olur: Maddi gücü ve mevkii yüksek kişiler gün gelir maddi ve manevi durumu kendinden daha aşağıda bulunan kimselere muhtaç olurlar.

Altının kıymetini sarraf bilir: Konularında uzman olan kişiler kendi konularındaki şeylerin değerini bilirler. Bir şeyin değerini tam bilebilmek için o şeyi iyi tanımalıdır.

Altmışından sonra zurna öğrenen mezarda çalar: Öğrenilecek her şeyin bir zamanı vardır. Zamanında öğrenildiğinde faydalı olur. Zamanı geçince ise hiçbir işe yaramayacağından öğrenmekle öğrenmemek arasında fark yoktur. Hatta öğrenmek boşa uğraşmaktır.

Aman diyene kılıç kalkmaz: Karşısındakinin gücünü takdir edip, kendi güçsüzlüğünü anlayarak teslim olmuş kişiye kötülük etmek mertliğe, erkekliğe sığmaz. Bize sığınan kişi dostumuz olmasa da kötülük yapmamak gerekir.

Ana gezer, kız gezer; bu çeyizi kim düzer: Bir kurumu yönetenler görevlerini yapmazlarsa işler aksar. Kurum amacına ulaşamaz. İşler yarım kalır.

Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz: Anne evlâtlarına candan bağlıdır. Onun için kişiye annesi kadar kimse yakın olamaz. (Bir zamanlarda Bağdat güzelliği ile ünlü bir şehirdir. Benzeri yoktur.) Annenin yerini hiçbir kimse tutmaz. Bağdat gibi diyarında.

Ana kızına taht kurar ama kız bahtı kocadan alır: Ailesi evlatlarına pek çok imkan sağlayabilirler. Ancak bu kızın evlenmesine kadardır. Kız evlendikten sonra mutlu olması, huzurlu olması, kocasının iyi olması anlayışlı olması davranması ile mümkündür. Kız babasının evinde ne kadar rahat olsa, mutluluğu kocasının evinde bulmaya gayret eder.

Ana yılan, sözü yalan; karı çiçek sözü gerçek: Karısını çok seven karısının hiçbir kusurunu görmek istemeyen erkekler gelin ile kaynana arasındaki geçimsizliklerde daima analarını haksız bulurlar. Analarının gönlünü kırarlar. Hayır duasını almamış olurlar.

Analı kuzu, kınalı kuzu: Annesi sağ olan çocuk bakımlı, huzurlu ve mutlu olur. Annesi olmayansa bakımsız üzgün,mutsuz çocuktur.

Anamın ekmeğine kuru, ayranına duru demem: Evlâtlarına karşı büyük fedakarlıklar yapan analara karşı daima kibar olunmalıdır. Onların yaptıklarına kusur bulmak, beğenmemek doğru değildir.

Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al: kız çocukları bazı özelliklerini annesinden doğuştan aldıkları gibi, annelerinin eğitimiyle de gelişirler. Annesinin iyi huyları belli olan bir kız da aynı huylara sahiptir. Bunun aksi de söylenebilir.

Anasını babasını dinlemeyen evlat, kocasını saymayan avrat, üzengiyle yürüyen at, kapında tutma durma sat: Anne babasının sözlerini dikkate almayan baş kaldırmış kimse evlat da olsa hayır gelmez. Kocasını dinlemeyen, hürmet etmeyen kadın aile içinde uyumsuzluklara sebep olur. Bir an önce kurtulunmasında yarar vardır. Devamlı dürtülerek, üzengilenerek yürüyen at ise tembel veya kocamıştır. Hayır gelmez. Kişi etrafındakilere ziyan değil fayda sağlamalıdır. Kendisine ziyan veren ne olursa olsun ondan da uzak durmalıdır.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az:Anlayışlı, arif kişilere anlatmak istenilen söz üstü kapalı olarak söylense bile kolaylıkla anlarlar. Anlayışlı olmayanlara, ahmaklara ne kadar açık söylenirse söylensin ders almaları bir yana; anlamalarına dahi imkan yoktur.

Araba devrilince yol gösteren çok olur: Kişi bir zarara uğrarsa felaketten sonra akıl verenler, şöyle yapsaydın, böyle yapsaydın olmazdı diyenler çok olur. Esas dostluk kişi zarara uğramadan önce onun dikkati çekilerek yapılan dostluklardır.

Arkadaşını söyle bana, sana kim olduğunu söyleyeyim: İnsanlar kendi karakterlerindeki kişilerle arkadaşlık yaparlar. Bunun içindir ki kişinin arkadaşlarını bilirsek o kişinin nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlarız. Arkadaş denilen kimse kötü huyluysa kişi de kötü huyludur.

Arayan Mevlasını da bulur, belasını da: Yaşamında doğruluk iyilik yolunda olan öyle hareket eden kişi iyilik doğruluk bulur. Kendisine düşündüğü gibi davranılır. Kötülük, kavga düşünen kişi ise kendisini kötülüğün kavganın içinde bulur.

Armudun iyisini ayılar yer: Toplumda pek çok kıymetli ve güzel şey ona layık olmayanların elindedir. Ellerinde ziyan olur.

Armudun sapı var, üzümün çöpü var: Bazı kişiler kendilerine ne verilirse verilsin, çok iyi şeylere de kusur bulurlar. Kusur bulmak onların kanında vardır.

Armut dibine düşer: Kişi çok yakınında bulunduğu kimselerin davranışlarını benimser, onlar gibi olur. Kişinin davranışları çalışmaları daha çok yakınlarına fayda getirir.

Arpa eken buğday biçmez: Kişi toplumda çalışmalarının ve davranışlarının karşılığını görür. Çok çalışan kaybetmez. İyilik yapan kötülük bulmaz.

Aslan yattığı yerden belli olur: Toplumda kişinin efendiliği, çalışkanlığı, temizliği, davranışları, oturulan yerin temiz ve güzelliği kişinin tavır ve hareketlerinden belli olur.

Aslı ne ise nesli de odur: Kişinin ataları, soyu, nasılsa kişi de onlar gibi olur. Soyuna çeker. Soyu tembelse tembel, kötüyse oda kötü, iyiyse oda iyi olur genellikle.

Aşk ağlatır dert söyletir: Aşık olanlar çok duygusal olurlar. Sıkıntılarını ağlamakla dile getirirler. Dertliler ise başkalarına dertlerini anlattıklarında, başkalarıyla dertlerini bölüştüklerinde ferahlarlar. Bunun içindir ki âşıklar ağlar, dertliler söyler.

At binenin kılıç kuşananın: Bir işi tam yapabilmek için, sonuca erdirebilmek için o işin kurallarını iyi bilmek gerekir. Aynı zamanda iyi uygularsak o iş bizim olur.

At ile avrat yiğidin bahtına: Kadın ile atın ne olduklarını önceden kestirmek mümkün değildir. Özellikleri zaman için geçtikçe meydana çıkar. Bunun içindir ki iyi avrat veya iyi ata sahip olmak ancak kişinin şansına kalmıştır.

At ölür meydan kalır, yiğit ölür şanı kalır: Atın ölmesi ile koştuğu alan bir süre boş kalır. Yerine başkası gelir, unutulur gider. Yiğit kişi ölürse sağlığında yaptıkları arkasından söylenir. Bunun için öldükten sonra da yaşamak isteyenler sağlıklarında kendilerini unutturmayacak güzel ve faydalı işler yapmalıdırlar. Anılmak ün bırakmak isteniyorsa çalışmak bizi geleceklere hatırlatacak eserler bırakmak zorunluluğu vardır.

At sahibine göre kişner: Toplumda bir yöneticinin,yönetiminde çalışan kimseler, yöneticinin tutumuna göre hareket ederler. Yönetici yetenekli ise yapılan işler de başarılı olur.

At yedi günde, İt yediği günde: Toplumlar arası ilişkilerde olgun ve asil kişiler, kişiliklerini hemen ortaya koymazlar. Kişiliği zayıf olanlar ise en kısa zamanda ne mal olduklarını belli ederler.

Ata eyer gerek, eyere er gerek: Ata binebilmek için eyer lâzımdır. Eyerin üstüne de binebilecek biir yiğit gerekir. Toplumda bütün işler birbirini tamamlar niteliktedir. Biri eksik olursa diğerleri de aksama gösterir.

Ata oğula bir bağ verir, oğul ataya salkım vermez: Analar babalar çocuklarını okutup büyütmek için çok çok harcamada bulunurlar. Kendilerinin yemediklerini çocuklarına yedirirler, giymediklerini giydirirler. Çocuklar büyür,büyük mevki sahibi olurlar. Ana baba da bu vakte kadariyice yaşlanmış olurlar. Birçok ihtiyaçları ortaya çıkar. Çocuklar ise büyümüş evlenmişlerdir. Kendi ihtiyaçları da vardır. Anne ve babalarının ihtiyaçlarını bu sebepten genellikle görmezlikten gelirler. Küçük bir yardımda bulunmayı çeşitli bahanelerle reddederler.

Atasını tanımayan Allah' ını tanımaz: Allah ataya saygıyı emreder. Türk töresi de aynı yolla ataya saygıyı önerir. Bu bakımdan atasını tanımayan Allah'ın emirlerine de karşı gelmiş, Allah'ını tanımamış demektir.

Ateş ile barut yanyana durmaz: Yan yana geldiklerinde olay çıkıcak kişiler ile, yanyana geldiklerinde tehlikeli reaksiyon meydana getirecek maddeleri bir arada bulundurmak sakıncalıdır.( Kadın ile erkek içinde kullanılan sözdür.)

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz: Bir yerden devamlı söylentiler yayılıyorsa o söylentilerin gerisinde bir suç ve suçlunun bulunduğunu düşünmek gerekir.

Atım tepmez İtim kapmaz deme: Bütün insanların yaradılıştan gelen sert, olumsuz tarafları vardır. Bunlar eğitimle kontrol altına alınabilir. Ama hiç umulmayan zaman ve ortamda kişinin ta içinde kalmış davranışları meydana çıkabilir. Bu davranışlar etrafındakileri kırıp incitebilir.

Atın ölümü arpadan olsun: Bazı kişiler kendilerine yasak edilen yiyicekleri zararlı olduğunu bile bile yerler. Ölürsem öleyim, hasta olursam oluyum diyerek kendilerini savunurlar.

Atta karın, yiğitte burun: İyi soylu atın karnı, yiğitinde burnu büyük olmalıdır.

Ava giden avlanır: Başka kimseler hakkında kötülük yapmayı düşünen kimseler, başkalarına kurdukları tuzağa bir gün kendileri mutlak düşerler.

Avcı ne kadar av bilse, ayı o kadar yol bilir: Toplumda başkalarını yenmek için çeşitli hileler uygulayan kişiler vardır. Ama yenilmek istenen kişiler de bunu bildikleri için çeşitli yollarla bu düzenlere karşı koyar, kendilerini kurtarırlar. Kişiler, kendilerine kötülük edecek kimseleri iyi tanıdıklarından daha dikkatli olur, önlemlerini alırlar.

Avrat malı kapı mandalı: Kendi yuvasını kendi emeği ile kuran erkek karısının malından istifade etmeyi düşünmemelidir. Eğer karısının malını kullanırsa gün gelir karısı tarafından başına kakılır. Bir defa da başa kakıldı mı artık bu durum durmadan tekrar eder ve ailede huzur kalmaz.

Ayağa değmedik taş, başa gelmedik iş olmaz: Kişi yaşamı süresince pek çok olayla karşılaşır.Onları göğüsler. Tecrübe kazanır. Yaşamında güçlükleri yenmeyi öğrenir. Felaketlerden ders alır.

Ayağını sıcak tut, başını serin, gönlünü ferah tut, düşünme derin: Toplum içinde rahat bir yaşam sürmek isteyen kişiler sağlığına dikkat etmelidirler. Ayakları üşütmek pek çok hastalığın sebebidir. Dikkatli ve uyanık olmak içinde başı serin tutmak lazımdır. Bunun yanında herşeyi dert etmemek sağlık için gereklidir.

Ayağını yorganına göre uzat: Elindeki imkanları giderlerine göre ayarlamak lazımdır. Giderler gelirini aşarsa zor duruma düşersin, zor günlere katlanmak zorunda kalırsın.

Ayranım ekşidir diyen olmaz: Her kişi neyi ele almışsa onun iyi olduğunu savunur. Mal satan en iyi malın kendisininki olduğunu, dostunu öven, en iyi dostun kendi dostu olduğunu savunur. Savunduğu kavramlar haklı olarak eleştirilirse bile, o kişi bunları kabul etmez.

Az eli aşta gör, çok eli işte gör: Yemek yapmak fazla ele ihtiyaç göstermez. Bir kişinin idaresinde hazırlanan yemek çok daha iyi olur. İş ise öyle değildir. Parçalara ayrılan işi ne kadar çok kişi paylaşırsa o kadar çabuk sonuç alınabilir.

Az tamah çok ziyan getirir: Elinde bulunanlarla yetinmeyip daha fazlasını elde etmek için oraya buraya hücum edenler sonunda ziyana uğrarlar.

Az veren candan, çok veren maldan: Yardım için bir sınır çizmek mümkün değildir. Malı az olan az yardım yapabilir. Malı çok olan yardım yaparken bunu görünce küçümsememelidir. Yardım içten, içtenlikle yapılır, severek yapılmalıdır.

Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz: Her, çok olan şey az olandan; az olanların biriktirilmesi ile meydana gelir. Az olanları küçük ve hor görenler çoğu elde etmekten ümitlerini kesmelidirler.

Azıcık aşım kaygısız başım: Elindekilerle yetinmesini bilen kişiler mutlu olurlar. Elindekilerle yetinmeyip daha çok, daha çok isteyenlarin içini hırs ve kinkaplar. Mutlu ve huzurlu olamazlar. İnsanlar huzurlu olmayı elindekilerle yetinmekle bulurlar.


 

Atasözleri B Harfi

Baba ekmeği zindan ekmeği, koca ekmeği meydan ekmeği: Kadınlar için belli zamana kadar babasının evinde kalmak normaldir. O evin kurallarına uymak zorundadır. Evlendikten sonra kocası ile kendi evini kuracaktır. Kendi evinde kendi kurallarını kendisi koyacağı için daha rahat, daha huzurlu olacaktır.

Baba koruk yer, oğlunun dişi kamaşır: Aile reisi olan babanın önceleri yaptığı kötü bir işin sıkıntısını oğlu çeker. Çocuğu çeker.

Babadan mal kalır, kemal kalmaz: Babası ölen kişiye babasının malları kalır. Ancak babasının iyiliği, olgunluğu, fazlileti kalmaz. Çocuk bunları babası ölmeden öğrenmelidir. Öğrenmezse babası ne kadar mükemmel olursa olsun kendisi basit bir insan olmaktan öteye geçemez.

Babası ekşi elma (koruk) yer, oğlunundişi kamaşır: Babasının kötü şöhreti oğlunu da kötü olarak etkiler.

Babası oğluna bir bağ bağışlamış, oğlu babasına bir salkım vermemiş: Aileler, çocukları için büyük çaba sarfederler onların yetişmesi için fedakarlıklarda bulunurlar. Ama evlatlar babaları için küçük bir fedakarlık yapmaktan çekinirler.

Babaya dayanma, kadına güvenme: Baba ne kadar zengin olsa da malı bir gün tükenir. Bunun için kişi babasına değil kendine güvenmelidir. Kadın ise kolay etkilenen varlık olduğu için verilen sırları bir başkasına aktarabilir. Bunun için kadına güvenip sır vermek doğru değildir.

Baca eğri de olsa dumanı doğru çıkar: Yaradılış itibariyle iyi olan kişi en kötü ortamda bile olsa bu niteliği kaybetmez.

Bağ babadan, zeytin dededen kalır: Bağ zeytine göre daha çabuk yetişir. Kişi diktiği bağın ürünlerini alabilir. Zeytin ise çok geç ürün verdiği için, bugün ürün veren zeytin çok eskiden dikilmiş olmalıdır. Aile içinde köklü işler yapılmalıdır. Bu işlerin sonuçlarını yapanlar görmez ise de onlardan sonra gelenler görür; rahat eder. Bir konuda faydalı olmak için mutlak bizim sonuçlarını almamız şart değildir. Bizden sonrakilerin de faydalanacağı işler yapmak da faydalı ve başarılı olmaktır.

Bağ demiş ki: Bak bana, bakayım sana: Kişi ürün veren tarlası veya bağıyla ne kadar çok meşgul olursa sonuçlar o kadar iyi olur. İyi ürün alır. İşine bütün gücüyle sarılan kimseler başarılı sonuçlar alırlar.

Bağa bak üzüm olsun, yemeğe yüzüm olsun: Bir şeyden yeteri derecede verim alabilmek ona gerekenden çok ilgi gösterilmeli, gerekli harcamalar da kesinti yapılmadan yapılmalıdır.

Bağın taşlısı, kadının saçlısı: Taşlı arazideki bağ iyi olur. Uzun saçlı kadın da güzel, sevimli ve gösterişlidir.

Bahşiş atın dişine bakılmaz: Belli bir harcama yapılmadan emek sarfedilmeden elde edilen malın, bazı yerleri kusurlu bile olsa üzerinde söz edilmez, eleştirilmez.

Bakan göze yasak olmaz: herkesingözü önünde meydana gelen olaylara herkes bakar. Bakma denemez. Önlenemez. Bunun içindir ki toplum karşısında yapılacak hareketlere dikkat etmek gerekmektedir.

Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur: En faydalı alet bile uzun süre bakımsız bırakılırsa çalışamaz duruma gelir. Verim almak istiyorsak kullandığımız her şeye dikkatle bakmalıyız. Bakımı zamanında yapılan aletler verimli olarak çalışabilirler. Kişinin sağlığı bile bunun örneğidir. Kendine bakmayan kişi hastalanır.

Bakmakla usta olunsa kediler kasap olurdu: Bir iş yalnızca görmekle öğrenilmez. Uygulamak öğrenmenin temel şartıdır. Denemeler kişi için en iyi öğreticidir.

Bal demekle ağız tatlanmaz: Güzel sözler söylemekle güzel şeyler her zaman gerçekleşmez.

Balla kaymak yenir ama, her keseye göre değil: Maddi gücümüzü yaşantımıza uydurmak zorundayız. Eğer bu uyumu sağlayamazsak hayatımız sıkıntılar içinde geçer.

Bal olan yerde sinek de olur: Nerede iyi ve güzel bir şey varsa orada o güzel şeyden istifade etmek isteyen pek çok kimseler bulunur.

Bal tutan parmağını yalar: Bazı kimselere önemli işler verilmiştir. Kişi bu işleri yaparken kendi çıkarını da düşünür. Görevini az da olsa kendi çıkarları için kullanır.

Balcının bal tası var, oduncunun baltası: Toplumda birçok kişi iş yapar. Bu işler yapılırken işin gereğine uygun olarak alet kullanmak gerekmektedir.

Balçığı duvara vur, tutarsa da hoş, tutmazsa da hoş: Kişi boş durmamalıdır. Kişiler boş duracaklarına faydası az olan işlerde çalışabilirler. Bir işin faydası az, ama ziyanı da yoksa boş duracağımıza bu işi yapmak her zaman faydalıdır.

Balık baştan kokar: Başta bulunanların, yönetenlerin iyi olmadığı topluluklarda yapılan her şey bozuk ve kötü olur.

Balın olsun, sinek Bağdat'tan gelir: İmkânları çok olan kimselerin etrafında her zaman çıkarcı kişiler bulunur. Bunlar yakınlar da olur. Uzaktan da gelebilirler.

Balta değmedik ağaç (Orman) olmaz: Kişinin hayatı tekdüze değildir. Sevinçli günleri kederli günler, onu yine sevinçli günler takip eder. Bunun içindir ki hayatında başına kötü işler, felâket gelmeyen kimse olamaz.

Bana benden olur her ne olursa, başım rahat olur dilim durursa: Kişi ağzından çıkanı iyi bilmelidir. Rahat ve huzurlu bir yaşam istiyorsak konuşmalarımıza çok dikkat etmeliyiz.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın: Kişi nemelâzımcı olmamalıdır. Kendisine zararı dokunmasa bile toplum için zararı olan her konuda toplumun yanında olmalıdır. Belki bir zaman ziyan görmeyebilir. Gün gelir konu onu da ziyana sokar.

Barut ile ateş bir arada bulunmaz: Yan yana geldiğinde tehlike oluşturucak her şey ayrı tutulmalı, yanaştırılmamalıdır. Sonra olaylar kaçınılmaz olur.

Baskın basanındır: Düşmanını gafil avlayıp önce hareket eden başarı olur.

Bir ağır gerek, kulak sağır: Kişi ağırbaşlı olmalıdır. İşittiği her dedikoduyu duymamalı veya duymamış gibi davranmalıdır.

Baş nereye giderse ayak oraya gider: Bir toplumda idareci, lider olan kişi ne yaparsa diğerleri de onu yaparlar.

Baş sağlığı, dünya varlığı: Kişinin sağlıklı olması bulunmaz nimetlerdendir. Sağlam kişi her işte başarılı olur. Bunun için de büyük Atatürk (Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur) demiştir.

Baş yarılır börk içinde, kol kırılır yen içinde: Aile içinde veya yakın komşular arasında olanları başkalarına anlatmak doğru değildir. Çünkü bugün olan kırgınlıklar kısa sürede düzelebilir. Başkalarına ulaştırılan sırlar, bozulan ilişkilere yabancıların karışmasına neden olur ki düzeltilmesi çok zorlaşır.

Baş yastığı baş derdini bilmez: İnsanın derdi sıkıntısı içindedir. En yakınları bile bunu bilip anlayamazlar.

Başa gelen çekilir: Elimizde olmayan nedenlerle başımıza gelen kötü olayları, felaketleri çekmekten başka çaremiz yoktur.

Başını acemi berbere teslim eden cebinden pamuğu eksik etmez: İşlerini deneyimsiz birine yaptıranlar, işlerinin idaresini deneyimsiz kişilere verenler bu kimselerin yaratacağı zararları çekmeye, sıkıntılara katlanmaya hazır olmalıdırlar.

Bayram eti ile it tavlanmaz: Ele geçen fırsatlar­la, önemli bir işi, bir konuyu geliştirip büyütmek mümkün değildir. Fırsatlar ne kadar iyi olursa ol­ 
sun devamlılığı olmadığı zaman sürekli bir iş yapı­lamaz.

Bedava sirke baldan tatlıdır: Para verilmeden elde edilen, emeksiz elde edilen şeyler (nimetler) kişinin çok hoşuna gider. Ancak alışkanlık haline getirilirse kötü bir huy edinilmiş olur.

Bekarlık maskaralıktır: Bekar olan kimse ba­kımlı değildir. Bir kadının titizliğini yansıtmaz. Ba­kımsız, pis ve dağınık olduğu için genellikle alay konusu olur.

Bekarlık sultanlıktır: Sorumluluk kabul etme­yen, aile sorumluluğunu yüklenmekten kaçan kim­seler için bekarlık zor bulunur bir mutluluktur. Rahatlıktır.

Beleş (bedava) atın dişine bakılmaz: Belli bir emek veya para vermeden elde edilen her şey iyi olmasa da güzel olarak kabul edilir.

Beni sokmayan yılan bin yaşasın: Bizzat bana zarar vermeyen, fakat başkasına zarar veren şeyle­ri engellemek benim için gereksizdir. Başkalarının ziyanı beni etkilemez. Onun için bu tip ziyan veren kişilere dokunmak doğru değildir.

Besle kargayı oysun gözünü: Yakınlık gösterip korunulan kıymet bilmez kişiler kendilerine iyilik yapan kişilere fenalık yapmaktan çekinmeyecek karakterdedirler.

Beslemeden kadın, gül ağacından odun olmaz: Gül narin ve kıymetli bir bitkidir. En kalın ye­rinden bile odun olmaz. Yakılsa da odun değerin­ de değildir. Besleme ise onun bunun terbiyesinde büyüdüğü için ev kadınlığını bilemez, bunun içindir ki ev kadını olması zordur. Mümkün değildir.

Beş parmak bir değildir: (Beş parmağın beşi bir ol­mamak): Gerek bir aile içinde gerekse bir toplulukta beraber bulunanların arasında zeka, davranış, yetenek, yaradılış yönünden ayrım bulu­nur.

Beylik çeşmeden su içme: Devlet ile olan ilişki­lerde daima ölçülü davranmalıdır. Hükümetin kişiyi ne zaman zor duruma düşüreceği, akla hayale gel­meyen bir problem ile karşılaştıracağı hiç belli olmaz.

Beylik vermekle, yiğitlik vurmakla: Bey kişi soylu ve zengindir. Zenginliğinin belirtisi de etrafın­da bulunanlara, yoksullara yardım ile belli.olur. Yi­ğit kişide atılgan kişidir. Hareketli, gözünü budak­tan sakınmaz durumda olmalıdır ki onun da yiğitliği belli olsun.

Bez alırsan Musul'dan, kız alırsan asilden: ­ Alış verişte, alacağımız şeyleri aldığımız yeri bilerek ve güvenerek almak gerekir. Musul bezi iyi; soylu yerden alınan kızın terbiyesi de üstün olur. Namus ve şerefine güvenilir.

Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez: Bıça­ğın açtığı yara ne kadar derin olursa olsun belli bir zaman sonra iyileşir. Ama sözlerimizle karşımızda­ kinin gönlünde oluşturduğumuz üzüntü, kin ve kır­gınlığı düzeltmenin imkanı yoktur. Ayrıca düşün­meden söylediğimiz sözlerin başkaları üzerinde açtığı maddi ve manevi ziyanları da karşılamamız mümkün değildir.

Bilen bilir, bilmeyen aslı var sanır: Bir kişinin kişiliğine yakışmayan davranışları ona yakıştırarak dedikodu yapanlar vardır. Bu dedikoduların aslı ol­madığını o kimseyi tanıyanlar biıir, ama tanımayanlar bu hareketleri o kişinin yaptığını zannederek o kimse hakkında kötü konuşurlar. Kötü davranırlar. Bunun için dünyada en kötü şey yalancılık ve iftira­cılıktır.

Bilinmedik aş, ya karın ağrıtır ya baş: Bilmedi­ğimiz, yararına kesin olarak inanmadığımız şeyleri yemek çok kere ziyan verebilir. Bunun için bildiği­miz besinleri yemek, bildiğimiz işleri yapmak daha yararlıdır.

Bilmernek ayıp değil, öğrenmernek ayıp: Toplumlarda insanların her şeyi bilmelerine imkan yok­tur. Her şeyi bilmemek bunun içindir ki kusur veya eksiklik olarak kabul edilmez. Ancak bir konuyu öğrenmeden ve önceden bilgi sahibi olmadan yapmaya kalkışmak hatalıdır. Bunun için gayret göstermemek hatadır. Bu hatalara düşecek olur­sak zararlı veya yanlış işler yapmak zorunda kalırız. Bundan dolayı akıllı kişiler bilmediklerini sorar, öğ­renlr, hata yapmak durumunda kalmazlar.

Bin dost az, bir düşman çok: Dost kişinin iyiliğini ister, ne kadar çok olursa o kadar iyidir. Ancak dost kişinin iyiliğini istediği için-eksikliklerine bak­maz. Oysaki bir düşman kişinin eksik, yarım ve hü­cum edilecek taraflarını arar. Bulduğu anda da hiç umulmayan bir şekilde ve zamanda hücum edip büyük zarar verebilir. Bunun içindir ki bir düşmanın varlığı tehlikelidir.

Bin işçi, bir başçı: Bir işin başında o işi bilen,o işten-anlayan bir yönetici bulunmazsa o. iş başarılı olmaz, yürümez.

Bin nasihatten, bir musibet yeğdir: Kişiyi her zaman nasihat ile doğru yola getirmek mümkün değildir. Sözler kişilerin üzerinde fazlaca ve istenil­diği gibi tesir etmez. Kişi bunları, dinlemektense yanlış yolunda devam eder. Ancak devam ettiği yolda başına bir felaket gelirse o zaman yanlış yol­da olduğunu çok gabuk anlar. Pek çok nasihatin yerine getiremediği olayı bir felaket sağlar.

Bin tasa bir borç ôdemez: Kişi problemlerini üzülerek, sıkılarak ortadan kaldıramaz. Derdi sıkın­tısı'ne ise o konuda çalışmalı, gayret gösterilmeli­dir ki kişi dertlerinden, sıkıntılarından, borçlarından kurtulabilsin.

Bir acı kahvenin bin yıl hatırı vardır: En küçük iyilikler bile unutulmamalı günü geldiğinde yapana veya başkasına iyilikle cevap vermelidir. Böyle ya­pılırsa iyilik edenler çoğalır, ınsanlar arası yakınlaşma ve huzur artar.

Bir, ağaçta gül de biter diken de: Bir aileden iyi kimseler de çıkar, ailenin şanına uygun olmayan hareket edenler de çıkar, iyi olmayan kimseler de çıkabilir.

Bir baba dokuz evlat besler, dokuz evlat bir babayı besleyemez: Babalar ne kadar çok evlatları olsa onlara bakıp besler, büyütürter. Ama evlatlar büyüyüp para kazanmaya başlayınca ihtiyar baba­larını birbirlerine devrederler, baba. da açıkta bakımsız kalır çok defa.

Bir çiçekle yaz olmaz: Küçük bir güzellikle bü­yük bir sonuca, erişllmez. Çalışmalanrmzda takip ettiğimiz yol iyi sonuçlar. verse de daha iyisini ya­pabilecek yöntemleri denemekte yarar vardır.Dün­kü iyi sandığımız ve bizi mutlu eden yoldan daha gelişmiş yol ve yöntemler vardır. Bunları bilmek, aramak, bulmak yararlıdır.

Bir dirhem et bin ayıp örter: Çok zayıf olmak iyi değildir. Kişiyi çirkin gösterir. Biraz şişman ol­mak ise kişiyi güzel ve alımlı gösterir.

Bir elin nesi var, iki elin sesi var: Büyük işlerin başarı ile bitirilebilmesi için, kişilerin beraberce ha­reket etmeleri gereklidir. Bir kişiye yapılan haksızlık içinde aynı yöntem uygulanmalıdır. kötülük yapan kişi kuvvetli olabilir. Ama kötülüğe uğrayan kişinin etrafında diğerleri de birleşirse, onunla birlikte sal­dırgana karşı koyarsa toplumda saldırgan zorbalar ve zorbalık gelişemez. Bu da toplumun beraberce kazandığı zafer olur.

Bir felaket bin nasihatten yeğdir: Kişi kendisi­ne yapılan nasihatlerden genellikle etkilenmez. Ama ihmalinden dolayı bir büyük zarara uğrarsa onu bir daha unutamaz. Ondan sonra hareketlerini etkilendiği felaketi dikkate alarak yapar, ayarlar.

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır: Kü­çük dostlukların bile unutulmaması gereklidir. Baş­kalarından gördüğümüz küçük iyilikleri de unutma­mak gerekmektedir.

Bir günlük beylik beyliktir: Etrafındakilerden üstün ve güçlü duruma gelmek, emretmek güzel şeydir. Bu üstünlüğün süresi çok kısa olsa bile yi­ne de istenilir. Tercih edilir.

Bir insanı tanımak için ya alış veriş etmeli, ya yola gitmeli: İnsanlar alış veriş ve yolculukta iç­ yüzlerini pek saklayamazlar. Bunun içindir ki kişi­nin gerçek yüzünü anlamak için onunla yolculuk etmek veya alış verişe gitmek gereklidir.

Bir koltuğa iki karpuz sığmaz: Önemli işleri bi­rer birer yapmakta yarar vardır. Hepsi birden yapıl­mak istenirse başarılı olmak zordur.

Bir kötünün yedi mahalleye zararı vardır: Kö­tü kişilerin yaptıklan yalnızca kendilerini etkilemez. Ailesini, yakın çevresini, hatta mahallesini ve kentini de etkiler. Ahlaksız bir kişi, ailesi, mahallesi hatta çevresi için de yüz karasıdır.

Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır: Her küçük şeyin kendine göre bir önemi vardır, bu­nu iyi bilip küçüktür diyerek önernsememek doğru degildir, Bir vidası eksik olan makine önce saliana­rak. çalışmaya başlar, kısa sürede yalama olup çalı­şamaz hale gelir. Buna bağlı olarak çalışan bütün makineler de durur. Fabrika durur, üretim durur.

Bir musibet bin nasihatten yeğdir: Bir kişi yan­lış yolda ise başına gelen birçok olay ile ilgili nasi­hatler fayda vermez. Başına gelen bir kötü iş, bir yıkım onun aklını başına getirir. Doğru yola gelir.

Bir pire için yorgan yakılmaz: Küçük bir zararı, küçük bir yanlışı önlemek için büyük zarara, büyük yanlışlara girmek doğru değildir.

Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsm çekirge, üçüncü­sünde geçersin ele: Suçlu olan kimseler bir­ kaç defa yakalanmayabilirler. Ama bu böyle sürüp gitmez. Günün birinde mutlak yakalanıp bütün yaptıklarının cezasını çekerler.

Bir söyle iki işit: Kişi durmadan, düşünmeden konuştukça fazla hata yapar. Çok konuşmaktansa çok dinlemek iyidir. (Arsız, terbiyesiz kimseler için kullanılır. Her söze altta kalmamak için yanlış da ol­sa cevap vermeye çalışırlar.)

Bir şeyin önüne bakma sonuna bak: İyi başla­nılan bir iş hemen iyi sonuç vermeyebilir. Sonuç iyi değil diye vazgeçmek doğru değildir. iyi başlanılan işi devam ettirmek gereklidir. Baş tarafı iyi sonuç vermese bile sonunda mutlaka iyi sonuçlar vere­cektir. Bunun için başlanılan işi sonuna kadar de­vam ettirmelidir. İşin engelleri neyse onlar kaldırılır­sa iş doğru yolda ilerler.

Bir tutam ot deveye hendek atlatır: Küçük bir çıkar için bazı kimseler çok tehlikeli işlere girişirler. Hiç gerekli olmayan işler yaparlar.

Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden: Bir toplulukta «yemem» diyerek sofraya otur­maya nazlanan kimse, herkesten çok yer.Oturmam, «Şimdi kalkacağım» diyen de herkesten çok oturur.

Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar: Top­lumlarda gelir dengesi iyi ayarlanmalıdır. Gelirleri yüksek olanlar fakirleri düşünmeli ve gözetmelidir. İnsanların yardım duygusu her zaman etkin olmalı­dır. Bunlar yapılmazsa toplumlarda sosyal patla­malar olur. Toplumun dengesi bozulur.

Bitli baklanın kör alıcısı bulunur: En değersiz sayıp attığımız malları da değerli bulup alan kişiler her zaman bulunur. Bizim değersiz bulduklarımızın kendine ait değeri bulunabilir.

Boğaz dokuz bölümdür: Söyleyeceğimiz bir sözü çok düşünüp, tarttıktan sonra söylemeliyiz. Düşünmeden, sözünün nereye gittiğini hesap et­meden konuşan kimselerin başı dertten kurtulmaz; sevilmeyen kimseler olarak tanınırlar.

Bol bol yiyen, bel bel bakar: Zamanında ka­zandığını hesapsız harcayan kimse, kazanamadığı zaman zorluk içinde kıvranır.

Borcun yoksa kefil, vaktin çoksa şahit ol: Çok kere borçlu borcunu vaktinde ödemediği için kefil olan kişi öder. Bu hem sıkıntı hem külfettir. Şahitlik ise pek çok zaman kaybına sebep olur. Git gel sü­rer gider. Bundan dolayıdır ki mecbur olmadıkça kefil ve şahit olmak doğru değildir.

Borç ödemekle, yol yürümekle tükenir: Borç kendi kendine tükenmez, azar azar da olsa öde­mek gereklidir. Uzun bir yol da yavaş da olsa yürü­mekle sonuçlandırılır. Bunun için bir işi sonuçlan­dırmak için az da olsa zamanında ve devamlı çalış­mak gerekmektedir.

Borç yiyen kesesinden yer: Peşin para verme­den bir mal alınabilir, ama bunun bedeli bir gün gelecek belki de fazlasıyla ödenmek zorunluluğun­ da kalınacaktır.

Borçlu ölmez benzi sararır: Borç kişiyi belki öl­dürmez, ama ona çok zor durumlar yaşatır. Kişiyi üzer, etrafındakiler yanında küçük düşmesine ne­den olur.

Borçtan korkan kapısını geniş açmaz: Borç etmek, zor durumda kalmak istemeyen kişiler har­camalarını kendi kazancına göre ayarlamak zorun­dadır.

Boş çuval ayakta durmaz: Bilgisi ve görgüsü, başında bulunulan işe yeterli olmayan kişi o işte başarılı olamaz. Bunun için başına geçmek isteni­len iş ne ise onun hakkında bilgi sahibi olmak ge­rekir. Gerçekçi olmayan, sağlam bir temele daya­namayan bir işi, çok gayret harcasak da yürütme­miz mümkün değildir.

Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir: Boş gezmek, çalışmamak insanı tembelliğe alıştırır. Et­rafındaki kimselerin kişi hakkında kötü kanılar kazanmasını sağlar. Çalışmak ise bir çıkar karşılığın­da olmasa da kişinin yeteneğini artırır, etrafında saygınlık kazanmasına yol açar.

Boşboğazı ateşe atmışlar, odun yaş diye bağırmış: Her aklına geldiğini söyleyen, geveze ve münasebetsiz kişiler toplum içinde sevilmezler. Çünkü her konuda, bilsinler bilmesinler etrafındaki­leri bıktıracak kadar uzun ve sıkıcı konuşurlar.

Boynuz kulaktan sonra çıkar, ama, kulağı geçer: Bir konu üzerinde çalışan kimselerden yete­nekli olanlar, konuya sonradan girdikleri halde daha öncekileri geçerler, geride bırakırlar.

Boz atın yanında duran, ya huyundan ya tüyünden: Kişi yakın ilişkisi olduğu çevre ve kişilerin et­kisinde kalır. Onların huy ve davranışlarını benim­ser. Bunun içindir ki çevremizdeki kişileri iyi seçmek mecburiyetindeyiz.

Böyle baş, böyle tıraş: Toplumaa her kişiye, ki­şinin durumuna göre davranılır. Kişinin davranışı neyse, o davranışa uygun cevap verilir.

Böyle gelmiş böyle gider: Asırlardan beri süre­ gelmiş hareketleri değiştirmek mümkün değildir. Bazı olayların tekrarlanmamasını istesek de değiştiremeyiz.

Bugün bana ise yarın sana: Yaşam süresince etrafımızdaki olaylardan ders almasını bilmeliyiz. Etrafımızda bulunanların uğradıkları felaketleri izle­yip ders almalı, çıkış yolları bulmaya çalışmalıyız. "Bana ne" demek doğru değildir. Çünkü bugün başkasının başına gelen felaketler başka bir gün bizim başımıza da gelebilir.

Bugünün işini yarına bırakma: Her kişi yapma­sı gereken işini gününde yapmalıdır. Daha sonraki günlerde başka işler çıkıp o işi unutturabilir. Unutu­lan bu iş ileride karşımıza bir eksiklik olarak çıkar. Belki önemini kaybeder. Yapılmak istense bile va­kit yetmediği veya önemini kaybettiği için yapıla­maz.

Bugünkü tavuk, yarınki kazdan iyidir: Elimiz­de bulunan imkanları yarın daha çoğunu elde ede­rim diyerek reddetmek doğru değildir. Bugünkü imkan elimizdedir, yarınkini ise elde edeceğimiz garanti değildir. Elde edemezsek elimizdekini de kaybetmiş oluruz.

Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa düşmeyince: Buğday tarlada kaldığı sürece birçok felaketlerle karşılaşıp yok olabilir. Yanar, sel gelir, hayvanlar yer. Ancak ambara girince kişinin olabilir. Oğul ise kişinin fakir olmadığı zamanda evlatlık görevini tam olarak ya­pabilir. Ama baba fakirleşince ve imkanlarını zen­ginliğini kaybedince yine evlatlık görevini yaparsa o zaman evlat olduğu belli olur.

Buldum bilemedim, bildim bulamadım: Kişi elinde fırsat varken kullanmayı bilemez. Kullanmayı bildiği zaman ise beklediği fırsatlar karşısına çık­maz. Akıllı kimse fırsatları zamanında, bilerek kullanandır.

Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş: İnsanlar en güzel ortamda da yaşasalar her zaman kendi doğup büyüdükleri yerleri unutarnazlar. Oraları isterler.

Bülbülün çektiği dili belasıdır: Toplum yaşa­mında her kişi dilini ustaca kullanmasını bilmelidir. Zamansız ve uygunsuz konuşmalar kişiyi her za­man dertlere iter. Sıkıntıya sokar. Bunun için kişi bu durumdan ders almalı nerede nasıl konuşaca­ğını bilmelidir.

Büyüğünü tanımayan Allah'ını da tanımaz: Türklerin töresinde büyüklere saygı başta gelir. Her küçük büyüğünü saymayı sevgi göstermeyi görev bilir. Tanrı da analara babalara hürmet ve saygıyı emretmiştir. Bunun içindir ki büyüğünü ta­nımayan kimse Allah'nın emirlerine karşı gelmiş olur. Dolayısıyla Allah'ını da tanımamış olur.

Büyük balık küçük balığı yutar: Toplumda güçlü kimseler güçsüzleri kendi emirleri altına alır­lar. Dünyada birçok devlet de aynı yolu izlemekte­dir. Bunun için her zaman kuwetli olmaya, kuvvetli kalmaya çalışmalıdır.

Büyük lokma ye büyük söz söyleme: Hayatta hiçbir zaman başkalarının durumunu küçümseme­melidir. Kendisinin böyle olmayacağını savunma­malıdır. Gün gelir küçük gördüğü duruma kendisi düşer. Sözümüz ağzımızdan çıkarken dikkat etme­liyiz.


Atasözleri C Harfi


Cahil adam meyve vermeyen ağaca benzer: Meyve vermeyen ağaç kıymetli ve yararlı bir, ağaç değildir. Cahil kimseler de etraflarına faydalı olamadıklarından, davranışlarında olumlu sonuçlar beklenmediğinden bulundukları çevrede sevilen sayılan, faydalı kişiler değildirler.

Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan 
güçtür:
 Deve düz yolda yürüyen bir hayvan­dır. Bir hendeği atlaması hiçbir zaman beklene­mez. Cahil kişiye de bir işin doğrusunu anlatmak, onu saplandığı görüş ve düşüncelerden ayırmak çok güçtür. Adeta imkansızdır.

Cahilin dostluğundan alimin düşmanlığı yeğdir: Alim her şeyi bilen kimsedir. Yaptığının so­nuçlarını bilir ve katlanır. Kendisi ile dost olmak ko­lay olduğu gibi düşman olunduğu zaman da bir noktada anlaşmak mümkündür. Çünkü alim kişi doğru düşünür. Cahil ise doğru düşünmediğinden hangi noktada nasıl düşündüğü ve onunla nasıl anlaşılabileceği mümkün değildir. Bunun için prob­lemlerin çözümünde bilgili kişilerle konuşmak an­laşmak daha kolaydır. Cahil kişiler iyi niyetli görün­seler de onlarla anlaşmak güçtür, hatta mümkün değildir.

Cami ne kadar büyük olsa imam bildiğini okur: Bir toplulukta çok kişi çok fikir olsa da karar vermek görevini üslenen kimse kendisinin doğru bildi­ği ne ise onu uygular. istediği konuları seçer, karar verir.

Can boğazdan gelir: İnsan hareketli ve iyi bir hayat yaşaması için yiyeceklerine dikkat etmelidir. Boğazına, yiyeceklerine dikkat etmeyen kimse ve­rimle çalışamadığı gibi yaşamı bile tehlikeye girer.

Can cümleden azizdir: İnsanlar kendi çıkarları­nı her zaman başkalarının çıkarlarından üstün gö­rürler. Başkalarının çıkarlarını düşünseler dahi aynı konuda kendi çıkarları bahis konusu olunca karşı­larındakiler için fedakarlık yapmaktan vazgeçerler, hatta aşırı derece bencil olurlar.

Can çıkmayınca huy çıkmaz: Huy insanın kişili­ğinin bir parçasıdır. Yaradılış, doğuş ile başlar. Ha­yat boyu kazanılan alışkanlıklarla da gelişir. Ama değiştirmek mümkün değildir. Kişi ölünceye kadar devam eder.

Canı acıyan eşek atı geçer: Karşılaştığı bir ko­nuda ziyan gören, canı yanan kimse bir daha aynı ziyana uğramamak için o konuyla karşılaşacağını anladığı zaman var gücü ile çalışır gayret sarfeder aynı duruma düşmez. Aynı duruma düşmediği gibi çabaları ile başarılı, takdir edilen kimse dahi olabi­lir.

Cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilmez: Hayatlarında dert, sıkıntı ve üzüntü çekmemiş olan ki­şiler mutluluğun kıymetini anlayamazlar.

Canı kaymak isteyen mandayı yanında taşır: Güzel ve varlıklı bir yaşam sürmek isteyen kişi, kendisine bu yaşamı sağlayacak olan kaynakları çok yakınında bulundurmalıdır. Bu yaşayışın getir­diği yükleri de göğüslemeyi göze almalıdır.

Cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilmez: Ha­yatlarında dert, sıkıntı ve üzüntü çekmemiş olan ki­şiler mutluluğun kıymetini anlayamazlar.

Cins kedi ölüsünü göstermez: Soylu kimseler çok zor durumda da olsalar problemlerini kimseye söylemezler. Durumlarını belli etmezler.

Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan 
ederler:
 Bazı kimseler başkalarını pohpohla­makla işlerini yürütürler. Parası bolalanları yücelte­rek paralarını sarfettirirler. Yiğit olanların da gölge­sine sığınarak onları ileriye sürüp kavga ettirirler ki bazen bu kişiler canlarını dahi kaybederler.

Cömert ile nekesin (Cimrinin) harcı birdir: Parasını deği­şik tipte harcayan kimseler vardır. İhtiyaçları için de olsa para harcamazlar bazıları. Gerekli eşyaların da en ucuzunu alırlar. Ama aldıkları eşya iyi olma­dığından bir süre sonra kırılır, eskir. Aynı eşyayı bir­ kaç defa almış olurlar ki bu para iyi bir malın para­sını geçer. Cömert ise gerekli yerde parasını harca­masını, yardım etmesini bilir. Alacağı malın iyisini alır. Bir defa alır. Uzun zaman da kullanır. Nekesise tutum yapacağım derken daha çok sarfetmiş olur. Hele insanların bir gün ölecekleri düşünülürse nekes davranmanın hiç de yararlı olmadığı hemen anlaşılır.


Atasözleri Ç Harf

Çabuk parlayan çabuk söner: Layık olmadıkla­rı Mide yüksek makamlara getirilen kimseler bir anda dikkatleri kendi üstlerine çekerlerse de bu görev için yetenekleri olmadığı için kısa zamanda yeteneksizlikleri ortaya çıkar. Bu parlak devirleri çok kısa sürer.

Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme: İnsanlar davet edildikleri yere mutlak gitmeli­dirler. Çünkü davet eden tarafından istenmektedir­ler. Davet edilmedikleri yere de gitmemelidirler. Çağrılmayan yere gitmek, yüzsüzlük ve arsızlık olur.

Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez: Çalı bit­kisi dikenli, zararlı bir bitkidir. Güzelliklerin simgesi olan gülün çalıda bitmesi düşünülemez, imkansızdır. Cahil kişiye de sözün doğrusunu anlatmak mümkün değildir. Cahil olduğu için kendi. bildikleri­nin dışında da doğruların bulunduğunu kabul et­mesi mümkün değildir.

Çalışmak ibadetin yarısıdır: Kişinin ailesini, bakmakla yükümlü olduğu kimseleri geçindirmek için çok çalışması gerekmektedir. ibadet kişiyi kö­tülüklerden sıyırır iyilik yolunda ilerletir. iyiliklerin en yücesi Tanrı yolunda çalışmak da kişiyi kötü duy­gulardan arındırır. iyilikler yapmasını, sevaplar ka­zanmasını sağlar. Bunun içindir ki çalışmak ibadetin yarısı kadar büyük değer taşır.

Çalma elin kapısını çalarlar kapını: Kişi haya­tında bilerek isteyerek kimseye kötülük yapmama­lıdır. Böyle bir kötülüğü yaptığı takdirde günün bi­rinde aynı kötülükler kendisine de yapılır.

Çam sakızı, çoban armağanı: İmkanlan fazla ol­mayan kimsenin verdiği hediye, armağan.

Çanağa ne doğrarsan, kaşığına o çıkar: Kişi geçmiş yıllarında ne kadar çalışmışsa ileriki yıllarda o kadar yararlanmak imkanını bulur. Hayatının geçmiş dönemlerinde iyilik yapan kimse ileride iyi­lik bulur.

Çarşambanın gelişinden perşembe bellidir: Büyük işler yapılmadan önce meydana çıkan belirtiler büyük işin durumunu az çok belli eder. Onun 
nasıl olup nasıl sonuç vereceğini anlatır.

Çarşı iti ev beklemez: Başıboş bir hayat yaşa­maya alışmış olanlar disiplinli bir davranışta bulu­namazlar. Sorumluluk gerektiren işlere giremezler.

Çatal kazık yere batmaz: Bir işte birçok kişi söz sahibi olursa o işten fayda ve olumlu sonuç alınamaz. 

Çay geçerken at değiştirilmez: Bir uygulamadan diğerine geçerken dikkat etmek gerekir. Tehli­keli davranışlar göstermemek sakınmak lazımdır.

Çıkmadık canda umut vardır: Kaybettiğimizi sandığımız bir konuda elimizde az çok ipucu varsa olayı bütünü ile kaybetmiş sayılmayız. Gereken ça­bayı gösterip konuyu kazanabiliriz. Son nefesini vermemiş bir kimseyi öldü kabul etmek yanlıştır. Bir etki, bir ilaç onu tekrar hayata döndürebilir.

Çıra dibi karanlık olur: (Mum dibine ışık vermez): Bazı insanlar başka kimselere çok yardım ederler. Onlar tarafından iyi olarak tanınırlar. Bu ki­şiler başkalarına yaptıkları bu yardımı en yakınla­rından esirgerler, en yakınlarına yapmazlar. Oysa yardıma en yakında bulunan ve ihtiyacı olandan başlamak gerekir.

Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak, cümlenin muradını verecek Hak: Her kul Allah'ından kendi çıkarları doğrultusunda istekte bulunur. Bu istekler birbirine zıt da olabilir. Ama Allah bu dilekleri şaş­maz bir düzen içinde, uygun gördüğü biçimde ye­rine getirir.

Çingeneye beylik vermişler, önce babasını kesmiş: Şımarık, ne oldum delisi olan kimseler elleri­ne bir yetki geçince kendilerini kanıtlamak için en yakınlarına dahi kötülük yapmaktan çekinmezler.

Çirkefe taş atma üzerine sıçrar: Çevrelerinde kötü, edepsiz tanınan kişilerle ilişkiye girmek doğru değildir. Onların kötülüklerinden büyük zarar görü­ lebilir. Terbiyesiz, cahil ve görgüsüz kişilerin tepki­sini çekecek işler yapmaktan sakınmalıdır.

Çivi çiviyi söker: Etkili bir olayın kişi üzerine bı­raktıkları, daha güçlü bir olay ile ancak ortadan kal­dırılabilir. (içki içenler kendilerine gelmek için bir­ daha içerler. Buna da çivi çiviyi söker derler.)

Çoban armağanı çam sakızı: Kişi malı gücü­nün yettiği kadar hediye verebilir, vermelidir.

Çobanı olmayan koyunu kurt kapar: Yöneteni olmayan, korunmayan bir toplum kolayca düş­manların egemenlikleri altına girer.

Çobanın gönlü olursa tekeden yağ çıkarır: Bir işde uzman olan kişi eğer arzu ederse en olmaya­cak sanılan işleri bile başarı ile sonuçlandırır.

Çocuğun yediği helal, giydiği haram: Çocuklar gelişen, büyüyen varlıklardır, iyi bakılmaları ge­rekmektedir. Ne kadar iyi bakılırlarsa o kadar iyi ve çabuk gelişirler. Ama giydikleri için başka türlü düşünmek gereklidir. Çocuklar en iyi elbiseleri dahi çok çabuk kirletir ve parçalarlar. Çocuklar çabuk büyüdükleri için bu yıl alınan giysiler gelecek yıl sağlam kalsalar bile giyilmezler. Çünkü ufalmışlar­dır. Bundan dolayı çocuklar için alınan giysiler çok pahalı ve lüks şeyler olmamalıdır. Böyle yapılırsa ziyan edilmiş, paralar boşa harcanmış olur.

Çocuk düşe kalka büyür: Her çocuk yürümeye başladığı sırada sık sık düşer, canı yanar. Bu du­rum anne ve babayı üzer. Çocuklar büyürken bu devrelerden geçerler. Anne ve babaların üzülmesi boşunadır, üzülmemelidirler.

Çocuktan al haberi: Her şeyi çocukların yanın­da konuşmak doğru değildir. Çocuk bunları duyar söylenmeyecek yerde söyler, ailesi için zor durum­lar yaratabilir. Her olayaile içinde konuşulur. Ama başkalarının bilmesi istenmez. Çocuk ise art niyet, yalan nedir bilmediğinden bu gizliliği anlayamaz ve her şeyi başkalarının yanında çekinmeden konu­şur.

Çoğu zarar azı karar: Girişilen bütün işlerde çok aşırı hareket etmemelidir. Dikkatleri büyük ölçüde üzerimize çekecek davranışlardan kaçınmalı­dır. Böylece başkalarının dikkatlerinden uzak, mut­lu bir ömür sürmek elimizdedir.

Çok arayandan, çok soran yeğdir: Bilmediği­miz bir yeri çok aramak, bilinçsizce aramak fazla zaman kaybına sebep olur. Bilerek ararsak yani gerekli yerlere sormayı ihmal etmezsek aradığımızı daha kolay buluruz. Bundan dolayı yapılan işlerde çok zaman ve emek harcamak yerine, sormayı işin tekniğini öğrenip ona göre hareket etmeyi kural kabul etmelidir.

Çok bilen çok yanılır: Çok şeyi bilmek her şeyi bilmek değildir. Çok şey bilen kimse her şeyi bile­ceğini zannettiği zaman bilmediği pek çok şeyle karşılaşır. Şaşırır. Kendine güveni kaybolur, yanılgı büyük olduğu için bildiği şeylerde dahi tereddüte düşer. Kişi çok şey bildiğine güvenmeden karşılaş­tığı konuda iyice düşünüp ondan sonra gereğini yapmalıdır.

Çok gezen çok bilir: Çok gezen kişi yeni yeni yerler gördüğü için yeni yeni şeyler de öğrenir. Böylece bilgisi artmış olur.

Çok havlayan köpek ısırmaz: Karşısında bulu­nanlara bağırıp çağıran tehditler savuran kişinin hiddeti bir zaman sonra geçer, kişi normale döner, kimseye de bir şey yapmaz. Devamlı sessiz bulu­nan kimselerin ise kızdıklarında ne yapacakları belli olmaz. Hiç umulmadık bir zamanda, umulmayan. bir kötülüğü habersizce yapmaları her zaman mümkündür.

Çok koşan çabuk yorulur: Çok çalışan kimse­ler kendilerine bakmayı, gerekli zamanlarda dinlen­meyi bilmelidirler. Hep çalışacağım diyen ve dur­madan çalışan kişiler hedeflerine ulaşamazlar. Kısa zaman içinde yorulurlar. iş yapacak güçleri kal­maz. isteseler de işlerini bitiremezler, hedeflerine ulaşamazlar.

Çok mal haramsız, çok laf yalansız olmaz: Pek fazla mal sahibi olan kimselerin bu mallarının elde edilmesinde kanunsuz yollara da başvurduğu akla gelir. Kanunlara uygun yoldan bu kadar mal kazanmak mümkün değildir. Çok fazla konuşan ki­şiler de sözlerine ilgiyi sürdürebilmek için konuş­malarına az da olsa hakikat olmayan sözler; yalan katmak zorunda kalırlar. Buna mecbur olurlar. Haksız mal elde etmek onunla öğünmek, çok ko­nuşarak etrafındakilere yalan yanlış şeyler söyle­mek insan olmanın özelliklerinden değildir.

Çok naz aşık usandırır: Aşık, sevdiğinin her hareketini kabul eden büyük fedakarlıklar yapan ki­şidir. Nazlanmada aşırı gidildiği zaman aşık dahi ­ sevdiğini terk eder. Bunun için nazlanma tadında bırakılmalıdır. Nazlanmada aşırılığa gitmek fayda yerine zarar verir.

Çok okuyan değil çok gezen bilir: Çok gezen kimse kafasındaki bilgilere; gördüğü yaşadığı olaylardan elde ettiği uygulamalı bilgileri de ekleyince bilgisi çoğalır. Gezilip görülen yerlerden elde edi­len uygulamalı bilgiler ise çok zor unutulur. Bunun için çok gezenin bilgisi sağlam ve köklüdür. Çok okuyan ise hayali bilgiler edinir. Bu bilgiler çabuk unutulur. Ayrıca kitaplar her yerin her şeyini tam olarak anlatmazlar. Anlatan kitaplar da olsa okuyu­cunun hepsini bulup okuması imkansızdır. Bu sebeple çok gezenin bilgisi detaylı, köklü ve unutul­mazdır. Çok okuyanın bilgisi ise detaysız, köksüz ve çabuk unutulur niteliktedir. Bu nedenden çok gezenin bilgisi, çok okuyandan fazladır.

Çok söyleme arsız, aç bırakma hırsız edersin: Kişiye her zaman usandıracak şekilde sözler söy­lememeli. Bu sözler günün birinde dinlenmez olur. Daha da üstelenecek olursa söz söylenen kimse olumsuz cevaplar vererek söz söyleyeni zor du­rumda bırakabilir. Geçimini sağlamaya çalıştığımız insanları bilerek isteyerek aç bırakmamalıvız. Aç kalan kişi belli bir zaman belki sabreder. Ama so­nunda karnını doyurmanın kısa yolunu arar. Hırsız­lık yapabilir. Bundan dolayıdır ki karşımızdakinin ihtiyaçları giderilmeli, onunla lüzumsuz konuşma­lar yapılmamalıdır.

Çok yaşayan (okuyan) bilmez, çok gezen bilir: Çok yaşayan, çok okuyan kimseler birçok bilgi edinirler. Ama çok gezenler değişik, hatta kitaplar­ da olmayan bilgileri de öğrenmiş olurlar. Bu se­beple çok gezen kimsenin çok bilmesi doğaldır.

Çöreğin büyüğü unun çoğundan olur: Bir ça­lışma sonucunda başarının çok olması o çalışmaya başlanırken imkanların çok ve iyi olmasına bağ­lıdır. imkanlar ve araçlar iyi olursa yapılan işde başarı da çok olur.

Çürük baklanın kör alıcısı bulunur: Bir mad­denin işe yaramaz olduğuna hemen karar verme­melidir. İşe yaramaz zannettiğimiz malların da alıcı­sı bulunabilir. İyisini bilmeyip alan kötüsünü de bu­iabilir.

Çürük tahta çivi tutmaz: İşe yaramaz, esas ni­teliği bozulmuş bir şeyi ne kadar uğraşılırsa uğra­şılsın eski haline getirmek mümkün değildir. Bu­nun için işe yaramayan konularda harcanan zamana yazık olur.


Atasözleri D Harfi

Dağ başından duman eksik olmaz: Toplumlar­da herkesin bildiği zenginliğe sahip olanlar ile yük­sek mevkilerde bulunan kişilerin zenginliklerinin ve mevkilerinin getirdiği üzüntü ve sıkıntıları vardır. Bu sıkıntılar zenginlik ve yüksek makam devam ettiği sürece hemen hemen hiç eksilmez, zaman zaman 
da artar.

Dağ dağ üstünde olur, ev, ev üstünde olmaz: En olmayacak şeylerin bir gün olması düşünülebi­lir. Ama bir mekan içinde iki ailenin beraberce yaşaması düşünülemez. Maddi imkanlar buna mani olur. Maddl imkanlar olmasa da iki aile arasında mutlak oluşacak geçimsizlikler, problemler buna imkan vermez.

Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur: Birbirini çok seven dostlar, arkadaşlar ayrılmak zo­runda kalsalar da- bir gün gelir tekrar kavuşurlar. Kavuşma ihtimaleri çok kuvvetlidir.

Dağ ne kadar yüce olsa, yol onun üstünden geçer: Kişi ne kadar zengin, ne kadar da güçlü olsa kendinden daha zengin, daha güçlü bir kimse tara­ 
fından eleştirilmesi kaçınılmazdır. Bunun için hiç kimsenin kendini diğer kişilerden üstün görmesi doğru değildir.

Damraya damlaya göl olur: Küçük şeyleri önemsizdir diyerek azımsamak doğru değildir. Küçük şeyler bir araya toplanınca büyük bir varlık meydana getirirler. Küçük şeylerin kıymetini bilmeliyiz. Önemsizdir diyerek ziyan etmemeliyiz. Bir ke­nara konan, ziyan edilmeyen küçük şeyler, gün gelir büyük bir problemin kolayca hal'edilmesini sağlar.

Danışan dağı aşmış, danışmayan yolu şaşmış: Bilmediğini veya iyi bilmediği şeyleri başkalarına sorup öğrenen kimse, işi iyi ve çabuk bitirir. Sor­mak, fikir almak istemeyenler ise zorluklar içinde çabalayıp dururlar, başarı da elde edemezler.

Darı unundan baklava, incir ağacından oklava ol­maz: İyi olmayan malzeme ile iyi ve güzel bir iş meydana getirilemez. Yeteneği olmayan kişiler faydalı ve güzel bir işi başaramazlar.

Davacın kadı olursa yardımcın Allah olsun: Yaptığınız suç sizi yargılayan kimseye karşı ise çok zor durumda kalınır. Kendinizi kurtarmak mümkün değildir.

Davetsiz gelen döşeksiz oturur: Çağrılmadan bir yere gidenler kendileri için ağırlanmayı bekle­memelidir.

Davul dengi dengine diye çalar: Birlikte yaşa­yacak, arkadaş olacak veya evlenecek insanların dengiyle, eşitiyle beraber olması lazımdır. Yoksa yapılacak her işde başarısızlık kaçınılmaz olur.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir: Bize uzaktan hoş gelen olayların hepsinin iyi ve güzel olduğunu düşünmek doğru değildir. Olayların içine girildiğin­de bize güzel ve hoş geldiği şekilde olmadığı görü­lecektir.

Dayak cennetten çıkmıştır: Dayak birçok prob­lemin ortadan kalkmasına yarayan, kötüleri doğru yola getiren bir eğitme aracıdır.

Dazlayan (kusur arayan) daza düşer, kel başlı kıza düşer: Çok titiz, çok zor beğenen müşkülpesent kimseler bu durumları gereği çok kere isteme­ 
diği, beğenmediği şeyleri almak durumunda kalır­lar. Fazla müşkülpesentlik iyi değildir.

Debbah sevdiği deriyi yerden yere vurur: Toplumda sevdiğimiz kimseleri çok iyi yetiştirmek için onlara bazı zamanlarda sert hareketlerde bu­lunmak mecburiyetinde kalırız. Bunu onların yararı, daha iyi yetişmeleri için bilerek ve isteyerek yapa­rız.

Dedesi koruk yemiş, torununun dişi kamaşmış: Aile içindeki bazı davranışlar babadan oğula geçerek devam eder.

Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan: Or­taklık yapan kişiler: karı koca arasında ilişkiler kar­şılıklı olmalıdır. İki taraf da birbirine sevgi besler saygı ile bakarlarsa uyuşma, anlaşma iyi ve güzel bir şekilde devam eder. Böyle yapılmazsa dostluklar çabuk bozulur.

Deli arlanmaz, sahibi arlanır: Kötü, etrafta hoş karşılanmayacak davranışta bulunan kimseler yap­tıklarını umursamasalar bile, aileleri bu durumdan utanır, sıkılır, eziklik duyarlar.

Deli deliden, imam ölüden hoşlanır: Toplum içinde yaşayan insanlar kendi dengi olan kimseler­le konuşmaktan, kendilerine çıkar sağlayacak işler­den hoşlanırlar.

Deli deliyi görünce çomağını gizler: Ömrünü başkalarına saldırmakla, hücum etmekle geçirmiş kimseler kendilerinden daha güçlü ve saldırgan bi­rini görünce bir köşeye çekilirler, sinerler.

Deli ile devletli bildiğini yapar: Deli mantıklı hareket etmekten yoksun olduğu için aklına geleni yapmak ister. Büyük yetkilere sahip kişiler de yet kilerine dayanarak istediklerini yapmak isterler. En­gel olununca da yetkilerini bu yolda kullanıp engeli ortadan kaldırırlar.


Deliye bal tattırma, köyde katran tulumu komaz: Aklı tam olmayan kimseler bir defa tattıkları ve hoşlandıkları her şeyi devamlı isterler. Hatta bir tarafından hoşlarına giden şey tam olarak ona ben­zemese de yine onu elde etmek için bütün güçleri­ni kullanırlar, elde etmeye çalışırlar.

Deliye her gün bayram: Deli düşünmekten, ile­riyi görmekten, etrafı ile bilinçli bir şekilde ilgilen­mekten yoksun olduğu için bütün günleri kendine göre sıkıntısız üzüntüsüz geçer. Etrafının dertleri ve sevinçleri onu etkilemez. Aklını kullanmayan etrafı ile ilgili olmayan kimseler de aynen böyledir. Top­lum içinde yaşayan kimseler etrafındakilerin sevinçleriyle olduğu kadar üzüntüleri ile de ilgilenme­lidirler ki insan oldukları anlaşılsın.

Demir nemden insan gamdan çürür: İyi izole edilmemiş bir demiri nem kısa sürede etkiler, çürü­tür, yok eder. Ruh sağlığı yerinde olmayan bir kim­seyi de gam sıkıntı yıpratır, harap eder, çalışma zevki bırakmaz. Hatta yaşama arzusunu da yok eder.

Devir tavında, dilber çağında: Her işin başarılı bir biçimde yapılıp sonuçlandırılması için belli bir zaman vardır. O zamanı kaçırmayıp iyi kullanmak lazımdır.

Demir tavında dövülür: Her işin yapılmasının en uygun zamanını bilmek ve kollamak lazımdır. Aksi halde yapılacak işde hatalar olması kaçınıl­maz olur.

Denize düşen yılana sarılır: Zor durumda olan kimseler, hiç faydalı olmayan, hatta tehlikeli durum yaratan şeylerden bile yardım umarlar. Zor durumdaki kimse bu durumundan kurtulmak için her ça­reyi denemekte sakınca görmez.

Derdini saklayan derman bulamaz: Kişi dert ve sıkıntılarını kimseye söylemez kendisi çözmeye çalışırsa sorunları artar. Her şeyi bilmemiz müm­kün değildir. Konuyu bizden iyi bilenlere söyler, danışırsak derdimlzin çaresi mutlak bulunacaktır. Bunun için insan dert ve sıkıntılarını dostları na açmalı onların yardımını istemelidir.

Derdini söylemeyen derman bulamaz: İnsan­lar dertlerini başkalarına anlatırlarsa daha kolay çözüm yolları bulabilirler. Dertlerimizi, bize yardımı dokunacak kimselere açarsak daha kolay çözüm­leriz. Aksi takdirde dertlerimiz, sıkıntılarımız bizim için büyük problemler oluşturur.

Derede tarla sel için, tepede harman yel için: Kıymetli mallarımızı çok iyi korumak lazımdır. Bun­ları, tehlikeli olduğunu tahmin ettiğimiz yerlerden uzak tutmalı, korunmasına çalışılmalıdır.

Dert ağlatır, aşk söyletir: Derdi olan kimse der­man bulamamaktan yakınır, ağlar. Aşık olan ise sevdiğinin özelliklerini, güzelliklerini verdiği sıkıntı­ları söyler, anlatır ferahlar. Problemlerimizi dikkatli ve soğukkanlı karşılarsak çözümleri de kolayolur.

Dertsiz baş olmaz: Herkesin kendi çapında bir sıkıntısı. vardır. Hiç kimse dertsiz değildir. Yoksul, zengin fark etmez. Kendine göre bir derdi vardır.

Derviş dervişi tekkede bulur: Her kişi kendini, kendine uygun yere gidecek şekilde ayarlarnalıdır. Sosyal durumları ne ise kişiler o şekilde hareket ederlerse uyumlu ve başarılı olurlar.

Dervişin fikri ne ise zikri de odur: Kişinin dü­şüncesi hangi doğrultuda ise uygulamaları da aynı doğrultudadır. Kişi kafasındakini uygulamaya gay­ret eder.

Destursuz bağa girilmez: Yapılacak her iş için gerekli yerlerden izin almak lazımdır. izinsiz yapı­lan hareketlerin cezasını ise suçlu kimse ses çıkar­madan çekecektir, katlanacaktır.

Deve bir akçeye, deve bin akçeye: Kişinin maddi gücü varsa alacağı malın fiyatı çok da olsa alır. Maddi gücü yoksa istediği mal yok pahasına bile satılsa almak imkanını bulamaz.

Deve Kabe'ye gitmekle hacı olmaz: Bir iş özel­likleri bilinmeden yalnız dıştan göründüğü gibi be­nimsenip uygulanırsa yapana değer kazandırmaz. iş de yapılmış sayılmaz.

Deve kırk yılda intikam almış, ne erken oldu demiş: Hayatta öyle insanlar vardır ki kendilerine ya­pılan kötülüğü bir türlü unutmazlar. Aradan çok uzun yıllar geçse bile fırsat buldukları zaman he­men intikam alırlar.

Deveci ile dost olan kapısını büyük açar: Sos­yal durumu yüksek veya zengin kimselerle konu­şup ahbaplık eden kimselerin, zamanı gelince on­ları konuk olarak ağırlayabilecek durumda olmala­rı, ona göre hayatlarına yön vermeleri gerekmekte­dir.

Deveden büyük fil var: Bir toplulukta büyük olarak tanınan kişilerden de büyük olanlar vardır. Başarımızın yalnız bize ait olduğunu ve en büyük başarı olduğunu düşünerek gururlanmak doğru değildir.

Devletin malı deniz yemeyen domuz: Hırsızlar, devletine kötülük etmeye alışmış kimseler için, devletin imkanları hiç bitmez. Onlara göre yasal olmayan bu işi durmadan yapmak gerekir. Bu hırsız­lığı yapmayan aptaldır.

Devletli ile deli bildiğini yapar: Delilerin dü­şüncesi olmadığı için aklına geleni yapar. Yüksek makamda bulunan kişiler de etrafında bulunanların sözünü dinlemez, kendi bildikleri gibi davranırlar.

Devletliye dokun geç, fakirden sakın geç: Zengin ve yüksek makamdaki kimselerle her za­man dost bulunmakta yarar vardır. Gün olur bir ko­nuda yararlanmak mümkün olur. Fakir ise bizden yararlanmak isteyeceğinden uzak durmakta fayda vardır.

Dibi görünmeyen tastan su içme: Detaylarını iyice incelemeden, yakınlarının fikrini almadan bir işe girmek doğru değildir.

Dikensiz gül olmaz: Hayatımızda karşımıza çı­kan güzel şeylerin küçük de olsa güzel veya verim­li olmayan tarafları bulunabilir. Bunu önceden ka­bul etmek lazımdır.

Dilden gelen elden gelse, her dilenci padişah olur­du: Toplum içinde her kişi söylediğini uygula­yarnaz, Her söylenen uygulanabilse zengin olma­ yan kimse kalmazdı. Herkes mutlu olurdu.

Dilin kemiği yok, nereye çevirsen oraya döner: Kişi söylediği sözde durmalıdır. Her konuda baş­ka şeyler söyleyen, herkese başka başka cevaplar veren kimse kişilik sahibi olamaz. Dil her şeyi söy­ler ama kişiyi de toplum içinde olumsuz tanıtır.

Dinsizin hakkından imansız gelir: Etrafındaki­lere karşı acıması olmayan; merhametsiz kişinin hakkından kendisinden daha merhametsiz ve in­safsız kimse gelir.

Dlrllk nerede, devlet orada: Bir toplumda bir­ lik, beraberlik, karşılıklı sevgi olursa, o toplum her alanda sağlam, başarılı ve mutlu insanların toplu­mu olur. Güçlü bir devleti de olur.

Doğmadık çocuğa kaftan biçilmez: Henüz gerçekleşmemiş bır iş için hayal kurmak, planlar yapmak doğru değildir.

Doğmamış oğlana (çocuğa) don biçrnek: Ger­çekleşmemiş bir olayı var sayıp hazırlıklarda bulun­mak doğru bir davranış değildir.

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar: Top­lumda herkesin kusurunu yüzüne söyleyen kimse­ler başkaları tarafından sevilmezler. Toplulukta sö­zünü esirgemeden dosdoğru söyleyen kimseler bazı kişilerin çıkarlarına dokundukları için, çıkarcı kimseler tarafından sevilmezler.

Doğru söyleyeni n bir ayağı üzengide gerek: Doğruyu olduğu gibi söyleyen kimseler birçok kişi­nin çıkarını engelledikleri için her an onlardan bir kötülük görebilirler. Bunun içindir ki her an o böl­geden ayrılmak üzere hazır durumda olmalarında yarar vardır.

Doğru söz acıdır: Karşısındakinin yanlışlarını onun yüzüne söyleyen kimsenin sözleri karşısında­kine acı gelir. Sözler acı gelse de söylemekte yarar vardır. Çünkü yanlışlar böylece önlenmiş olur, de­vam etmez.

Doğru söz yemin istemez: Sözünün doğru ol­madığını bilen kimse karşısındakini inandırmak için yemine başvurur. Sözü doğru olan kişinin karşısın­dakini inandırmak için yemin etmesine gerek yoktur.

Doğrunun yardımcısı Allah'tır: Doğru söyleyen kimse toplumda çoğunlukta bulunan dürüst olma­yan kimseler tarafından sevilmese de aşağılanrria­ya çalışılsa da üzülmemelidir. Yaptığı iş için ona doğruluğun koruyucusu Allah yardım edecektir.

Domuz derisinden post, eski düşmandan dost olmaz: Domuz islam dininde yasaklanmış bir hayvandır. Eti yenmediği gibi derisi de hiçbir işde kullanılmaz. Tiksinti verir. Eski düşman da böyle­dir. Hiçbir zaman içten ve yakın olamaz. Gösterdiği yakınlığa da inanmak mümkün değildir.

Dost acı söyler: Kişinin doğru yapmadıklarını etrafında bulunanlar onu üzmemek, düşmanlığını kazanmamak için yüzüne söylemek istemezler. Dedikodu yaparlar. Kişi ise eksiklerini bilmediği için, hataları devam eder gider. Halbuki dost kim­se, yapılan hataları acı da olsa kişiye doğrudan söyler. Kişi belki ilk önce biraz üzülür, kırılır. Ama zamanla yanlışlarını düzeltir ve dostunun yaptığı uyarıların değerini takdir eder.

Dost ağtatır, düşman güldürür: Dost acı da ol­sa hakikatleri söylediği için karşısındakini üzer. Düşmansa hataların devam etmesini ister. Kişinin gülünç duruma gelmesini arzu eder. Bunun için ki­şinin hatalarını söylemediği gibi bu hataların çoğal­ması için kişiyi, yaptığının doğru olduğuna inandır­mak ister.

Dost başa bakar, düşman ayağa: Dost, dostu­nun yüzüne bakar, onun eksik taraflarını aramak aklına gelmez. Düşman ise baştan ayağa karşısın­dakini inceler. Pek küçük de olsa aksayan tarafını bulmaya çalışır.

Dost bin ise azdır, düşman bir iseçoktur: Dost ne kadar çok olursa o kadar iyidir. Ama dost karşıısındakinin açık tarafını aramaz. Düşman bir ise çoktur. Çünkü düşman karşısındakinin açık ta­rafını arar, bulduqu zaman da hiç ummadığımız za­man kötülük yapmaktan çekinmez.

Dost için, çiğ tavuk yenir: Gerçek dost, dostu­nun en sıkıntılı zamanında yanında olur. Onu zor durumda bırakmaz. Onun için bütün güçlükleri se­verek göğüsler.

Dost ile ye iç, alış veriş etme: Özellikle paraya dayanan çıkarlar en yakın dostların bile arasını açar. Bunun içindir ki dostlarımızla iyi ve güzel za­manlar geçirip mutluluk duyabiliriz. Ama paraya dayanan çıkarları ortaya getirmemeliyiz. Dost ile alış veriş yapmamalıyız.

Dost kara günde belli olur: İnsanın iyi günle­rinde etrafında çok kişi olur. Dostfar da olur. Ama kişinin başına kötü bir olay gelince çok defa etrafındakilerin hepsi kaybolur. Kara günde kişiyi yal­nız bırakmayan, dertleri ile dertlenip elinden gelen yardımı yapan, üzüntüleri hafifletmeye çalışan kişi­ler gerçek dost olduklarını belli ederler.

Dostum beni ansın da o koz da çürük çıksın: Dostlar birbirini daima hatırlamalıdırlar. Bu hatırla­manın büyük ve lüks maddelerle olması gerekmez. Küçük bir şeyle, bir tatlı sözle de olur: Yeter ki dost bunu ihmal etmesin, zamanında yapsın.

Dostun attığı taş baş yarmaz: Dostun bizim ar­zu etmediğimiz gibi konuşması, davranması bizi üzmez. Her ne kadar istemediğimizi yapsa ve söylese de bizim iyiliğimiz için yaptığını bilir ses çıkar­mayız.

Dört atanın dördü de hak: Evlenen erkek ve kadın eşinin ana ve babasını da kendi annesi ve babası gibi bilip, kendi anne ve babasına gösterdi­ği sevgi ve saygıyı onlara da aynen göstermelidir.

Dut ağacı yaprak açtı soyun, döktü giyin: Dut ağacı mevsimi en iyi gösteren bitkidir. Yaprak açtı­ğında havalar ısınmaya başlamıştır, soğuklar bit­miştir. Yazlık elbiseler giyinilebilir. Dut yaprağını döktügünde ise yine mevsim değişmektedir. Soğuklar yavaş yavaş gelmektedir. Kışlıkları giyinmek gerekir.

Duvarı nem, insanı gam yıkar: Duvar nemden etkilenir, çabuk yıkılır. İnsan da gamdan çok etkile­nir. İş gücü düşer, çalışamaz hale gelir. (Demir nemden, insan gamdan çürür.)

Düğün el ile, harman yel ile: Bir işde başarı ka­zanılmak isteniyorsa, o işi yapmak için yardımcılar ne ise, onları bulup; işe öyle başlamalıdır ki sonuç iyi ve güzelolsun.

Dünya Hazret-i Süleyman'a kalmamış: Bu dünyada yaşayan kişi ne kadar güçlü ne kadar zengin olursa olsun bir gün gelecek bütün bu güç­leri terkedip gidecektir. Bunun bilincinde olarak hareket etmeli arkamızdan hoş seda bırakmalıyız. Bizden sonrakiler bizi iyilik ve hayır ile anmalıdırlar.

Dünya iki kapılı bir handır: Doğmak insan için nasıl doğal kabul ediliyorsa ölmek de öyledir. Allah'nın buyruğu ile doğulur, iki kapılı hana, dünyaya gelinir. Yine Tanrı'nın buyruğu ile iki kapılı hanın, dünyanın diğer kapısından sonsuz hayata geçilir.

Dünya malı dünyada kalır: Kişi yaşarken bu dünyada çok da zengin olsa öldüğü zaman öteki, dünyaya bir şey götüremez. Nesi var nesi yoksa bu dünyada kalır. Bunun içindir ki insan yaşarken malının fazlasını iyi kullanmalı iyiliklerde bulunmalı, düşkünlere yardım etmelidir. Bu işler için gereken harcamayı rahatça yapabilmelidir. Böyle hareket ederse öldüğü zaman dünya malı ile kazandığı se­vapları ahirete götürmüş olur. Ardından da güzel bir nam, isim bırakır.

Dünya ölümlü, gün aşımlı: İnsanın hayatında hiçbir şey sürekli değildir. Gençler ihtiyarlar. Zen­ginler fakirleşir. Makam sahipleri değişir. Bu olay­lardan ders alıp davranışlarımızı iyilik yönünde de­ğiştirmeliyiz.

Düşenin dostu olmaz: Kişi zengin ve güçlü bir makamda ise etrafında pek çok kişi bulunur ve hepsi de ona dost görünür. Ama zenginliğini veya makamını kaybettiğinde, elinde imkanlar kalmadı­ğında bu sözde dostlar onu derhal terk ederler. Kendi çıkarlarına uygun başka birinin etrafında top­lanırlar.

Düşmanın karınca ise sen onu fil zannet: ­Düşman kötülüğümüzü isteyen kimsedir. Ne kadar küçük olsa da bizi en zayıf zamanımızda yakaladığı takdirde büyük ziyan verir. Onun içindir ki düşmanımızı küçük görmemeliyiz. Hatta onu yeterince büyük görmekte yarar vardır. Çünkü önlemlerimizi 
ona göre alırız. Düşman da bize zarar veremez durumda kalır.

Düşmez kalkmaz bir Allah: Bu dünyada kişinin başına her şey gelebilir. Sağlıklı iken sağlığı, zen­gin iken varlığı, güçlü bir mevkide iken makamı
kaybedebilir. Tersi de olabilir. Sağlıksız iken sağlıklı, varlıksız iken varlıklı, güçsüz iken güçlü. Her za­man güçlü, her zaman yüce ve büyük olan ise an­cak Allah'dır. Kişi bunları aklından çıkarmayıp sağ­lıkla, varlıkla ve güçle emtetmeye çalışmamalı. Allah'nın bu nimetlerini olumlu yönde kullanmalı­dır.

Düt demeye dudak ister: Bir işin iyi bir şekilde gerçekleştirilmesi için yetenek ve imkanlar gereklidir. Bunlar olmayınca o iş gerektiği biçimde yapıla­maz.


Atasözleri E Harfi

Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane: Kişinin çok önceden yazılmış bir alın yazısı vardır. Bunu değiştirmek elinde değildir. Bu kurala göre zamanı gelince ölecektir. Bu ölüme bir bahane bir sebep gerekir. Bu sebep de oluşur. Kişinin ölümüne se­bep o değildir. Esas sebep o kişinin Allah katına çağırılmasıdır.

Ecele çare olmaz: Hayatta her işin çaresi bulu­nabilir. Ama alın yazısının gereği olan ecele çare bulmak, ölümü, engellemek imkansızdır.

Eceli gelen köpek cami duvarına siğer(işer): Bir toplulukta bütün kişilerin sevdiği kutsal saydığı şeyleri kötüleyen, aşağılayan kimseler hiçbir za­man sevilip istenmezler. Özür dileseler bile eski durumlarına gelmelerine imkan yoktur.

Edebi, edepsizden öğren: Edepsiz insan in­sanca davranmaktan uzak hareketler yapar. Bu kö­tü hareketleri gören, sonuçlarını izleyen kişi bunla­rın kötülüklerini görür ve yapmamaya çalışır, öğrenir. Böylece edepsizin yaptıkları edepliye doğru yolu izleme imkanını vermiş olur.

Eden bulur, inleyen ölür: Başkasına kötülük eden kimse en sonunda yaptıklarının cezasını çeker. Çok ağır olan devamlı inleyen bir hastanın da ölümüne yakın gözüyle bakılabilir.

Eğilen baş kesilmez: Suçunu, kabahatini gerçekten anlayıp özür dileyen, karşısındakinin büyüklüğüne sığı­nan kimseyi affetmek gerekir.

Eğri oturalım, doğru konuşalım: Tavır ve hare­ketlerin olumlu olması kişiyi toplumda belli bir yere getirir. Ama kişinin davranışları iyi olmasa da etrafı­na kötülük etmediği sürece bu kişinin bileceği iştir. Fakat her kişi tavırları ne olursa olsun muhakkak doğru konuşmalıdır. Yalan söylemernek en büyük fazilettir.

Eğreti ata binen tez iner: Başkasının parasını, malını yetkisini kullanan kimse ne kadar güçlü olursa olsun, bu gücünü kısa zamanda terk ede­cektir.

Ek tohumun hasını, çekme yiyecek yasını: Tohum iyi olursa ürün de iyi ve güzel olur. Bir işin iyi sonuç vermesi için o işin ternetlerinin iyi atılması lazımdır.

Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur: Verimin, ürünün bol olması gerekli çalışmaların tam ve zamanında yapılması ve gereken gereçlerin tam ve eksiksiz sağlanması ile olur.

Ekmek çiğnemeyince yutulmaz: Başlanılan bir işden çok iyi bir sonuç alınmak isteniyorsa, gerekli olan çalışmalar yapılmalıdır.

El, adamı cömert der maldan eder, yiğit der can­dan eder: Bazı, insanlar başkalarının sözüne aşırı değer verirler. Onların cömertsin sözü ile mal­larını hesapsızca harcayıp fakir düşerler. Yiğitsin, kahramansın diyerek teşvik etmelerine kapılıp hiç­ bir sebep yokken ortaya atılırlar. Bu da bazen can­larından olmaları ile sonuçlanır.

El ağzına bakan karısını tez boşar: Kişi özel yaşamında kendi düşünceleri ile hareket etmelidir. Başkasının düşünce ve uyarıları ile hareket edenler mutluluklarını tez yitlrlrler. Başkalarının yönlendir­mesi ile iş yapanların hiçbir konuda başarılı olma­larına imkan yoktur.

EI atına binen tez iner: Çalışmalarımızın başarı­sında araç ve gereçlerin bizim olmasının büyük önemi vardır. Başkasının araç ve gereçleri ile iş ya­panlar gereç ve araçların sahipleri tarafından geri istenmesi ile yarı yolda kalırlar. Başkalarının yetki­sinl kullanarak iş yapılmaz. Yetkinin asıl sahibi her an bu yetkisini geri alabilir.

El benden sebep Allah'tan: Başarılı olmanız için her türlü yardımı yapacağım, Eksik bir şey bı­rakmayacağım, Ama bunlar başarının gelmesini sağlamaz. Yüreğiniz temiz ise Allah da yardım eder. İşde başarı o zaman gerçekleşecektir.

El el üstünde olur, ev ev üstünde olmaz: Ya­şamımızda birbirinin yanında bulunup uyum sağla­yan pek çok şey vardır. Bu varlıklar birbirini ta­mamlayarak bir bütünü oluştururlar. Ancak iki aile­nin bir evde oturması mümkün değildir. Hiçbir za­man olumlu sonuç vermemiştir, vermez.

El eli yıkar, elde yüzü yıkar: İnsanlar birbirleri­ne yardım etmelidir. Siz birine yardım ederseniz oda başkasına yardım eder. Böylece birbirini anla­yan, seven, mutlu bir toplum yaratılmış olur.

El elin eşeğini türkü çağırarak arar: Bir kimse­nin sıkıntısına çare bulmaya çalışanlar hiçbir za­man kendini sıkıntıya sokrnaz. Karşısındakinin sı­kıntısını, acısını benimsemez. Kendi keyfince hareket eder.

El eliyle yılan tut, onu da yalan tut: Önemli bir işi başarmak isteyen kimse onu başkasına yaptır­mamalı, bizzat kendisi meşgul olmalıdır. Başarı böylece, tam olarak elde edilir.

El etek öpmekle dudak (ağız) aşınmaz: Bir işi tam ve eksiksiz sonuçlandırmak için bazı kimselere ricada bulunmak, hatta yalvarmak kişiyi küçültmez. Gerekiyorsa yapılmalıdır.

El için ağlayan; gözden, yar için ağlayan; dizden olur: İsterse çok yakın dostumuz olsun baş­kaları için yapılması gereken fedakarlığın mutlak bir sınırı olmalıdır. Eğer bu sınır iyi tespit edilmezse zararı bize ve ailemize olur. Çünkü başkaları için fedakarlık yapmanın sının yoktur. Fedakarlık yapıl­dıkça arkası gelir. Bitip tükenmesi mümkün olmaz. Sevdiği için durmadan dövünen kişi de sağlığın­dan olur. Gücünü kaybeder.

El için eşeğinin kuyruğunu kesme, kimi uzun der kimi kısa: Başkalarına yaranmak için yakın­larını üzmek, sıkmak, çıkarlarını ellerinden almak doğru değildir. Ne yapılırsa yapılsın, ne kadar doğru yapılırsa yapılsın başkaları onun muhakkak eleş­tirecek bir yanını bulur. Bu da karşılıksız yapılan bu kadar fedakarlığın sonucunda olduğu için kişiyi üzecektir. Yaptığına pişman edecektir. Bundan do­layıdır ki hiç yapmamak daha doğrudur.

El için kuyu kazan evvela kendi düşer: El, ya­ni başkası için kötülükler yapmayı düşünen kimse­lerin başına önce bu kötülükler gelir. Düşündüğü kötülük kendi başına gelir. Kurduğu tuzağa kendisi düşer. Bunun içindir ki başkaları hakkında da iyi düşünmek gereklidir.

El ile gelen düğün bayram: Toplumda yaşayan bir kişinin başına pek çok sıkıntılar gelebilir. Bu ki­şiyi üzer sıkıntılı kılar. Ama aynı olay pek çok kişi­nin başına birden gelmişse etrafımıza bakıp bunları gördüğümüzde eskisi kadar sıkılmayız. Sıkıntımız hafiflemiş olur. Sıkıntılarını birbirine anlatan payla­şan kişilerin dert ve sıkıntıları da hafiflemiş olur.

El mi yaman, bey mi yaman: Cemiyetlerde her zaman gücün o toplumu oluşturan bireylerde ol­ması gerekir. Zaman zaman el değiştiren bu güç, soylu kişilere bile geçse sonunda muhakkak halka dönecektir, dönmesi gerekir. Güçlü görünen yöne­ticilerin bu gücü sözdedir, ve devamlı değildir.

El yarası unutulur, dil yarası unutulmaz: Elin, silâhın açtığı yaralar gün gelir kapanır ve unutulur, Ama acı sözün, kötü sözün, hakaretin gönülde açtığı yaraları unutmak mümkün değildir. Onlar gün geçtikçe derinleşir, büyür.

El yumruğunu yemeyen kendini kahraman sanır: Başkalarının gücünü görmemiş kimse kendi­sini her zaman güçlü zanneder. Herkesin kendi gücü karşısında eğileceğini zanneder. Başkalarının kendinden daha güçlü olabileceğini hiçbir zaman unutmamalıdır.

Elbette olur ev yıkanın hanesi viran: Başkala­rına kötülük yapan kişi muhakkak kötülük bulur. Başkasının aile düzeninin bozulmasına sebep olan kimsenin de ailesi dağılır, yıkılır. Bu şaşmaz bir top­lum kuralıdır.

Elçiye zeval olmaz: İki kişi veya toplum arasın­da haber getirip götüren kişileri, getirip götürdükleri haberler için sorumlu tutmak doğru değildir.

Elde bulunan beyde bulunmaz: Varlıklıların, zenginlerin, soyluların her şeyi var kabul edilir. Ama öyle şeyler vardır ki, onlar zenginlerde bulunmaz. Yalnızca halkta bulunur.

Elden ge!en öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz: İnsan yapacağı işde kendine güvenmelidir. Başkasının yardımına güvenerek yapılan işler yar­dımın, gelmemesi veya vaktinde gelmemesi, vaktin­den evvel istenmesi yüzünden daima yarım kalır. İnsanlar her işlerinde önce kendilerine güvenmek zorundadırlar.

Elin ağzı torba değil ki büzesin: Söylentilere, dedikodulara meydan vermemek lazımdır. Bir defa başladı mı bir daha önünü almak, engel olmak ne yapılırsa yapılsın mümkün değjldir.

Elin tavuğu ele kaz, fındığı koz görünür: İn­sanlara en fazla zararı dokunan huy kıskançlık hu­yudur. Kıskanç olan kimse, karşısındakinin elinde­kini kendininkinden daha iyi ve güzel görür, sahip olmak ister. Kendi elindekinin ise hiçbir zaman kıy­metini bilmez. Bu huy insanları huzursuz ve çekil­mez yapar.

Elin terazisi yoktur: İnsan ne kadar tarafsız olursa olsun yine de duygusal tarafları vardır. Bu­nun içindir ki el ile ölçümlerde tam olarak değerlendirmesinin imkanı yoktur. Yine insanlar istedik­lerini elde etseler de nasıl ve nerde duracaklarını genellikle pek bilmezler.

Elmayı soy ye, armudu say ye: Elma soyula­rak, armut da belli sayıda yenilmelidir. Kabuklu el­ma ile fazla yenen armut kişiye ziyan verebilir.

Emanet at insanı yarım bırakır: Bizim olmayan mala güvenerek bir işe girmek doğru değildir. Sa­hibi geri istediğinde bizim işimiz de yarım kalır.

Emanet ata binen tez iner: Başkalarının parası­nı, malını, yetkisini kullananlar bir süre sonra bu yetkileri asıl sahibine bırakmak zorunda kalırlar.

Emanete hıyanet olmaz: Kişiye emanet edilen ne olursa olsun onu aldığı gibi sahibine geri ver­mesi gereklidir. Kendi veya başkasının çıkarı için kullanmamalıdır. Bu törelerimize, kanunlarımıza ve namus, şeref gibi manevi değerlerimize aykırıdır.

Emek olmasa yemek olmaz: Yaşamak, hayatın tadını çıkarmak için çalışmak, çok çalışmak gere­kir.

Eminim, dayım, hepsinden aldım payım: İn­sanlar yaşamlarında en yakını olan kimselerden bi­le yardım istememelidir. Yalnızca kendine güven­melidir.

En son gülen iyi güler: Bir işde başlarda karşı­laşılan başarısızlıklar kişiyi yıldırmamalıdır. Bu ba­şansızlıklarla alay edenler olabilir. Bunlara da aldır­mamalıdır. İş bitip başarı elde edilince başarının verdiği mutluluk bütün bu sıkıntıları ortadan kaldı­racaktır. Bu başarısızlıklarla alay edenler de yaptıklarından utanacaklardır. Başarı bu konuda sabırla bekleyenin olacaktır.

Er dayıya, kız halaya: Ailede kızlar halaya er­kekler dayıya çeker diye söylenir. Bu bakımdan dayınm ve halanın durumu biliniyorsa çocukların durumu da önceden öğrenilmiş olur.

Er kocarsa koç, karı kocarsa hiç olur: Erkek ihtiyarlarsa tecrübeli esprili hoşgörülü olur. Kadın ihtiyarlarsa sıkıntı veren çekilmez bir duruma gelir.

Er olan ekmeğini taştan çıkarır: Çalışkan dü­rüst olan kimse her zaman geçimini temin eder: Hiçbir zaman aç kalmaz.

Erenlerin sağı solu olmaz: Tecrübeli insanların Kendilerine ait bir hayat tarzı vardır. Etrafında bulu­nanlar bu tutumdan hoşlanmasalar bile onlar kendilerinin olgunluğuna yakışır hareket ederler. Etra­fında bulunanların iyi ve kötü demeleri onları etkile­mez.

Ergen gözüyle kız, gece gözüyle bez alma: Henüz evlenmemiş ve tecrübesiz kimsenin önerisi ile kız beğenmek iyice görmediğin bezi de almak doğru değildir. Her işde açıklık-ve tecrübe sahibi olmak yarar sağlar.

Ergene karı boşaması kolaydır: Her konunun bir zor tarafı vardır. Tecrübesiz kişiler bunu kolayca halettiklerini sanırlar. Hemen. kesin hüküm, verirler. Oysa konunun aslı bilinmeden kesin hüküm ver­mek doğru değildir. Olayın aslını öğrenmekte, bilenierden sorup fikir almakta yarar vardır.

Erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını: Ev hanımları, şartlarını içinde bulun­dukları duruma uydurmalıdırlar. Kocaları nasıl istiyorsa giyimleri öyle olmalıdır. Eşlerinin kazancını da idareli kullanmalıdırlar ki, aile mutlu ve huzurlu yaşasın.

Erkek sel, kadın göl: Erkekler değişik işlerde evlerini geçindirmek için çalışıp para kazanırlar. Kazanılan bu para eve gelir. Eğer kadın para harcamasını bilrniyorsa, gelen parayı hesapsızca harcıyorsa ailenin durumu bir türlü düzelmez. Bunun içindir ki kadın eve gelen kazancı her zaman tu­tumlu bir şekilde harcamalı, ailenin mutluluğuna katkıda bulunmalıdır.

Erken evlenen döl, erken kalkan yol alır: Er­ken evlenen kimsenin çocukları daha önce olaca­ğından onları ihtiyarlamadan yetiştirmek mutluluk­larını görmek imkanını bulur. İşine erken başlayan kimse de işini ya bir an önce bitirir veya daha çok çalışmak imkanını bularak, kazançlı çıkar.

Erken kalktım işime, şeker kattım aşıma: Sa­bah erkenden kalkıp işine başlayan kimseler çok güzel ve verimli sonuçlar alır, başarılı olurlar.

Erteye kalan, arkaya kalır: Yapılacak iş için ge­rektiği zamanda hareket etmelidir. Geç kalanlar, zamanında davranmasını bilmeyenler başarılı ola­mazlar. Kendileri gibi aynı çalışmayı yapanlar onla­rı geride bırakırlar.

Esirgenen göze çöp batar: Bir konuda çok fazla titizlenmemeli o konunun üstüne gereğinden fazla düşmemelidir. Eğer gereğinden fazla düşer­sek önce aksilikle, sonra daha büyük aksiliklerle karşılaşırız. Aksilikler birbirini kovalar.

Eski dost düşman olmaz: Dostluklar zor olu­şurlar. Eski dost demek ise birçok konuda acı tatlı beraberlikleri olan kimseler demektir. Bu beraber­likler insanların arasında köklü bağların oluşması­na neden olmuştur. Bu kimselerin arasında sonra­ 
dan kırgınlıklar meydana gelse de hiçbir zaman birbirlerine düşman gözü ile bakmazlar. Eski dost­lukları buna engeldir.

Eskiye itibar olsaydı bit pazarına nur yağardı: Eski eşyalar kullanım sürelerinin büyük bir kısmını doldurmuşlardır. Kalan kısa süreyi de tamir edilme­den tamamlayamazlar. Bunun için eski almak de­mek tamire, az güzelliğe katlanmak demektir. Yeni eşya hem güzel hem de tamiri olmadığına göre her kişi yeni alır. Bundan dolayıdır ki eskileri ancak maddi gücü az olan kimseler alır. Alıcıları fazla de­ğildir.

Eşeği sağlam kazığa bağla, sonra Allah'ya ısmarla (Emanet et): Eldeki iş veya konu için yapıl­ması gereken herşeyi araştırıp yapmak sonra da Allah'ya emanet ettim demek o konu için çözüm değildir, sonuç iyi olmaz.

Eşeğin canı yanınca attan yörük olur: Top­lumda bulunan bazı kimseler tembelliğe alışmışlar­dır. Çalışmazlar, toplum onları tembel bilir. Gün ge­lir kendilerini doğrudan ilgilendiren bir konu çıkar. O zaman o kadar çok ve çabuk çalışırlar ki çalış­kan diye bilinen kimseleri bile geride bırakırlar.

Eşeğine bakmaz, Hasandağı'na oduna gider: Çalışması ve imkanları çok kısıtlı olduğu halde bu­nu da bilerek büyük işlere kalkmak.

Eşek çamura batınca yol gösteren çok olur: Kişinin başına bir iş gelirse onunla ilgilenen yakın­ları olacaktır. Ama önemli olan kişinin kendi çaba­ları ile problemini çözmesidir.

Eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer tanesini bıra­kır: Kültürsüz ve bilgisiz kimseler güzel de­ğerli, ince, sanat seviyesi yüksek şeylerin değerini bilmezler. Basit şeylerderi daha çok zevk alırlar.

Et ile tırnak arasına girilmez: Birbirine yakın kimselerin (karı koca, ana baba, ana baba evlat) aralarında çıkan anlaşmazlıklar nedeni ile birbirleri­ni suçlamaları doğru değildir. Araları açılır, çok uzun bir süre bir araya gelemezler. Böyle durum­larda, hiç karışmamak kışkırtmamak en doğru yol­dur.

Etle tırnak arasına girilmez: Yakın akrabalar arasındaki tartışmalara karışmak, taraf tutmak doğ­ru değildir. Birbirlerine çok yakın olan bu kimseler sorunlarını nasıl olsa çözerler.

Etme bulma dünyası: Bu dünya kötülük yapan kimselerin yaptığı kötülüklerin karşılığını gördüğü yerdir. Kötülük yapan kötülük, iyilik yapan iyilik bu­lur.

Ev alma komşu al: Kişinin veya ailenin mutlu ve hüzünlü olaylarını paylaşacak kimseler komşular­dır. Komşular ne kadar iyi olursa kişinin ve ailenin mutluluğu o kadar iyi olur. Komşular kötü, geçim­siz ise alınan ev istediği kadar güzel olsun içinde rahat ve huzur ile yaşamak mümkün değildir.

Ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi var: Ev sahibi olmak demek bir evde oturmak, orada ömür tüketmek demektir. Halbuki kiracılar böyle değildir. Sıkıldıkları zaman çıkarlar, istedikleri kadar evde­ değiştirebilirler. Bu bakımdan rahat ve özgürdürler.

Ev alanla evlenene Allah yardım eder: Ev al­mak ve evlenmek kutsal girişimlerdir. Bu kimselere Allah'nın emriyle etrafında bulunanlar yardım eder­ler, sıkıntı çekmesini önlerler.

Ev yıkanın evi olmaz (yıkılır): Başkalarına kö­tülük yapan özellikle yuvalarını yıkan kimselerin başına er geç bir kötülük gelir, gelecektir.

Evdeki hesap, çarşıya uymaz: Bir konuda ön­ceden yaptığımız tasarılar uygulamaya geçince her zaman planladığımız sonucu vermeyebilir.

Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet: Bir evin temizliği, düzeni mutluluğu güzelliği ev kadını­nın iyi ve becerikli olmasına bağlıdır. Yurdun da bakımiı ve güzel olması için yurdu idare edenlerin dikkatli, ileriyi görür olması lazımdır.

Evladı olmayanda merhamet olmaz: Merha­met hissi, acıma duygusu ile gelişir. Acıma duygu­su da en yakında bulunar. Küçüklere karşı daha çabuk gelişir ve fazladır. Bunun için evladı olan kimselerin küçük varlıklara, çocuklara karşı merha­met duygusu fazladır. Evladı olmayanda ise bu duygu gelişmediği için merhameti az olur.

Evlat acısı gibi içine çökmek: Çok üzülmek, kaybettiklerine üzülmek.

Evli evine köylü köyüne: Toplumda her kişi kendi görevinde, görevinin başında olmalıdır. Böy­le yapılırsa, kişinin kendisi için de yurdu için de iyi ve faydalı olur.

Evvela can sonra canan: Kişi önce kendisinin çıkarlarını, sonra da yakınlarını düşünür.


Atasözleri F Harfi

Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp: Toplum ya­şamında bütün kişilerin zengin olması düşünüle­mez. İnsan fakir de olabilir. Ne kadar fakir olsa da çalışması gerekir. Fakir de zengin de olsa çalışma­mak, başkalarının sırtından geçinmeye çalışmak, tembellik, kınanacak hallerdir.

Fala inanma, falsız da kalma: Fala inanmak doğru değildir, çünkü aslı yoktur. Ama insan yara­tıldığından beri güzel şeyleri dinlemekten zevk alır, mutlu olur. Bunun için de fala bakanları hoş görüp, kınamamak lazımdır.

Fare Çıktığı deliği bilir: Toplumun kabul etme­diği kötü ve kirli işleri yapanlar sıkıştıkları zaman nasıl hareket edeceklerini nereye gideceklerini ön­ceden hesaplarlar.

Faydasız baş mezara yaraşır: Toplumun bir ki­şisi olanlar, topluma ve kendilerine faydalı bir iş yapmalıdırlar. Hiçbir iş yapmadan başkalarının sır­tından geçinen kimseler ölmüş sayılırlar. Çünkü ölülerin de faydası yoktur.

Fazla aş, ya karın ağrıtır ya baş: Çok yemek kişinin sağlığını kötü yönde etkiler. Bunun için ka­rarında yemek, sağlığımıza dikkat etmek gereklidir.

Fazla mal göz çıkarmaz: Elimizde bulunan ma­lın fazlası ziyan edilmemelidir. Günün birinde bize lazım olabilir. O zaman fazla olmadığı anlaşılır.

Fazla naz aşık usandırır: Kişinin kaprislerine yakınları bir süre katlanabilir. Ama bu naz devam edecek olursa etrafındakilere de sıkıntı verir. Gün gelir bu nazı çekemez katlanamaz hale gelirler. İsyan ederler.

Felek kimine kavun yedirir, kimine kelek: Toplumda şanslı ve şanssız kişiler vardır. Şanslı kimseler mutluluk içinde yaşarlarken, şansı olmayanlar ne kadar çabalasalar arzuladıklarına kavu­şamazlar.

Fukaranın cebi boş, kalbi doludur: Fakir kişi­nin imkanları olmadığı için yardımda bulunması çok zordur. Parası olmadığı için fakir kimse düşün­mekten yoksun değildir. O da yardım etmek ister ama, imkarn olmadığı için maddi yardım etmesi imkansızdır. Fakir kişilerin kalbi de en az zenginler kadar yardım duyguları ile doludur.

Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü: Toplumda yeri olan, bilinen kimseler, fakir düşün­ce,etrafındakilerin alay edebileceği kıyafetleri giy­mekten çekinmezler. Buna mecburdur.

Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar: Zengin kimsenin girişimleri kısa zamanda sonuç verir, fay­da sağlar. Aynı durumdaki fakir kişinin ise aynı iş­ de birden zengin olması imkansızdır. Çünkü çevre­si yoktur. Kendini tanıyanlar azdır. Zengin ise çev­resi fazla olduğu için hemen tanınır, başarı sağlar.


Atasözleri G Harfi

Gafile kelâm, nafile kelâm: Etrafındaki olan bi­tenle hiç alakadar olmayan, dikkatsiz, urnursa­maz kimseleri, doğru yola getirmek için yapılan uyarrnalar boşunadır. Bu aymazlık devam ettiği sü­rece onun çıkarı için söylenen sözler hiç de etkili olmayacaktır. Bu çalışmalar ise boşa gayrettir.

Garip kuşun yuvasını Allah yapar: Allah'a inanmış kişileri Allah sıkıntı içinde bırakmaz. Onlar bir süre sıkılsalar da Allah bir yerden bir şey bağış­layarak sıkıntılarını ya kaldırır, ya hafifletir.

Garibe bir selam bin altın yerine geçer: Yalnız kalmış, kendini zor durumda hisseden kimselere verilen bir selam, gösterilen küçük bir ilgi onları tarif edilmez mutluluğa ulaştırır. Büyük bir yardımdan daha da etkili olur.

Garibin yardımcısı Allah'tır: Garip kişinin yardı­mına gönlündeki inancın büyüklüğü oranında an­cak Allah yardım eder.

Garip kuşun yuvasını Allah yapar: Allah'a inanmış kişileri Allah sıkıntı içinde bırakmaz. Onlar bir süre sıkılsalar da Tanrı bir yerden bir şey bağış­ılayarak sıkıntılarını ya kaldırır ya hafifletir.

Gavurun tembeli keşiş, Müslüman'ın tembeli der­viş: Bütün dinler çalışmayı emreder. Bazı kimseler ise dinl çıkarları doğrultusunda kullanıp çalışmadan yaşamanın yollarını bulurlar ki çok kö­tü bir davranışı gerçekleştirmiş olurlar.

Geç olsun, güç olmasın: (Başarılması çok zor işler için söylenmelidir.) Yapılan işler istediğimiz gi­bi yürüsün, engeller ortadan kalksın, sonuca erişilsin de biraz fazla zaman harcansın ziyanı yoktur.

Gel demek kolay, git demek güçtür: Bir konu­ğu davet etmek, bir insanı iş bulup yerleştirmek kolay ve zevk verici uğraşlardır. Ama sıkıntı verme­ye başlayan konuğa artık git demek, işini hafife alan kimseye işe gelme demek çok zordur. Bunun için insanlara bir iyilikte bulunulacağı zaman iyi dü­şünmeli, layık olana bu hizmet verilmelidir.

Gelen geçer, konan göçer: Dünya üzerinde hiçbir şey devamlı değildir, olduğu gibi kalmaz. Değişir, eskir, kaybolur, biter. Tek değişmeyen şey yasalar ve onları koyan Tanrı'dır. Hele insan en ko­lay değişen şekil değiştiren varlıktır.

Gelen gidene rahmet okutur: Bir konuda be­ğenmediğimiz ve gitmesini istediğimiz kimse gidin­ce yerine gelen kişi ondan da kötü davranışlarda bulunduğu için gitsin diye direttiğimiz kimseyi arar duruma geliriz.

Gelen gideni aratır: Gitmesini istediğimiz kim­seden sonra gelen, giden kimsenin hatalarından daha büyüğünü yaptığı için giden için (keşke git­meseydi) dedirtir.

Gelene git denilmez: Davet edilmeden, kendili­ğinden gelen konuğa git demek ulusumuzun gele­neklerine aykırıdır. Kendiliğinden gelen bir şeyi de geri çevirmernek gerekir.

Gelin altın kürsü getirmiş, çıkıp üstüne oturmuş: Bir topluluğa yeni gelen kimse beraberinde birçok eşya getirebilir. Bunlar topluma verilecekse toplumun ilgisini çeker. Belki de eleştiriye neden olur. Ama o kimse bunu bizzat kendi kullanacaksa toplumun kişilerini ilgilendirmez iyi veya kötü olma­sı kişinin kendisini ilqilendirir.

Gelin ata binmiş, ya nasip demiş: Bir işde ke­sin sonuç belli olmadan hiçbir zaman bitmiş gö­züyle davranmak doğru değildir. Her problemin yolunda olduğuna inandığımız bir zamanda, hiç beklenmeyen bir zorlukla karşılaşmamız her, za­man mümkündür. Bunu gözden uzak tutmamak gerekir.

Gelin çiçek her dediği gerçek, kaynana yılan her dediği yalan: Yeni evlenen bir erkek karısı­nın her dediğini doğru, anasınınkini de yalan zarı­neder. Yeni gelin damadı böylece yönlendirir. Bu olayların devamı,evde sonu ayrılmaya varan ge­çimsizliklerin başlamasına neden olur.

Gelin eşikte, oğlan beşikte: Oğlunu evlendiren kişi, gelin eve geldiğinde nasıl olsa bebek de ola­cak deyip bir an önce hazırlıklara başlamalıdır.

Gemisini kurtaran kaptandır: Bir toplumda pek çok kişi zor durumda iken kimseye zarar verme­den kendi durumunu düzeltip iyileştiren kimse işle­ri sonuca ve başarıya ulaştırır.

Gençliğin kıymeti bilinse, kocalığın şikayeti az olur: Pek çok kimse gençlik yıllarının kıymetini bil­mez. Zamanını parasını boşa harcar. Yapılması ge­rekli işleri ileride yaparım diyerek ihmal eder. Gençlik geçince de artık yapmak imkanını bula­maz. Halbuki gençlikte nasıl hareket edileceği bilinip planlayıp öyle yapılsa ihtiyarlıkta pişmanlık du­yulacak olaylar azalır. Her iş zamanında yapıldığı için de insan huzurlu olur. Etrafına daha olumlu davranır. Sevgiye en fazla ihtiyacı olduğu zaman bu sevgi kendisine fazlası ile gösterilir. Gençlikte ihtiyarlığını düşünmeyen kimse ise yapamadığı iş­ler için huzursuzluk duyar.Yapmaya çalışsa da ba­şarılı olamaz. Huzursuzluğu nedeni ile sevilmeyen istenmeyen bir ihtiyar olur. Son günleri de mutluluk içinde geçmez.

Gençlikte ölüm, ihtiyarlıkta yoksulluk güçtür: Genç ölen kişi ailesi ve çevresini üzüntüye boğar, her zaman üzüntüyle anılır. Geride kalanlara ümitsizlik, elem ve üzüntü kaynağı olur. İhtiyarlıkta ise insanın her şeyi rahat yapması mümkün değildir. Bunları yaptıracak parası da yoksa zorluklar ve çaresizlikler birbirini kovalar. Ömür perişan bir halde üzüntü sıkıntı ve ıstırap içinde biter. Bu hale düş­memek için gençken ihtiyarlığı düşünmekte yarar vardır.

Gençlikte para kazan, ihtlyarlıkta kur kazan: Gençliğini boşa geçirmeyip ihtiyarlığı için para bi­riktiren kimse ihtiyarlığında rahat eder. Her işini, her istediğini rahatça yaptırır. Mutlu olur.

Gerekliyi gereksizken saklamalı: Her zaman her şey lazım olmaz. Ama bu bana lazım değil di­yerek hemen ortadan kaldırmak da doğru olmaz. O eşyanın ileride lazım olacağını. düşünerek bir yerde saklamakta yarar vardır. Zamanı gelip gerek­li olduğunda saklandığı yerden alıp kullanrnakla hem işimizi görmüş oluruz hem de zamandan ve paradan tasarruf yaparız.

Gezen ayağa taş değer: Gereksiz dolaşan, uy­gun olmayan davranışlarda bulunan kimseler, çok kere kendilerine zararlı olayların çıkmasına sebep olurlar. Zarar görmeleri kaçınılmaz olur.

Giden gelse dedem gelirdi: Ölen nasıl bir daha dirilmezse, kaçan fırsatlar da çok kere geri gelmez. Onun içindir ki kişi elindekilerin ve fırsatların kıyme­tini iyi bilmek zorundadır.

Gidip de gelmemek, gelip de bulmamak var: İnsanlar nasıl doğdu ise bir gün de öyle ölecektir. Bunun için yaşam içinde kimseyi incitmeden hu­zurlu bir hayat sürmelidir. Gidenler gelmeyebilir. Gelse de sevdiklerini bulmayabilir. Her kimsenin ne zaman, nerede, nasıl Allah'a kavuşacağı belli değildir.

Gökten ne yağar ki yer kabul etmez: Toplum­da çok güçlü kimselerin istediklerini güçsüz kimse­ler hiç itiraz etmeden kabul eder ve uygularlar. Reddetmeleri imkanı yoktur, bulamazlar.

Gönül kimi severse güzelodur: Güzellik kişile­re göre değişir. Bir kimsenin güzel bulduğunu di­ğeri güzel bulmayabilir. Bunun içindir ki kişi, kimi çok severse güzel de onun için odur.

Gönül kocam az: İnsanların vücudu, yaşı ilerle­dikçe fonksiyonlarını azaltmaya hatta yitirmeye başlar, ihtiyarlık bunun sonucudur. İhtiyarlıkta da bu kayıplar devam eder. Ancak gönül böyle değil­dir. O hiçbir zaman ihtiyarlamaz. Çok kere yirmisin­de istediklerini ellisinde de ister. Kişi mantığını kaybetmezse gönlünün istediklerini ölçü içinde ger­çekleştirir. Mantığını kaybetrnlşse toplumda gülünç olur. (Yetmişinde bir kimsenin on sekizinde bir 
kimse ile evlenmesi vb.)

Gönülden gönüle yol vardır: Birbirini seven kimseler her zaman bu sevgiyi içlerinde duyarlar. Birbirini düşünürler. Sevgilerinin bitmemesi için ne lazımsa yaparlar. Her zaman hatırda tutulan bir sevgi lle bağlı bulunan kimseler birbirini unutmaz ve bir sevgi çemberi içinde yaşarlar.

Gönülsüz davara giden köpekten hayır gelmez: Verilen ödevi büyük bir içtenlikle yapmayan, işine sarılmayan kişiden de yaptığı işden de fayda beklememelidir.

Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır ya baş: Kişiye istemediği işler yaptırılmak istenirse, o işden fayda sağlamak mümkün olmaz. Ayrıca zararı da dokunabilir.

Görmemiş görmüş, bayılmış ölmüş: Toplum kurallarını bilmeyen, aç gözlü kimseler bir gün ha­yal bile etmedikleri bir varlık ile karşılaşırlarsa ne yapacaklarını bilmez, şaşkın hale gelirler.

Görünen köy kılavuz istemez: Bütün yönleri ile belli olan bir olayda gerçek şudur diye açıklamak gereksiz olur. Diğer kişilerin de yardım etmesine gerek yoktur.

Göz görmeyince gönül katlanır: Çok yakını­mızda olup her gün görüp konuştuğumuz kimse bir nedenle bizden uzaklaşabilir. Her gün ,değil uzun zaman dahi görmediğimiz bu kimse ile bağ­larımız gün geçtikçe zayıflamaya başlar. Nasıl olsa kavuşamamak düşüncesi duygularımızın da zayıf­lamasına sebep olur.

Göz görür, gönül çeker: Kişi görüp incelediği şeylere karşı istek duyar. Bilmediği görmediği şey­leri istemez,arzu etmez.

Göz iki, ağız tek; çok görüp, çok dinleyip az söyle­mek gerek: Kişi çok gezer öğrenir çok din­lerse konuşması da yerinde ve zamanında olur. Fazla kötü, ve lüzurnsuz sözler söylemekten kaçı­nır.

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: Yakı­nımızda olmayan kişllere yakınımızdakiler kadar il­gi göstermemiz imkansızdır. Bu kimseler çok sev­diklerimiz de olsalar zamanla ilgimizin azalacağı tabiidir.

Göze yasak olmaz: Görmek doğal bir davranış­tır. Bunun için göz açık olduğu sürece etrafında ne olursa olsun görür. Bunu engellemek mümkün değildir.

Gül dalından odun, beslemeden kadın olmaz: Gül nazik bir bitkidir, dalı da odun olarak kullanıl­maz. Halayık ise ev hanımının niteliklerini taşımadı­ğı için ev kadını olması imkansızdır.

Gülme komşuna, gelir başına: İnsanlar başka­larının uğradıkları kötülüklere sevinmemelidirler. Aksine onlara yardım elini uzatmalıdırlar. Çünkü gün gelir aynı durumlar belki de daha şiddetli ola­rak kendi başlarına gelir. O zaman kimsenin kendi­leri ile ilgilenmemesi onları üzer, perişan eder.

Gülü seven dikenine katlanır: İnsanlar sevdik­lerinin kusurlarını görmezler. Kendilerini üzen, sı­kıntıya sokan olaylar meydana gelse de sevdikleri uğruna buna katlanmayı göze alırlar.

Gün doğmadan neler doğar: İnsanlar durumla­rına güvenip böbürlenmemelidirler. Yarının neler getireceği hiç belli olmaz. Bugün iyi olan işlerin kö­tü, kötü olanların iyiye gideceğini kimse garanti edemez.

Gün var yılı besler, yıl var ayı beslemez: Ser­best çalışanların kazançları belli olmaz. Bazen bir günlük kazanç bir yıl yeter, bazen de bir yıllık ka­zanç bir ay bile yetmez. Gerekliyi gereksizken saklamak lazımdır.

Güneş balçıkla sıvanmaz: Hakikatleri sakla­mak mümkün değildir. Bugün saklansa bile bir gün meydana çıkar.

Güneş giren eve doktor girmez: Güneş insan­ların sağlık kaynağıdır, bulunduğu yerdeki mikrop­ları öldürür. İnsanlara saglık verir. Bunun için güne­şin girdiği yerlerde hastalık olmaz. İnsanlar doktora gerek hissetmeden sağlıklı yaşarlar.

Güneş olsa kimsenin mendilini kurutmaz: Toplum halinde yaşayan insanlar birbirlerine yar­dım etmelidir. Bencil, kendini beğenmiş olmaktan özellikle kaçınmak lazımdır.

Gürültü istemeyen bakırcı dükkanına girmez: Huzur ve rahatlık isteyen kimseler gürültülü işlere girmemelidir. Huzur isteyen kimseler içinde huzur­suzluk olan işleri bilip, onlara girmemelidirler.

Güvenme varlığa düşersin darlığa: Yaşam sü­resince varlık içinde yaşamak mümkün değildir. Günün birinde elimizdekiler biter tükenir. Ne kadar varlık olursa olsun bitebilir. Bunun için imkanlanrnı­zın tutumlu bir şekilde kullanılması gerekmektedir.

Güzele bakmak sevaptır: Güzel olan her şeyde Allah'nın bir aksini bulmak mümkündür. Onun için güzel bulduğumuz her şeye dikkatli bakmak sevap 
kazanmak anlamına gelir. Allah'yı anmak anlamına gelir.

Güzele ne yakışmaz: Güzel, güzelliği bizzat kendisinde gösterir. Güzellik onun kendi bünyesin­dedir. Kendisindedir. Bunun içindir ki giydikleri çok önemli değildir. Iyi de olsa kötü de olsa ona yakı­şacaktır.

Güzeli herkes sever: Güzelolan her şeyi bütün insanlar sever, ona yakın ilgi duyarlar.

Güzellerin tallhl çirkin olur: Güzeller kendileri gibi güzel birini ararlar. Çok kere de bulamazlar. Bulmalarına her zaman imkan yoktur. Bunun içinde istedikleri yerine gelmez şansları kendilerine yardımcı olmaz.

Güzellik onsa, dokuzu dondur: Güzel görün­menin büyük bir kısmı giyim ile ilgilidir. Güzel kişi, giyinmesini iyi bilirse çok daha güzel gösterebilir.

Güzün gelişi yazdan bellidir: Mevsimler nor­mal seyrini sürdürmezse sonra gelen mevsimlerde normal geçmez. Hayatta da böyledir. Olayların gelişmesinden ele alınan esas meselenin nasıl so­nuçlanacağı belli olur.


Atasözleri H harfi

Hacı hacıyı Mekke'de bulur: Aynı düşüncede olan kimseler ayrı ayrı davransalar bile bir gün aynı yolda buluşurlar. Kendilerine ait yolda veya yerde buluşurlar, birbirlerini bulurlar.

Hacı Mekke'de; derviş tekkede: İnsanlar yetiş­me şekillerine göre kendilerine uygun bir ortamda yaşarlarsa mutlu olabilirler. Yoksa ömürleri sıkıntı içinde geçer. Bulundukları yerde istenmez ve sevil­mezler.

Haddini bllmeyene bildirirler: İnsanlar bilgi ve görgüleri doğrultusunda hareket etmelidirler. Bil­mediğini söyleyene, yetkili olmadığı halde yetkiliy­imiş gibi konuşana, çizmeden yukarı çıkana yaptık­larının doğru olmadığını çok sert bir şekilde hatırla­tırlar, ders verirler.

Hak deyince akan sular durur: Anlaşmazlıklar­da doğruluk, dürüstlük, tarafsızlık, hakkaniyet yo­lundan hareket edilirse "klmsenin söyleyecek bir sözü, bir eleştirisi kalmaz, olamaz.

Hak doğrunun yardımcısıdır: Allah doğru ola­na yaptıklarının rnükafatını mutlaka verir. Doğru kimseler ilk planda başarısız gibi görünseler de 
doğruluklarını bozmadıkları takdirde Allah onları mutlak selamete çıkaracak ve rnükafatlandıracak­tır.

Hak gelince batıl gider: Doğruluğun, hakikatin, iyiliğin bulunduğu yerde düzenin, yalanın, kötülü­ğün bulunmasına imkan yoktur. Bunun için her za­man doğrudan, iyilikten, hakikatten yana olmalıdır.

Hak yerini bulur: Yapılan her türlü haksızlıklar, zulümler devam etmez. Gün gelir devletin kolluk kuvvetleri haksızlık yapanların, zalimlerin cezasını verir. Tanrı da bu kimselerin hak ettikleri cezayı çok kere yaşarlarken vermektedir. Doğruluk hiçbir zaman geride, yerde kalmaz.

Hamı tatlı, yetkini acı: Çocuklar küçüklüklerin­ de hem sevilirler hem de sorun yaratmazlar. Ama büyüdükleri zaman anne ve baba çocuklarının bü­yük sorunları ile karşılaşırlar. Bu durum onları üzer, kızdırır.

Hamama giren terler: Bir işe başlayan kimse o işin beraberinde getirdiği her türlü zorlukları da ka­bul etmek ve katlanmak durumundadır.

Hangi gün vardır ki akşam olmasın: Sonuç­lanmayan bir iş, ihtiyarlamayan insan, bitmeyen güzellik ve servet, ün yoktur.

Harman yel ile, düğün el ile: Bir işin tam, olarak gerçekleşmesi için gerekli şartların yerine gelmesi lazımdır. Gereken şartlar olmadığı takdirde işin de 
istenildiği gibi sonuçlanması mümkün değildir.

Harman sonu dervişlerin: Alçak gönüllü kim­seler çıkar konusunda hemen kendilerini ortaya atmazlar. Herkes o şeyden bol bol yararlanır eğer ar­ta kalırsa onlar da bir parçacık alırlar. Çünkü derviş demek hoşgörülü, efendi, dünyanın nimetlerine sırt çeviren kimse demektir.

Hasta olmayan sağlığın kıymetini bilmez: Kişi sağlıklı iken hastalığın ne olduğunun ne kadar ıstı­rap verici ve güç olduğunun farkına varmaz. Hasta­lık gelip çatınca sıkıntı ve ıstıraplar başlayınca sağ­lığının değerini anlarsa da iş işden geçmiştir.

Hasta yatan ölmez, eceli gelen ölür: Her hasta olan kimsenin öleceğini zarınetmek yanlıştır. Has­talık kişinin ölümünü gerçekleştirmez. Kişinin ömrü 
Allah'ın takdiri ile tanzim edilmiştir. Vakti gelince hasta olsa da olmasa da ölür. Vakti gelmeyince hasta olsa da ölmez.

Hastaya döşek sorulur mu? : Kişinin, gereğini mutlak surette duyduğu bir şeyi, sana bu şey lazım mıdır diye sormak gereksizdir, yanlıştır.

Hatasız kul olmaz: İnsan denilen varlık makine değildir. Etrafındaki olaylardan duyguları oranında etkilenir. Bunun için tam olarak etkilenmesi, isabet­li kararlarını vermesi, her zaman mümkün değildir. Hata yapması her zaman mümkündür.

Hatır için çiğ tavuk yenir: Kişi çok sevip değer verdiği kimsenin istekleri için onu kırmamak için, bütün zorluklara katlanır. Katlanmak zorunda kalır.

Haydan gelen huya gider: Her şey bir emek sonucu olmalıdır. Emek verilmeden elde edilen her şey çok çabuk ziyan olur elden gider.

Hayvan koklaşa koklaşa, insan söyleşe söyleşe: İnsanların yakınlaşması konuşmakla, birbirle­rini anlamakla olur. İnsanlar ne kadar samimi ko­nuşurlarsa anlaşmaları da o kadar kolay ve iyi olur.

Hazıra dağlar dayanmaz: Elimizde bulunan mal ve para ne kadar çok olursa olsun harcamakla bir gün bitecektir. Bunun için elimizdekileri harcar­ken bir yandan da yerine koymaya gayret etmeli­yiz.

Hekim kim, başına gelen: Bir konuda en iyi ka­rarı verecek olan kişi, daha önceleri o konuyu ya­şamış, tecrübe kazanmış olan kimsedir.

Hekimden sorma, çekenden sor: Her acının ve sıkıntının ne demek olduğunu o sıkıntıyı hafifletmek için yol gösteren değil, sıkıntıyı kendisi yaşamış 
olan daha iyi bilir ve takdir eder.

Hekimsiz, hakimsiz memlekette oturma: Top­lumda insana en gerekli şey sağlık ve huzurdur. Sağlık için doktor, huzur ve güvenlik için de adaleti dağıtacak hakim mutlaka gereklidir. Bunların olma­dığı yerde oturmak doğru değildir. O yer ne kadar güzel olsa da insanlar için tercih edilmez, edilme­melidir.

Helal kazanç ile pilav yenmez: Doğrulukla, ah­lakla, yasalara uymakla elde edilen kazanç hiçbir zaman insanı zengin etmez.

Her ağlamanın bir gülmesi olur: Sıkıntılı, dertli günler sonsuza 'kadar devarn etmez. Sıkıntıların sonunda muhakkak mutlu güzel huzurlu günler gelecektir.

Her ağacın meyvesi olmaz: Toplumdaki her ki­şinin o topluma faydalı olması mümkün değildir.

Her arı bal yapmaz: Her kimsenin. topluma ya­rarlı olacağını düşünmek hatadır. Toplumda, top­lum için faydalı olan kimseler olduğu gibi faydasız olanlar da bulunabilir.

Her azın bir çokluğu vardır: Bir şey az diye bı­rakmamak gereklidir. Az olanlar ziyan edilmeyip bi­riktirildiği takdirde sonunda çok elde edilir. Biriktir­meye önem verilmelidir. (Damlaya damlaya göl olur.)

Her başın derdi vardır, değirmencininki sudur: Bir toplumda yaşayanların hepsinin bir derdi bir problemi vardır. Bunlar birbirine benzemez. Her dert, dert sahibini daha çok etkiler.

Her boyayı boyadık, fıstık rengi (yeşili) kaldı: Yapmayı istediğimiz her şeyi henüz; tamamlama­mışken, bizi pek yakından ilgilendirmeyen, önem­siz şeylerle uğraşmak zorunda kalmak.

Her çiçek koklanmaz: Bir toplum içinde bulu­nan insanların bazıları faydalı bazıları faydasızdır. insanları yakından tanımadan onlarla ilişki kurmak 
doğru değildir. Kötü sonuçlar da verebilir.

Her çok azdan olur: Çok olana sahip olmak is­tersek azların kıymetini bilmek zorundayız. Sabır ile azlar bir gün çok olur.

Her damardan kan alınmaz: Toplumda bulu­nan bütün insanlardan yardım istenmez. istense bile almak mümkün olmaz.

Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan: Çok iyi bilmediğin, hatta hiç bilmediğin veya tec­rübe etmediğin işlere, görünüşe bakarak girmek doğru değildir. Her akla geleni yapmak da doğru değildir. Yapılan işlerin nasıl sonuç vereceğini bil­mek imkansızdır.

Her dilden gelen elden gelmez: Kişi aklına ge­len her şeyi söyleyip karşısındakine ümit verme­melidir. Söylenilen her şeyi her zaman yapmak mümkün değildir. Bunun için ancak yapabileceği­miz şeyler hakkında konuşmak ve ümit vermek doğrudur. Başka türlüsü yalan olur ve itibarımızı sarsar.

Her gidişin bir gelişi vardır: Her güzel günün, devam edeceğini zannetmek doğru değildir. Bu­nun gibi her kötü günün de devam edeceği düşünülmemelidir. Mutlu günler üzüntülü, üzüntülü günler her an mutlu günlere dönüşebilir.

Her gönülde bir arslan yatar: Her insanın var­mak istediği amaçları vardır. Gönlünde daima onu hisseder ve gerçekleştirmek için fırsat kollar.

Her gün baklava börek yerise bıkılır: Yaşam biteviye(Aynı biçimde,sürekli durmadan) devam edemez. Kişi yaşamını çok iyi şartlarda sürdürse bile yine de bu iyi yaşayışın mono­ton tarafından bıkar ve değişiklik ister.

Her güzelin bir kusuru vardır: İnsanın bütün yönlerinin hep birden tam ve eksiksiz olmasını dü­şünmek mümkün değildir. Küçük veya büyük bir eksiklik herkişide mutlaka vardır. Bazı kimseler bu eksikliklerini ustalıkla gizledikleri için onları öncelik­le kusursuz gibi görürüz. Ama beklemediğimiz bir zamanda, beklemediğimiz kusurlarını görmek her zaman mümkündür.

Her horoz kendi çöplüğünde öter: İnsanların sözü kendi mal/arında veya kendilerini seven çev­relerde etkili olur, geçer. Oralarda dinlenir, istekleri yapılır.

Her inişin bir yokuşu vardır: Güzel günler de­vamlı olmadığı gibi kötü günler de devamlı değil­dir. Iyi günler, mutlu günleri, hüzünlü günler izledi­ği gibi, hüzünlü ve kötü günleri de mutlu huzurlu günler yıllar izleyecektir.

Her inleyen ölmez: Karşılaşılan sıkıntılı ve zor durumlar mutlak surette kötü bir biçimde sonuç­lanmaz. Mutlu sonuçlar da doğabilir.

Her işin başı sağlık: Hayatta ne yaparsak ya­palım sağlığımız iyi olmadığı zaman yaptıklarımız­dan iyi sonuç almak mümkün değildir. Sağlık iyi ol­madığı zaman yapılan işde dikkat olmayacağı için başarı da ya hiç olmayacaktır veya eksik olacaktır. Başarılı olmak için her zaman sağlığımıza dikkat etmek gereklidir.

Her işde bir hayır vardır: Çalışmalarımızda bi­ze iyi gelmeyen beğenme'diğimiz taraflar olabilir, Bunları üzüntü konusu yapmamak lazımdır. işin bu şekil almasında faydalı, iyi bir tarafın olduğunu dü­şünmek bizi kötümserlikten, karamsarlıktan kurta­rır. Azmini kamçılar hayata küsmemiş oluruz.

Her koyun kendi bacağıtıdan asılır: Toplumda her kişi kendi yaptıklarından sorumludur. Gerekir­se yaptıklarının hesabını vermekle yükümlüdür.

Her kuşun eti yenmez: Kişinin dış görünüşüne aldanıp onun emrimiz altına kolayca gireceğini sanmak yanlıştır. Sessiz sakin görünen nice kişi vardır ki onlara söz geçirmek, boyun eğdirmek im­kansızdır. Baskıya karşı direnen, namusu için ölen kimseler bu sözün tipik örnekleridir.

Her ne verirsen elinle, o gelir seninle: İnsan yaşamı süresinde etrafında bulunan ve yardıma muhtaç olan kimselere yardımda bulunmalıdır. Yardımda bulunulanların hayır dualarını almak çok önemlidir. Bütün canlılar bir gün Allah'a dönecek­lerdir. Bu dönüş ölüm ile olacaktır. Ve bu dönüşte dünya malını götürmek mümkün olmayacaktır. Bu­na karşılık dünyada yaptığımız iyilikler dünya malı ile Tanrı katına götürdüğümüz kazançlarımız ola­caktır. Bu kazanç çok büyük ve değerlidir. Bunun için kişi bizzat kendisi yardımda bulunmalı, yardı­ma ihtiyacı olanları mutlu edip hayır dua kazanma­lıdır. Başkasının eli ile bunu yaptırdım zannedenler çok defa aldanırlar.

Her şeyin yenisi, dostun eskisi makbuldür: Yeni, güzel iyi, doğaya uygun gösterişli demektir. Herkes bunları tercih ederken biz de iyiyi güzeli elbette ki isteyeceğiz. Ama dostluk için böyle değil­dir. Dostluk kısa sürede oluşmaz. insanlar birbirle­rini yaptıkları fedakarlıklar nispetinde, geçirdikleri acı tatlı anıların çokluğu nispetinde, deneyip güven bağladıkları nispette daha çok tutarlar ve severler. Bu da kısa zamanda olmaz. Onun içindir ki en eski 
dostluklar en denenmişi olur ve aynı zamanda en iyisidir.

Her taş baş yarmaz: Dikkatle takip ettiğimiz kö­tü sandığımız, korktuğumuz her şey korkulacak ka­dar tehlikeli olmayabilir. Tehlike hiç ummadığımız yerden gelebilir. (Ummadığın taş baş yarar.)

Her taş yerinde ağırdır: İnsan dogup büyüdü­ğü yerde yaşarsa oradakiler tarafından tanınır, se­vilir. istekleri öncelikle yapılabilir. Kişinin tanınmadığı yerde şevilip sayılmasına imkan yoktur. Ancak ya çok önemli bir iş yapmalıdır veya çok zengin olarak gelip çok yardımda bulunmalıdır. O zamanda kişi doğup büyüdüğü yerdeki gibi tanınmış ola­caktır.

Her yiğitin bir yoğurt yiyişi vardir: Toplumda her kişinin kendine özgü bir davranışı olayları yo­rumlaması, iş yapma biçimi vardır. Hiç kimseninki 
birbirine benzemez.

Her yokuşun bir inişi, her inişin bir yokuşu vardır: Hayat tekdüze değildir. Mutlu günlerin sonun­da mutlu olmayan günler de gelir. Sıkıntılı günlerde devam etmez. Her sıkmtrh günün sonunda mut­lu günler de mutlaka olacaktır ve g.elecektir.

Her yüze güleni dost sanma: Bir toplumda in­sanlar kendi çıkarları için etrafında bulunan kimse­lerin yüzüne gülebilirler. Çıkarları ortadan kalkınca da bu yakın ilişkiyi birden keserler. Bunun içindir ki bize yakınmış gibi görünen, dostmuş izlenimi ver­meye çalışan kişileri her zaman dost diye kabul et­mek hatalıdır, zararlıdır.

Her zaman gemicinin istediği rüzgar esmez: Olaylar her zaman kişinin istediği biçimde geliş­mez. Bazen istenmeyen durumlarla karşılaşılabilir.

Her zaman papaz pilav yemez: Kişinin gönlün­deki olaylar her zaman onun istediği gibi gerçek­leşmez.

Herkes bildiğini okur: Kişiler başkalarının söy­lediklerine pek kulak asmazlar. Kendi akıllarında ne varsa onu doğru bulup gerçekleştirmeye çalışırlar. Kendi düşüncelerini uygularlar.

Herkes ektiğini biçer: Toplum içinde yaşayan insanlar hürmet ve sevgi görmek istiyorlarsa kendi­leri de hürmet ve sevgi göstermesini bilmelidirler. Yardım etmeyi, sevgiyi, hürmeti bilmeyen kimsele­rin bunları beklemeleri hayal olur, onlara böyle davranılması mümkün değildir. Toplumda saygılı davranan saygı ve hürmet görür.

Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez: Sonucu belli olan bir işi dahi her kişinin aynı güzellikte yapmasını beklemek hatadır. Çünkü her 
kişinin kendine özgü bir yeteneği vardır. Yeteneği ölçüsünde başarılı olur.

Herkes sakız çiğner ama çatıatamaz: Bir işi herkes yapar ama, onu iyi bilip o işden zevk alan kimselerin yaptığı iş bambaşkadır. Çok iyi ve başa­rılıdır.

Herkese yorulduğu yerde han yaptırmazlar: Bazı sorumluluklar yüklenmiş kişilerin sorumluluk­larını istedikleri gibi kullanmaları mümkün değildir. Yükümlülüklerini canı istediği zaman yerine getir­mesi, lsternedlqi zaman qetlrrnernesl hakkı o kişiye tanınmaz. Istediği gibi hareket etmesi imkansızdır.

Herkesin canı can da, bizimki patlıcan mı? : Toplumda bütün kişiler kendi çıkarlarını kollarlar­ken bir kişinin bütün çıkarlarını feda etmesini iste­mek, düşünmek doğru olmayan bir hareket olur.

Herkesin geçtiği köprüden sen de geç: Pek çok kişinin yaptığı, uyguladığı ve doğruluğu. kanıt­lanmış şeyleri yapmanın hiçbir zararı yoktur. Güve­nerek yapmalıdır.

Hesapsız kasap ya bıçak kırar ya masat: Bir işin nasıl yapılacağını bilmeyen insanlar işin başına geçince işi yapamadıkları gibi iş için gerekli olan araç ve gereçlerin de ziyan edilmesine neden olur­lar. Kendi malının, parasının hesabını bilmeyen; nasıl harcanacağını araştırmadan harcayan kimse­ 
ler, sonunda perişan olurlar, fakir düşerler.

Hırsız anahtar istemez: Karşısındakine kötülük yapmayı tasarlayan kimse bilinen veya akla gelme­yen yolları deneyerek yapacağı kötülüğü mutlak gerçekleştirir. Engelolmaya imkan yoktur. Hırsız bir yere girmeyi aklına koymuşsa kilit ne kadar iyi olursa olsun, onu açma çaresini, yolunu bulacaktır.

Hırsız evden olursa mandayı bacadan aşırır: Hırsızlık yapan kimse evden biri olursa evin içini çok iyi bildiğinden akla gelmeyen yöntemlerle her şeyi çalması mümkün olur. Yakalanması da o oranda zordur.

Hısım akraba ile ye iç, alış veriş etme: Akra­balar arası yakınlaşmalar her zaman olumlu değil­dir. Akrabaların bazıları birbirlerini çekemezler kötü davranırlar. Bunun için akrabalar arasında çıkara dayanan ilişkiler olmamalıdır. Akrabalıklar çabucak bozulduğu gibi büyük düşmanlıklar da meydana gelebilir.

Hiddet ile kalkan zarar ile oturur: İnsanlar öf­keli olduklarında duygusal davranırlar. Mantıklı dü­şünemedikleri için de hatalar yaparlar. Öfkeleri geçtiği zaman ise yaptıkları hatalar ile karşılaşınca davranışları için pişmanlık duyarlarsa da artık iş iş­den geçmiştir. Öfkeli zamanlarında yaptıklarının zi­yanını çekmek zorundadırlar.

Hocanın dediğini yap, yaptığını yapma: Din adamları, dinin, Allah'nın buyruklarını öğretirler. Bunları öğrenip uygulamak gereklidir. Ama din adamları da bazen öğrettiklerinin aksine hareket edebilirler. Bunun içindir ki, hocaların yaptıklarını yapmamak gerekir.

Hocanın vurduğu yerde gül biter: Öğretmen çocuğu yetiştirmek için pek çok çareler dener. Bu arada gerekirse döver. Yapılan bütün işler çocu­ğun iyiliği, vatana, millete, ailesine faydalı olması içindir. Bundan dolayı öğretmenden yenen dayak diğer dayaklar ile bir tutulmamalı, bir nimet olarak kabul edilmelidir.

Horoz ölür, gözü çöplükte kalır: Kişi çok sev­diği arzuladığı şeyleri kolay kolay unutamaz. Do­ğup büyüdüğü yerleri de unutamaz. Yaşı ilerlesede her zaman onların hasretini duyar, hatırlar, için­deki istek, özlem devam eder.

Horozu çok olan yerde sabah geç olur: Bir iş­de çok kişi fikir ileri süretse ve o fikirler birbirinden çok uzak olursa bir noktada birleşmek, bir işi sonu­ca erdirmek imkanı yoktur, olamaz.

Huda (Allah c.c)namerde değil, merde dahi muhtaç etmesin: Allah insanı hiç kimseye muhtaç etmesin. En yakınlarına bile muhtaç olmak iyi değildir. İhtiyacı gideren kişinin biraz surat asrnası, ihtiyaç sahibini üzer, incitir. Hele mert olmayanlardan yardım al­mak, mert bir kimse için ölümden de beterdir.

Huy canın altındadır: Huy insanm büyümesi sı­rasında kişiliği ile birlikte gelişmiş, oluşmuş kişilik­tir. Bir kimsenin de kişniğini değiştirmek mümkün değildir. Yaşam ile oluşan çok derin kökleri olan huy değişmez. Ancak ölüm ile son bulur.

Huylu huyundan vazgeçmez: Huy kişiliğin bir parçasıdır. Uzun zamanda oluşmuştur. Bunun için kişinin davranışlarını da değiştirmek mümkün de­ğildir.


Atasözleri I Harfi

Ihlamurdan odun olmaz, beslemeden kadın olmaz: Yaşam içinde her konu birbirine uygun olu­şursa başarı olur ve devam eder. Ihlamur narin bir ağaçtır. Yanmaya, ateş elde etmeye elverişli değiir. Besleme kız ise yaşadığı ortamın gereği olarak ev kadınlığı yapmak için gereken bilgilere sahip olmadığı için ev hanımı olamaz.

Irmak kenarına çeşme yapılmaz: Yeterinden fazla üreten, stoklarında çok fazla malı olan mo­dern bir kuruluşun yanına daha ilkel şartlarda çalı­şan ve aynı malı üreten bir başka tesis yapmak, önceden bu tesisin çalışmayacağını, zarar edece­ğini kabul etmek demektir. Boşa çalışmak olur.

Irmaktan geçerken at değiştirilmez: Yapılma­ya başlanan bir işde ilk zamanlar başarı elde edil­meyebilir. işin daha başarılı yapılması için uygula­nan yöntemler de değiştirilebilir. Ama zor, tehlikeli olumsuz bir ortamda yöntem değiştirmek doğru değildir. iyi sonuçlar vermez. Bunun içindir ki böyle zamanlarda yöntem teknik değiştirmemelidir.

Isıramadığın eli öp de başına koy: Yaşam için­de birtakım mücadeleler yapılacaktır. Bu kavgada düşmanın senden çok güçlü ise onunla kavga et­memek gerekir. Kavga edilirse yenilmek muhak­kaktır. Buna karşılık düşmana hoş görünüp düş­manlığını tahrik etmezsek rahat yaşarız .. Hiç olmaz­sa kuvvetlenip onun seviyesine gelinceye kadar kavgadan çekinmek gerekir.

Isıran it dişini göstermez: Bir başkasına kötü­lük etmeyi tasarlayan kimse bu düşüncesini açığa vurmaz. Zamanı gelince aniden harekete geçer, karşısındakinin davranmasına imkan bırakmadan kötülüğünü yapar.

Isırgan ile taharet olmaz: Başarılı bir iş oluştur­mak için işe yarar, faydalı araç kullanmak gereklidir. Kötü malzeme ile iyi ve başarılı sonuçlar elde edilemez.

Islanmışım yağmurdan pervası yoktur: Bir ko­nuda büyük zarar görmüş kişi aynı konuda uğraya­cağı zararlardan korkmaz, aldırmaz.

Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Daha önce olmuş, bilinen bir olayı pek çok defa ortaya koymak, ileri sürmek. Bir daha, bir daha anlatmak.

Ismarlama hac, hac olmaz: İnsan kendi işini kendi yapmalıdır. Başkasına yaptırılan işden başarı elde edilemez.

Işığını akşamdan önce yakan sabaha çırasında yağ bulamaz: İnsanlar savurganlık yapma­maladırlar. Parasını gereksiz yere harcayan gerektiğinde para ve mal bulamaz. Zorluk içinde kalır.


Atasözleri İ Harfi

İbadet de (mahfi) gizli, kabahat da: İbadet Allah'ın emirlerini yerine getirmektir. Allah ile kul arasındadır. Bunun içindir ki ibadetin yalnızca Allah için yapılması gerekmektedir. Doğru olan, kulun yapacağı da budur. İbadeti başkalarına gösteriş için yapanlar Allah'ın ernirlerini, kulluk görevini yerine getirmemiş olurlar. İnsan bazı kusurları ya­parak olgunlaşır, tecrübe kazanır. Bunun için olgunlaşmamıza yarayan kusurların da gizlenmesin­ de yarar vardır. Lüzumsuz yere o kişiyi küçük dü­şürmek doğru olmaz.

İçi beni yakar, dışı eli: Dıştan görünen her şey göründüğü kadar güzel olmayabilir. Dış görünüşü­ne aldanmak doğru değildir.

İğreti ata binen tez iner: Kendi malımız olma­yan malzemeye güvenip blr işe başlamak doğru değildir. Malzemenin sahibi malını geri istediği za­man zor durumda kalır.

İki cambaz bir ipte oynamaz: Kurnaz ve hileci kişiler bir konu üzerinde karşılaştıkları zaman bir­birlerini yenmek için akıllarına gelerı ne varsa, bü­tün düzenlerini kullanırlar. Bu durum, sonunda iki tarafa da ziyan verir.

İki çıplak bir hamama yakışır: Evlenecek veya iş kuracak kimselerin ikisinin de parasız olması ev­liliğin de işin de daha baştan iyi olmamasına ne­den olur. Bunlardan hiç olmazsa birinin imkanları olursa durum kurtarılmış, evlilik veya iş sağlam bir temele oturtulmuş olur.

İki deliye bir akıllı: Birbirine ters düşen, birbirini anlamayan iki kişinin arasını bulacak, mantıklı bir kimsenin bulunması mutlak gereklidir. Böyle bir kimse olmazsa iki kişi arasındaki olaylar büyük problemlere dönüşür.

İki dinle bir söyle(işit): Başarı bize söylenenle­rin iyi anlaşılması ve gerekli işlemin yapılması ile mümkündür. Bu da iyi dinlemekle olur. Karşımız­dakinin sözlerini ne kadar çok olursa olsun iyi din­lersek cevap olarak söylediğimiz sözler yerinde olur. Bilmeden, dinlemeden konuşmak kişiyi her zaman hata yapmaya götürür. Yanlış yaptırır, küçük düşmesine neden olur. Fazla ve lüzumsuz ko­nuşmak kişiye fayda sağlamaz.

İki el bir baş içindir: İnsanın iki eli bir başı var­dır. iki el çalışıp insanın yaşamını sürdürmesini sağlar. Kişi tembellik etmezse yaşamı mutluluk içinde çalışarak geçer başkalarından yardım bekle­mez.

İki gönül bir olunca samanlık seyran olur: Bir­birini seven insanlar için zorluklar, problemler önemli değildir. Birbirini seven insanların bu müş­terek sevgisinden oluşan kuwet bütün güçlükleri yenmelerine neden olur.

İki karpuz bir koltuğa sığmaz: Elimizde çok önemli bir iş varken diğer önemli bir işe girişmek iki işin de yarım kalmasına bitirilmemesine neden olur. Bunun için bir önemli işi bitirmeden diğerine geçmek doğru değildir.

İlmi Allah dileyene, malı dilediğine verir: Şu dünyada Allah her kişiye değişik imkanlar verir. Herkesin aynı oranda zengin olması mümkün de­ğildir. Zengin olmayı çok istesek de Tanrı takdir et­mediyse mümkün değildir. Ama ilim öyle değildir. İnsanlar arzu ederlerse bilgin olabilir. ilmi öğrene­bilir. İlmi öğrenmek kişinin çabasına bağlıdır. O ça­ba gösterirse Tanrı muhakkak kişinin istediğini ve­rir.

İmam evinden aş, ölü gözünden yaş çıkmaz: Her şey gereken yerden alınmalıdır. Alınması mümkün olmayan yerden bir şeyi almak istemek başarılı bir şekilde sonuçlanmaz. Alınamaz.

İnanma dostuna, saman doldurur postuna: Zor bir olgudur dostluk. Kolayca oluşması müm­kün değildir. Bazı kimseler samimiyeti dostluk zan­nedip gizli kalması gereken sırlarını samimi olduk­ları kimselere söylerler. Bu sırları öğrenenler de on­ları ummadıkları zamanda kullanıp büyük kötülük­ler yapabilirler.

İnsan ayaktan, at tırnaktan kapar: İnsan ayağı­nı daima kollamalı, sıcak tutrnalıdrr. Ayağın üşüme­si birçok hastalıklara sebep olur. İnsan hastalıklan ayaktan alır. At ise yere bastığı tırnaktan hastalıkları alır. Atın tırnaklarına iyi bakmak gerekir.

İnsan beşer, kuldur şaşar: Allah insanları hiç eksiksiz yaratmamıştır. İnsan ne kadar eksiksiz görünmeye gayret etse de günün birinde hata veya hatalar yapabilir. Bunun içindir ki küçük hataları bağışlamak hoş görmek gerekmektedir.

İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur: İnsan hayatta yalnızca kendine güvenmelidir. Giri­şimierinde başarılı olmak istiyorsa imkanlarını çok iyi değerlendirmesini bilmelidir. Başkalarının im­kanlarından faydalanmak isteyenler ise faydalandıkları imkanları kaybedince ortada ve zor durumda kalıverirler. Başanya bu yolla ulaşmaları da mümkün değildir.

İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde yaşar: İnsanlar için doğduğu yerde hayatını sürdür­mek. büyük mutluluktur. Ancak bu her zaman mümkün olmaz. Geçimini sağladığı yer ise yaşa­maya mecbur olduğu yerdir. Zamanla geçimini sağladığı yeri yurt edinir.

İnsan insanın şeytanıdır: İnsanlar arkadaşlarını çok. iyi seçmelidir. Kötü arkadaş çok zararı olan kimsedir. Kişiyi yolundan çıkarır, saptırır; kötülüğe sürükler.

İnsan söyleşe söyleşe, hayvan koklaşa koklaşa: Hayvanlar birbirini koklayarak tanırlar. İnsan­lar ise konuşarak. Konuşmasını bilen insanlar için anlaşmazlık olamaz. Konuşa konuşa her sorunları­nı halederler

İnsanı gam, duvarı nem yıkar: Duvarı oluştu­ran ana maddeleri birbirine bağlayan ara madde nemden zarar görünce ana maddeler birbirini tut­maz olur ve duvar yıkılır. insan ise duygusal bir ya­ratıktır. Gam kişinin duygularını ve düşüncesini etkiler. Doğru düşünmesini, karar vermesini engeller, kişiyi başarısız ve mutsuz kılar.

İnsanın adı çıkacağına canı çıksın: Kişi top­lumda yaptığı her hareketine dikkat etmelidir. Bir defa kötü tanınınca birçok zorlukla karşılaşır. Bun­dan sonra davranışlarını düzeltse de artık kötü na­mını kaldırmak mümkün değildir. Veya çok zordur.

İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında: Hayvanın rengine, şekline bakarak hüküm vermek kolaydır. Ama insanın dış görünüşüne ba­karak hüküm vermek doğru değildir. İnsanın ne düşündüğünü, neler hissettiğini, nasıl davranaca­ğını bilmekmümkün değildir.

İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez, tatlı dilinden başka nesi var: İnsanı diğer yaratıklardan ayıran dilidir. Dil ne kadar tatlı olursa, kalbi iyilikle dolu olursa toplumda o kadar çok sevilir sayılır. Kendisini böyle sevdirir, böyle saydırır.

İnsanın soyu bir, huyu bindir: İnsan insana benzer ama bu dıştandır. Ama her insanın içinde binbir türlü düşünce vardır. Bunun için insanların birbirine benzedikleri hiçbir zaman söylenemez.

İnsanın söylemezinden, suyun şarlamazından kor­kulur: Sessiz akan suyun ne zaman zararlı olacağı belli olmaz. Sessiz sakin insanın da için­den ne düşündüğü, nelere karar aldığı hareket ve tavırlarından hiç belli olmaz. Sessiz, sakin diye ta­nımladığımız ve iç yüzünü bilmediğimiz kimseler günün birinde umulmayan davranışlarda bulunabi­lirler. Bu davranışlar çok etkili ve kötü de olabilir. Bu sebepten sessiz sakin olduğu için bu kimse den zarar gelmez, ona istediğimizi yapabiliriz diye düşünmek yanlıştır, hatalıdır.

İnsanoğlu çiğ süt emmiş: İnsanoğlundan her zaman olumlu davranış beklemek doğru değildir. Hiç ummadığınız bir anda kendisine iyilik yapmış olanlara dahi kötülük yaparak karşılık verebilir.

İsin yanına giden is, misin yanına giden mis kokar: İnsanlar dostlarını, arkadaşlarını iyi kimseler­den seçmelidirler. İyi arkadaşlardan iyilik ve hayır gelir. Kötü arkadaşlardan ise kötülük gelir. Kişi kö­tülüğe doğru döner, şer içinde kalır.

İstediğini söyleyen, istemediğini işitir: Karşı­mızdaki kişiye aklımıza geldiği gibi konuşmak, kö­tü, aşağılayıcı sözler söylemek doğru değildir. Karşımızdaki bize daha ağır sözler söyleyerek cevap verebilir.

İstenmeyen aş, ya karın ağrıtır ya baş: İnsana istemediği halde zorla yaptırılan her şeyden fayda beklemek doğru değildir. istenilmeyen yemek ye­ 
nince midemiz nasıl' bulanır fena 'olursak, istemedi­ğimiz iş de yaptırılınca o işden hayır beklemek, fay­da ummakdoğru değildir.

İstyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara: Toplum içinde her kişi tanıdıklarından her zaman her şeyi isteyemez, Çok zor dururnda kalıp da bir tanıdığından gerekli şeyi isterse ona yardımcı olmak, istediğini imkanlanrnız varsa vermek doğru­dur. Eğer imkanlanrruz var da vermiyor, dostumu­zun zor durumda kalmasına göz yumuyorsak utan­ma gereken kişi o zaman biz oluruz.

İşi olmayanın aşı olmaz: Bir yerde çalışmayan kendi ve ailesinin geçimi için para kazanmayan kimsenin geçineceği para da olmayınca, başkaları­na el açmak mecburiyetinde kalacağı tabi/dir. Baş­kalarına el açmak; dilencilik de toplumda utanıla­cak bir durumdur. Bu duruma düşmemek için ça­lışmaktan ayrılmamalıdır.

İşin yoksa şahit, paran çoksa kefil ol: Şahitlik zor bir iştir. Çok defa mahkemeye gidip gelmeler pek çok zaman ve para kaybına neden olur. Kefil ise esas borçlunun ödemediği parayı öder. Yok yere ziyana girmiş olur. Pek büyük zorunluluk ol­madıkça şahitlikten ve kefillikten kaçınmak doğru yoldur.

İşini kış tut, yaz çıkarsa bahtına: İşi başlarken en güç şartları dikkate alarak hazırlık yapmak lazımdır. İşin getireceği problemleri önceden düşün­meli önlem almalıdır. Böyle yapan kişiler sürprizler­le karşılaşmazlar her şeye hazırlıklı olurlar. Ama iş hiçbir zorluk çıkarmaz rahat ve kolay yürürse o zamaniş sahibi iyi sonuçlara erişir ve mutlu olurlar.

İşleyen demir ışıldar: Çalışan kimse vücutça ve kafaca gelişir, daha başarılı daha faydalı olur. Ça­lışmayan ise hantallaşır işe yaramaz hale gelir.

İşden artmaz dişten artar: Kişinin çok çalışma­sı ve kazanması önemli değildir. Kazandıklarını iyi tutması daha çok önemlidir. Çok kazanan çok har­cadığı takdirde elinde hiçbir şey kalmadığı gibi borca da girebilir. Bunun için kazandıklarımızdan az harcarsak, tutumlu olursak başarı elde edebili­riz.

İt ile çuvala girilmez: Kötü bir insanla beraber olmak, ona yakın olmak doğru değildir. Onun kö­tülüğünün bize de zararı dokunabilir.

İt sürü, para kazan: İnsan namusu ile para ka­zanmalıdır. Çalışılacak işin iyisi kötüsü, büyüğü kü­çüğü olmaz. Topluma faydalı olan her iş değerlidir.

İt ürür, kervan yürür: Doğru yolda olan güzel işler yapan kimselere sataşanlar, onları yollarından geri çevirmek, engellemek isteyenler çıkabilir. Bun­lara aldırmamalıdır. İyi ve doğru yolda devam et­melidir.

İte dalanmaktan çalıyı dolanmaktan iyidir: Huysuz, kavgacı kimselerle karşılaşmaktansa işi­mizi onların bulunmayacağı bir ortamda yapmak daha iyidir, huzur vericidir.

İti an çomağı eline al: Kötü, edepsiz saldırgan kişi ile herhangi bir nedenle karşılaşacağını kesti­ren kimse kendisine yapılacak hücumlara, karşıla­şacağı kötü davranışlara kendisini hazırlamalıdır.

İti öldürene sürütürler: Bir kişinin sorumlulu­ğundaki görev kötü şekilde sonuçlanırsa bu sonu­cunun düzeltilmesi için bizzat kişi çaba göstermeli­dir. İşin sorumluluğu onu yapana ait olacaktır. İşin düzeltilmesi de ona ait olmalıdır.

İyi dost kara günde belli olur: İnsanların zen­gin ve güçlü oldukları zamanlarda etraflarında çok kişi bulunur ve bunların hepsi dost gibi davranırlar. Ama hakiki dostlar dostunun yaptığı iyi olmayan davranışları bile yüzüne söyleyen kişilerdir. Aynı zamanda kişi gücünü ve zenginliğini bir nedenle kaybettiği vakit onu yalnız bırakmayan, onu koru­yan, gözeten, eski haline getirmeye çalışan kimse­lerdir.

İyi evlat babayı vezir, kötüsü rezil eder: İyi ev­lat yaptığı hareketlerle ailesinin şerefini korumasını bilir, Kötü evlat ise ailesinin şerefini düşünmeden hareket eder. Yaptıkları ile her zaman, kötü olaylara neden olur. Ailesi için yüz karası olur. Her zaman üzüntü kaynağı olmaya devam eder.

İyi iş altı ayda çıkar: İyi ve sağlam bir şekilde sonuca varılmak istenen konularda acele etmek doğru değildir. işin gerektirdiği zamanı tam olarak kullanmalı, işi eksiksiz yapmaya çalışmalıdır.

İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir: Allah bir işin, iyi sonuçlanmasını emretmişse bütün imkanlar peş peşe gelir. İş olumlu ve çabuk biter. Ba­şarılı olur.

İyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin işi­dir: İyilik yapan kişiye karşı iyilik yapmak he­men hemen her kişi tarafından yapılacak bir davranıştır. Ama bize kötülük yapmış kişiye fırsat çıkınca kötülük yapmayıp iyilik yapmak her insanın yapa­cağı iş değildir. Böyle bir davranışı ancak iyi, dürüst, narnuslu, hoşgörülü, erdemli insanlar yapabilir.

İyilik eden iyilik bulur: Etrafına iyilik eden kim­se gün gelir zordurumda kalırsa ona da iyilik yapı­lır. Her şeyin karşılığı muhakkak vardır.

İyilik et denize at, balık bilmezse halik (Allah C.C) bilir: Her zaman iyilik yapmalıdır. Bize düşen görev in­san olarak budur. İyilik yaptığımız kişi yapılan iyiliği bilmese bile yapılan iyilik Tanrı katında ziyan ol­maz. Tanrı iyilik yapanı bir gün mutlak mükafatlan­dırır.

İyilik et komşuna, iyilik gelsin başına: Komşu­luk yakın bir ilişki oluşturur. Komşuya iyilik yapılırsa bunun karşılığı bir gün muhakkak görülür. Komşu yapılan bu iyiliğe iyi davranmak rnecburiyenni his­seder, böylece iyilikler halka halka dağılır, çoğalır.

İyilik iki baştan: Birbirine yakın bulunan kimse­lerin birinin iyi olması kafi değildir. Hep bir kişi iyilik yapar öteki cevap vermezse o ~imie somürülmüş olur. Bu durum uzunca zamarı pevam edemez. iyi­likler karşılıklı olursa daha mutlu sonuçlar oluşur ve iyilikler uzun zaman devarn eder.


Atasözleri K Harfi:

Kabahat da gizli olmalı, ibadet de: Yapılan bü­tün işlerde işin özüne inmeye gayret etmelidir. Başkalarına gösterişiçin yapılan hiçbir işden, dav­ranıştan iyilik, hayır beklemek mümkün değildir.

Kabahat ölende değil, öldürendedir: Yapılan her işde karşımızdakini aşırı sinirlendirmekten sa­kınmalıyız. Karşımızdakini söz ve hareketleri ile aşırı tahrik eden kimse, onun hücumıarına karşı çaresiz kalabilir. Hatta ölebilir de. Bunun nedeni kendini kaybedip bu cinayeti işleyende değil, onu da o de­recede tahrik edip cinayeti işletendedir.

Kaçan balık büyük olur: Kişi elindeki imkanları iyi ve zamanında kullanmasını bilmelidir. Zamanın­da kullanamaz ve fırsatı kaçırırsa küçük bir fırsatı büyükmüş gibi gösterir ve boyuna aynı şeyleri söy­ler. Çünkü fırsatı değerlendirememenin ezikliğini hisseder durur.

Kadı anlatana göre fetva verir: Herkes bildiğini gördüğünü doğru ve eksiksiz olarak söylemelidir. Çünkü dinleyen, olayı görmeyen kimseler anlatıla­na göre karar verirler.

Kadı ekmeğini karınca yemez: Kadı kanunların uygulayıcısı olduğu için kimse onun malına doku­namaz. Sonucunun kötü olacağını bilir. Kadılar hakkın, kanunun, düzenin temsilcisi ve uygulayıcısı oldukları için kimse onların mallarına kötü gözle bakmaz, bakamaz.

Kadın kocasını isterse vezir, isterse rezil eder: Terbiyeli, edepli ve tutumlu kadın toplum içinde kocasını yükseltir, mal varlığını çoğaltır. Terbiyesi kıt, edepsiz ve tutumlu olmayan kadın da toplum­ da kocasının küçük düşmesine neden olur. Onun fakir kalmasını da sağlar.

Kalabalıkta eşeğinin kuyruğunu kesme, kimi uzun der, kimi kısa: İşlerimizi, bilhassa dikkati çe­kecek iş ve hareketlerimizi gizli yapıp sonuç almak 
yerinde olur. Herkesin gözü önünde yapılan işlere, hareketlere iyi veya kötü yönden çeşitli eleştiriler gelir. Yapanı şaşkın eder güç duruma sokar. işinde randımanlı olarak yürümesini önler.

Kalbin yolu mideden geçer: Karşımızdaki kişi­nin takdirini kazanmanın en kısa yolu, ona unuta­mayacağı güzel bir ziyafet vermektir.

Kalıbına kıyafetine bakıp adam zannetmek: Gösterişli giyinişine, yapmacık hareketlerine baka­rak iyi, faziletli bir kimse sanmak.

Kalp kalbe karşıdır: Birbirini seven kimseler her zaman dostunu ve dostluğunu hatırlar, Onu daima canlı tutmaya çalışır. Bu durum iki taraflı ol­duğu için karşılıklı sevgi insanları birbirine daha çok yaklaştırır, büyük ve bitmeyecek sevgilerin doğmasına neden olur.

Kalpten kalbe yol vardır: Birbirini seven, gö­nülden bağlı kimseler kendileri için ne iyilik düşü­nüyorlarsa dostları için de aynısını düşünürler. Bu karşılıklı düşünceler sevginin pekişmesine, derin­leşmesine yol açar.

Kanaat gibi devlet olmaz: Elindekiler ile yetin­mesini bilen kimseler sıkıntı çekmezler. Huzursuz olmazlar. Elindekilerin kıymetini bilenler her zaman huzurlu ve mutlu olurlar.

Kanaat tükenmez hazinedir: Kişi elindeki ile yetinmesini iyi bilir, gelirini giderini ayarlarsa, baş­kaları ile yarış edeceğim diye borca girmeyi göze almazsa ömrünü sıkıntısız, rahat ve huzur içinde geçirir. Çünkü istemenin, aç gözlülüğün bir sonu yoktur. insanı huzursuz, hayatı mutsuz kılar.

Kanı kan ile yumazlar, kanı su ile yurlar: Bir nedenle kötü bir durum meydana gelirse, kötülüğü yapanlara karşılık olarak yapılacak bir başka kötü 
davranış olayın alevlenmesine ve devamına sebep olur. ilk defa kötülüğü yapana iyilikle cevap verilir­se o da yaptıöırun kötü olduğunU anlar, özür diler. Kötülükler bitmiş olur. Aksine hareket edilirse kötülükler sürer gider. Her iki taraf da çok zarar görür.

Kanaat gibi devlet olmaz: Elindekiler ile yetin­mesini bilen kimseler sıkıntı çekmezler. Huzursuz olmazlar. Elindekilerin kıymetini bilenler her zaman huzurlu ve mutlu olurlar.

Kanaat tükenmez hazinedir: Kişi elindeki ile yetinmesini iyi bilir, gelirini giderini ayarlarsa, baş­kaları ile yarış edeceğim diye borca girmeyi göze 
almazsa ömrünü sıkıntısız, rahat ve huzur içinde geçirir. Çünkü istemenin, aç gözlülüğün bir sonu yoktur. insanı huzursuz, hayatı mutsuz kılar.

Kanı kan ile yumazlar, kanı su ile yurlar: Bir nedenle kötü bir durum meydana gelirse, kötülüğü yapanlara karşılık olarak yapılacak bir başka kötü davranış olayın alevlenmesine ve devamına sebep olur. ilk defa kötülüğü yapana iyilikle cevap verilir­se o da yaptıöırun kötü olduğunU anlar, özür diler. Kötülükler bitmiş olur. Aksine hareket edilirse kötülükler sürer gider. Her iki taraf da çok zarar görür.

Kar zararın kardeşidir: İnsanlar her girişimle­rinden mutlak kazanç sağlayacaklarını zannetme­meliidirler. Her önlem alınsa da yapılan iş zarar ile sonuçlanabilir. Kişi buna üzülmemeli, nasıl kar edi­liyorsa zarar da edilebileceğini önceden kabul et­melidır.

Kara haber tez duyulur: Felaket ve ölüm ha­berleri ne kadar saklanmak istense de saklanması gereken kişiye çabuk ulaşır.

Kardeşden karın yakın: İnsanlar kardeşlerini severler, korurlar. Ama öncelik sırası kendi evinde, eşinde ve çocuklarındadır. Kişi kendi çıkarını her zaman önde tutar. Çıkar konu olduğunda karşısın­daki kardeşi bile olsa dinlemez kendini düşünür.

Karnı tok it gölgede yatar: Akılsız insanlar bir günlük gelir sağlayınca çalışmayı bırakır keyif eder­ler. Yarını düşünmezler.

Kartalın beğenmediğini kargalar kapar: Varlık­lı kimselerin beğenmediklerini yoksullar değerli bu­lup kapışırlar.

Kaş ile göz, kalanı söz: Yüz güzelliğinde en önemli olan kaş ve gözün güzel olmasıdır. Vücut güzelliği de önemli değildir. Güzelliği gösteren, kaş ile gözün güzel olmasıdır.

Kaşığı herkes yapar ama sapını ortaya getiremez: Her işin kendine özgü bir inceliği, bir püf nok­tası vardır. Herkes bir işi yapabilir ama püf noktası­nı bilen kişi o işi tam ve güzel olarak yapar.

Katrandan olmaz şeker, olsa olsa cinsine çeker: Kötü soydan gelen bir kimseyi iyiye yönelt­menin imkanı yoktur. O cinsine çekecektir. Düzelt­rnek için yapılan uğraşmalar boşa gidecektir.

Kavak ağacından odun, halayıktan (Hizmetçi, Köle) kadın olmaz: Kavak ağacı dayanıksız bir ağaç olduğu için odun olarak kullanılamaz. Hizmetçi ise ev hanımlığı için gerekli nitelikleri taşımadığı için ev kadını ola­rak alınması doğru değildir.

Kavak yaprağını tepeden dökerse kış çok olur: Ataların tecrübelerine değer vermek lazımdır. Bunlar uzun yılların denenmiş ispatlanmış sözleri­dir. Kavak ağacının yaprakları üst taraftan dökül­meye başlarsa o yıl kış mevsiminin uzun ve zorlu geçeceği anlaşılır.

Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez: Bir işden bir yerden büyük çıkarlar bekliyorsak bunlar için ufak tefek harcamalar yapmak, o tarafa hoş görünmek gereklidir.

Kazaya rıza gerek: Kazaya, Allah'ın yazdığına rıza gösterip kabullenmelidir. Bunu değiştirmeye insanın gücü zaten yetmez yapılacak hiçbir şey de yoktur.

Kazma elin kuyusunu kazarlar kuyunu: Baş­kaları için kötülük düşünen kimse önce kendisi kö­tülüklere uğrar. Başkaları için tuzak kuran o tuzağa önce kendisi düşer.

Kedi erişemediği ciğere pis der: İnsanlar elde edemeyeceklerini anladıkları şeyler hakkında kötü konuşurlar. Onları kötülemekte bir sakınca gör­mezler. Çekinmeden, insan olduklarını dahi unuta­rak kötü sözler söylerler.

Kel ilaç bilse kendi başına sürer: Kendi prob­lemini çözememiş kimsenin bir başkasında bulu­nan aynı problemleri çözmesi, sıkıntıları hafifletme­si hiçbir zaman düşünülemez.

Kem söz, kalp akçe sahibinindir: Geçmeyen para ile hatır yapmayan kötü sözü kimse beğenmez, kabul etmez. Geçmeyen para, kötü söz dö­ner sonunda sahibine gelir.

Kenarın dilberi nazik olsa da nazenin(İnce, Nazik,Nazlı) olamaz: İçten gelen, doğuştan gelen bir kibarlığa, efendili­ğe sahip olmayan kimseler, ne kadar özenip kibar görünmeye çalışsalar da yine de bir yerlerinden kaba tavırları belli olur, anlaşılır.

Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al: İyi bir kumaş kenarının düzgünlüğünden ve sağ­lamlığından belli olur. İyi bir ev kadınının bütün özellikleri de kızında toplanacağından, iyi bir kız, annesinden belli olur. İyi bir annenin kızını, kenarı düzgün, sağlam bezi alanlar kazançlı olurlar.

Kendi düşen ağlamaz: Zarara, bir kötü duruma kendi hatası nedeniyle düşen kimsenin, başkaları hakkında yanıp yakılmaya hakkı olmaması gerekir.

Keskin sirke küpüne zarar verir: Keskin, etkili sirke nasıl kabını yıpratırsa, öfkeli, sinirli kimselerinde yaptıklarının zararı kendilerine dokunur. Sağlık ve ruh dengesi kısa sürede bozulur. Doğru karar veremez duruma gelir.

Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz: İnsanlar kendilerine örnek olarak iyi kimseleri seç­melidirler. Bu seçimde çok titiz davranmak gerekir. Kötü kişileri örnek alıp onların peşinden giden kim­selerin başları dertten. sıkıntıdan hatta felaketten hiç kurtulmaz.

Kılıç yarası iyileşir, dil yarası iyileşmez: Kılıç yarası ne kadar derin olursa olsun etkili bir bakım ile iyileşir. Ama kötü sözün içimizde açtığı yarayı iyileştirmeye imkan yoktur. Çünkü dilin açtığı yara doğrudan, en hassas yerimiz olan kalbimizi etkiler.

Kır atın yanında duran ya huyundan ya tüyünden: İnsanlar kiminle arkadaşlık ederlerse onun huylarını alırlar, onun gibi davranırlar. Arkadaşları­nızı iyi seçmelisiniz.

Kırk gün taban eti, bir gün av eti: (Avcılar için latife olarak söylenen bir sözdür.) Avcılar, av vura­bilmek için günlerce dolaşırlar genellikle de eli boş 
dönerler.

Kırk yıllık Kani olur mu Yani: Bütün ömrünü iyilikler yaparak geçirmiş çevresinde iyi insan ola­rak tanınan bir kimse, bu davranışını terk edip kötü bir kişiliğe bürünemez. Bunu istese bile yapması çok zordur.

Kırkından sonra azanı teneşir paklar: Yaşlan­dığı zamanlarda huy değiştiren ahlaki bozulan kişi­leri doğru yola getirmek mümkün değildir. Yaptık­ları ne kadar kötü olsa yine de yapmaya devam ederler. Etraflarına zararları ancak ölümleri ile son buiur.

Kısa günün karı az olur: Fazla para kazanamayan tüccarlar tarafından teselli sözü olarak kullanılır.

Kısmet ise gelir Hint'ten Yemen'den, kısrnet değil ise ne gelir elden: Allah kişiye kısmet nasip etmiş ise Allah'ın bu lütfu, uzaklarda olsak da ge­lir bizi bulur. Ama Allah nasip etmemiş ise ne kadar gayret sarfetsek, bir şeyelde edemeyiz, her şey boşunadır.

Kısrnetinde ne varsa kaşığına o çıkar: İnsanlar pek çok şeyi elde etmek için çalışırlar. Ama Allah neyi nasip etmiş ise o kadarına sahip oturlar.

Kız anasından görmeyince sofra kaldırmaz: Çocukların yetişmesinde en önemli etken ailedir. Aile içinde uyum, sevgi varsa eğitim de kendiliğin­den olur. İyi bir annenin kızı da annesinden gördüğü biçimde yetişir. O da ilerde iyi bir ev kadını olur. Her şey aileden görülen etkiler ile şekillenir ve geli­şir.

Kız evi, naz evi: Kızını evlendirecek aileler nazlı olur. Erkek tarafının rica etmesini, üstlerine düşme­sini, ısrar etmesini ister. Yapılması gereken işleri ağırdan alır ki, oğlan evi acele etsin, kendilerine rica etsin.

Kız kendi havasına. bırakılırsa ya davulcuya varır, ya zurnacıya: Evlenme çağına gelmiş kızı is­tediği şekilde hareket etmesinde serbest bırakırsa­nız uygunsuz biriyle evlenebilir. Tecrübesi yoktur, dış qörünüşe kanar. Bunun için evlenme çağına gelmiş kızlara büyükler önderlik edip doğru yolu göstermelidir. Gençler de büyükleri dinlernelldir.

Kızını dövmeyen dizini döver: Kız evlad: evle­nip başka bir eve gideceğinden iyi yetişmesinde fayda vardır. Kendi annesinin yanında iyi yetişme­yen, rahatına düşkün kız evlenince büyük zorluk­larla karşılaşır bu da en çok kızın annesini ve baba­sını üzer.

Kimine sivrisinek saz, kimine davul zurna az: Bazı kimseler ufak bir uyarı ile doğru yolu bulurlar, uslanırlar. Bazıları ise ne kadar açık ve etkili söy­lense de aldırış etmezler, etkilenmezler, anlamaz­lar.

Kimsenin ahı yerde kalmaz: Başkalarına kötü­lük yapmaktan her zaman sakınmalıdır. Hele güç­süz olduğuna, bize karşılık veremeyeceğine inan­dığımız kimselere, kötülük yapmak daha da kötü­dür. Onlar bu kötülüğü yapanı Tanrı'ya havale ederler. Tanrı da bunun cezasını kat kat fazlasıyla bizden alır.

Kişi doğduğu yerde değil, doyduğu yerde yaşar: İnsanlar doğup büyüdükleri yeri sever ve öz­lemini duyarlar. Ancak orada geçinmeleri mümkün değilse ekmek parası kazanacak yer ararlar, bul­dukları yer de artık yaşamlarını sürdürecekleri yer olur. Orada yaşarlar.

Kişi refikinden azar: İnsanı iyi ve kötü yola sü­rükleyen arkadaşıdır. İyi arkadaş iyi yola, kötü arkadaş kötü yola sürüklenmeye neden oiur.

Kişinin çektiği dili belasidır: İnsanlar ağızların­dan çıkan sözlere her zaman çok dikkat etmelidir­ler. Düşünülmeden söylenen bir söz insanın başı­na türlü dertler açabilir.

Kişinin kendine ettiğini kimse etmez: İnsanlar ağızlarından çıkan sözlere her zaman çqk dikkat etmelidirler. Düşünülmeden söylenen bir söz insa­nın başına türlü dertler açabilir.

Kişinin kendine ettiğini kimse etmez: Düşün­cesizlikten ve tedbirsizlikten insanoğlunun başına öyle büyük dertler açılır ki düşmanları bile böyle bir kötülüğü yapmayı akıl edemezler.

Kişiyi nasıl bilirsin, kendin gibi: Başkaları hak­kında karar verirken alışık olduğumuz ölçülerimizi kullanırız. Ama her zaman bu ölçünün doğru olmayacağını bilmek gerekir. Bir kimse hakkında karar verirken kendi kurallarımıza göre değil, daha geniş ve etrafı düşünüp karar vermek bizi hata yapmak­tan korur.

Koca öküze boynuzu yük değil: İnsanlara ken­di işleri ve ailesinin sorumlulukları zor gelmez. On­ları yıllardır görmüştür, ilgilenmiştir, alışmıştır.

Kocana göre bağla başını, harcına göre pişir aşını: İnsanlar kendi durumlarına göre bir hayat sürmelidirler. Kadın kocasının arzuları doğrultusun­da giyinmeli, tutumlu olmalıdır. Kendi maddi güçle­rinin üstünde bir hayata istek duymamalıdır.

Kol kırılır yen içinde, baş yarılır fes içinde: Aile içinde her zaman olumlu davranışlar olmaz, çekişmeler de olabilir. Ancak bunların dışarı aktarıl­maması aile içinde kalması gereklidir. Aile içinde hal çareleri aranmalıdır. İş yerimiz, okulumuz da bi­rer aile kabul edilmelidir.

Komşu hakkı, Allah hakkı: [A] - Komşular yakın iliş­kisi olan kimselerdir. Birbirlerini sevmeli ve sayma­lıdırlar. Çok iyi ilişkiler içinde bulunmalıdırlar. Böyle 
yaptıklarında da iyi ilişkiler konusunda Allah'ın emirlerini yerine getirmiş ona iyi kulluk etmiş olur­lar ve mutlu bir ilişkileri olur.

Komşunun tavuğu komşuya kaz, karısı kız görünür: İnsanlar sahip olduğu değerlerin kıymetini iyi bilmelidirler. Kendisinde de bulunan şeyleri baş­ kasında görüp kıskanmak, onu daha değerli bul­mak bizi hem huzursuz, hem de mutsuz eder.

Komşunun kötüsü insanı mal sahibi yapar: Komşular birbirine yardım etmelidir. Bu aynı za­manda Allah'ın emridir. Ama bazı komşular buna uy­mazlar. Çok önemli bir zamanda komşusuna gerekli olan bir aracı vermeyip onu zor durumda bıra­kırlar. Bir defa böyle zor duruma düşen kimse bir daha aynı duruma düşmemek için o aracı satın alır dolayısı ile yeni bir mala sahip olur.

Kork Allah'tan korkmayandan: Allah korkusu olmayan bir kimseden her şey beklenebilir. Ona karşı dikkatli davranmak yerinde olur.

Korkak bezirgan ne kar eder ne zarar: Ticaret yapmaktan kaçınan tüccar belki ziyan etmez ama ticaret yapamadığı için kar da etmemiş olur.

Korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evlâdır (hayırlıdır): Bir işde kötü durumlara düşül­mek istenmiyorsa önceden alınabilecek her türlü önlem eksiksiz alınmalıdır. Tehlikeli olan bir işe başlamaktansa tehlikesi daha az bir işi seçmek yararlıdır.

Korkunun ecele faydası yoktur: Boş yere korkmak bir fayda getirmez, olacak olur. Bunun için hayatımızı korkarak üzüntüye tedirginlik içinde geçirmek hatalıdır.

Koyun can derdinde, kasap yağ derdinde: Bir kimsenin uğradığı büyük kayıplar diğer kişiler için büyük kazançların elde edilmesine neden olur.

Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler: Bir şeyin bir yerde çok kıymetlisi, değerlisi bulunmazsa daha aşağı değerde olanı kıymet ve itibar kazanır.

Köpeğe dalanmaktansa çalıyı dolanmak iyidir: Terbiyesiz bir insanla tartışmak yerine onun bulunduğu yere uğramamak çok daha iyidir.

Köpeği öldürene sürütürler: Kötü bir işin so­nuçlarını o işi yapan kimseye yükletirler. O kişi bu sonuçlara katlanmak zorundadır.

Köpeğin duası kabulolsa gökten kemik yağarmış: Kötü kişilerin duasını Allah kabul etse dünya kötülüklerle dolar, yaşanmaz hale gelirdi. Bu se­bepledir ki Allah kötülerin duasını kabul etmez.

Köpeksiz köy bulmuş değneksiz geziyor: Kendisine karşı çıkılmayacak bir ortam bulmuş is­tediğini rahatca yapıyor, uyguluyor.

Köpeksiz sürüye kurt girer: Koruyucusu olma­yan her kimseye veya topluluğa kötü niyetli kişiler her an bir fenalık yapabilirler. Kötülük yapmaktan çekinmezler.

Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı derler: Kişi kendi çıkarları gerçekleşinceye kadar karşısın­dakilere iyi davranıp, çıkarı bittiği zaman yüz çevirir.(Ikiyüzlülüğün tipik bir örneğini oluşturan bu tu­tum gerçek bir kişilikle bagdaştıralarnaz.)

Kör bile düştüğü çukura bir daha düşmez: İn­sanlar karşılaştıkları olaylardan ders almasını bil­melidirler. Ders almasını bilirlerse bir defa daha ay­nı duruma düşmezler.

Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma saçlı: İnsanlar ellerinde bulunan şeyleri kaybettikleri­ zaman, kaybettikleri fazla değerli olmasa da çok 
kıymetliymiş, çok değerliymiş gibi anlatırlar, söyler.

Körle yatan şaşı kalkar: Kötü kişilerle dostluk yapanlar onların huylarını benimseyip kötü olurlar. Onların etkisinde kalırlar.

Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz: Bir kişi istediğinden fazlasını elde ederse çok sevinir. Fazlasını da göstermemeye gayret eder.

Köseyle alayedenin top sakalı kara gerek: Başkalarının kusurlarını görüp alayeden kişinin hiç kusursuz olması gerekir.

Köşe taşı köşede yaraşır: Değerli bir kişiliğe sahip kimsenin değerli bir makamda bulunması gerekmektedir.

Kötü komşu insanı hacet sahibi yapar: Kom­şular birbirine yardım etmelidir. Ama bazıları bunun farkında olmazlar. Komşusuna gerekli bir aleti sa­hip oldukları halde vermezler. O anda zor durum­ da kalan komşu o aleti elde etmeye gayret gösterir ve edinir. Hiç aklında yokken bu durum nedeniyle evine bir alet, hacet almış olur.

Kötü komşunun yedi mahalleye zararı vardır: Komşular birbirine yardım etmelidir. Her komşu bunu diğerinden bekler. Kötü bir anında komşusu­nun kendisine yardım edeceğinden emindir. Kötü durumla karşılaşıp da komşusunun hiç aldırmadığını görürse çok şaşırır ve üzütür. Ama komşusuna güvendiği için de zor duruma düşer. Aynı zaman­ da o komşunun komşuluk bilmemesi bütün diğer komşuları da üzer herkes huzursuz olur. Beklenen dostluklar mutsuzluklarla biter.

Kötü söyleme eşine, zehir katar aşına: Dostu­muz olan kimseler hakkında kötü konuşmamalıyız. Bu dostluğa yakışmaz. Dostumuz hakkındaki ko­ nuşmalarımız kendisi tarafından duyulursa o da bi­zim hakkımızda belki daha da kötü konuşur, bizi aşağılar. Bu da bizim için büyük bir kötülük olur.

Kötü söz ve kalp akçe sahibinindir: Kötü söz ve geçmeyen para kimse tarafından kabul edilmez alınmaz. Bunların en sonunda ortaya atana geri döneceği doğaldır.

Kötü söz insanı dinden çıkarır: Kötü sözler en uysal kimseyi bile sert, kötü yapar. Tatlı sözler ise en sert kimseleri bile uyuma, terbiyeye hürmete mecbur eder.

Kötülük eden kötülük bulur: Yaşadığımız top­lum bizim aynamız gibidir. Ona karşı nasıl davra­nırsak öyle cevap alırız. Etrafındakileri seven, onlar. hakkında iyi şeyler düşünen kimselere etrafındaki­ler de sevgiyle karşılık verirler. Kötülük yapanlara ise iyilik yapmak çok az kimsenin aklına gelir.

Kul azmayınca Hak yazmaz: Kişi bulunduğu ortamda uyumlu yaşarsa Allah ona yardım eder, sabır verir. Böyle yapmaz da azar, kötülükler yap­maya başlarsa Allah hem günah yazar, hem de başına olmadık felaketler verir.

Kul hatasız olmaz: Her kişinin kendine özgü bir kusuru vardır. Bu doğaldır. Kusurlar başkalarına zi­yan verecek hale gelmemelidir. Hiç kimse kusur­suz değildir, olamaz.

Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez: İnsanlar çok sıkıştıkları zaman bütün güçlerini ortaya koyarlar. Bu durumda Allah da onlara yardım eder ve so­nuçta başarıya ulaşırlar.

Kul yazgısını görse gerek: Her insan bu dün­yaya geldiği için Tanrı'nın kendisi için takdir ettiği bir yaşam öyküsünü beraberinde getirir. Ama kendi yaşam öyküsünü kendisi bilmez. Yaşadığı süre­ce bu hikayenin gerçekleşen bölümleri ile karşıla­şır. Üzülür, sevinir, mutlu olur ve böylece devam eder gider.

Kuma gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş: Kuma bir erkeğin evlendiği ikinci, üçüncü vb. ka­dınlara denir. Elti ise erkek kardeşlerin karılarının birbirlerine göre durumlarıdır. Bir evde kuma varsa son söz evin erkeğinin olacağından kumaların bir arada bulunmaları, anlaşmazlıklarını çözmeleri mümkün olacaktır. Ama eltilerin her birinin kocaları ayrı olduğu için tutumları ayrı olacaktır. Bir birlik el­de edilemeyeceğinden eltilerin bir evde oturmaları, kavgasız gürültüsüz geçinmeleri mümkün değildir.

Kurban eti ile köpek avlanmaz: Toplumda fay­dalı olan şeylerin bazen her kişi tarafından kullanıl­ması zarar getirir. Bu şeyler tam güvenilir kirnsele­rin elinde bulunmalıdır. Bir işde tam başarı, gere­ken her şeyin tam ve zamanında gelmesi ile müm­kündür. Böyle olmazsa başarı da tam olamaz.

Kurda neden boynun kalın demişler, kendi İşimi kendim görürüm demiş: Her işini kendi ya­pan kimseler rahat ederler, iş yapmanın huzur ve 
mutluluğunu duyarlar, hem de işlerinin sonuçlarını bildikleri için üzüntü duymazlar. Kimseye minnet etmedikleri gibi etrafı n sevgisini de kazanmış olurlar.

Kurt bile komşusunu yemez: En kötü insanlar bile yakınlarında bulunanlara bir fenalık yapmazlar. 

Kurt dumanlı havayı sever: İnsanlar kendi çıkarları için bir iş yapacakları zaman engellenmek istemezler. Bunun için de kimsenin kendilerini en­ 
geleyemeyeceği karışık bir ortamı seçerler. Yapa­caklarını hem kimsenin engelinde kalmadan hemde elverdiğince gizli yapmış olurlar. Kötülük yapmak isteyenler de karışık ortamları sever, seçer ve iz bırakmadan ortadan kaybolurlar.

Kurt kocayınca köpeklere maskara olur: Güç­lü iken herkes tarafından sayılan, hürmet edilen hatta korkulan kimseler, güçlerini kaybettikleri za­man en basit, en küçük kişiler tarafından bile hafife alınırlar, alay konusu olurlar.

Kuru laf karın doyurmaz: Bir gayret gösterme­den, bir yatırım yapmadan yalnızca boş sözlerle bir iş yapmak, olumlu sonuç elde etmek, mümkün değildir.

Kurunun yanında yaş da yanar: Bir toplumda yapılan kötülükler nedeniyle suçluların yanında ba­zen suçsuzlar da büyük zarara uğrarlar. Çünkü bir bakışta suçlu ile suçsuzu ayırmak bu durumlarda çok zorlaşır.

Kusursuz dost arayan dostsuz kalır: Dünyada kusursuz insan bulmak mümkün değildir. Her kişi­nin az veya çok kusuru vardır. Bunun içindir ki hiç 
kusursuz kimseyi dost diye arayan kimse böyle bi­rini bulamayacağı için dostsuz kalacak demektir.

Kusursuz güzel olmaz: Her güzel şeyin bir ek­sik tarafı vardır. Bu kişiye göre de değişir. Bunun için kusursuz bir güzellik aramak, bulmak mümkün değildir.

Kuzguna yavrusu Anka görünür: Her anne, baba kendi çocuğunu başkalarının çocuğuna göre çok güzel, çok akıllı çok üstün ve değerli görür. Her kişi kendi eserini başkalarınkine göre çok gü­zel ve kusursuz, üstün görür.

Küçük suda büyük balık olmaz: Büyük ve de­ğerli kimseler, büyük toplumlarda yetişirler.

Külhancının beyliği hamacılıktır: Basit işlerde çalışan kültürsüz kimseler ne kadar yükselseler de ancak çalıştıkları işin başı olabilirler.

Kürk ile börk ile adam olunmaz: Bir kimsenin değeri onun içindedir. Kıllk ve kıyafetin düzgünlü­ğü o kişinin değerli bir kimse olduğunu göstermez. 

Kürkçünün kürkü, börkçünün börkü olmaz: Başkalarına güzel şeyler yapan kimseler aynı şey­leri başkalarına yaptıkları güzellikte kendileri için yapmazlar, üşenirler savsaklarlar.


Atasözleri L Harfi

Laf lafı açar: Karşılıklı konuşmalarda konuşma bir süre uzadığı zaman sözden başka söze geçilmeye başlanır. Başlangıçta hiç düşünülmeyen ko­nulara kadar söz uzar gider.

Laf ile peynir gemisi yürümez: Bir kimsenin kendini övmesi ile, söz ile gereken işde gereken sonuçlar alınmaz.

Laf torbaya girmez: Bir konu hakkında konu­şurken iyice düşünmeliyiz. Ağzımızdan çıkan bir sözü geriye çevirrnerniz, saklamarrnz mümkün değildir.

Lafla peynir gemisi yürümez: Çalışmadan, ge­rekiyorsa kapital olmadan sonuç almak, söz ile iş­leri yürütmek mümkün değildir.

Latife latif gerek: Kişiler ince, hoşa gider, nük­teli olmalıdır. Şakalar karşısındakini kırmayacak bi­çimde olmalıdır. Şaka yapan kimse karşısındakini çok iyi anlamalı, kırmadan, incitmeden şaka yapa­bilmelidir.

Lodosun gözü yaşlı olur: Lodos rüzgarının so­nunda mutlak yağmur gelir, yağar.

Lokma çiğnemeden yutulmaz: Bir işin iyi sonuçlanması için gereken önem ve çalışma gösteril­melidir. Aksi halde iş istenildiği biçimde bitirilemez.

Lokma karın doyurmaz, şefkat artırır: Bir kişi­ye yemek yedirmek, armağanlar vermek o kişinin ihtiyaçlarını karşıladığı için değil aradaki sevgiyi ço­ğalttığı için çok değerlidir.


Atasözleri M harfi

Mahkeme kadıya mülk değil: İnsan yaşamı sü­resinde güçlü makamlara gelebilir. Böyle makam­lara gelince böbürlenmemeli, etrafındakileri küçük, kendini büyük görmemelidir. Çünkü gün gelecek bu makamı bırakmak zorunda kalacaktır. Maka­mında etrafındakileri küçük gören, kıran kimseler makamlarından ayrıldıklarında kendileri de etrafın­dakiler tarafından küçümsenecektir.

Mal adama, hem dost, hem düşmandır: Mal insanı rahat ve huzurlu yaşattığı için dosttur. Kişi­nin dengesinin bozulmasını sağlar. Mala göz di­kenler mal sahibini tehdit eder, öldürebilirler bile. Bunun için mal aynı zamanda düşmandır.

Mal canı kazanmaz, can malı kazanır: İnsanlar fazla kazanacağım diyerek sağlıklarını tehlikeye at­mamalıdırlar. Kişi sağlıklı olursa mal kazanması, pek çok kazanması mümkündür. Ama sağlığını kaybederse mal da kazanamaz olur. Bunun. için sağlığımız için malımızı harcamaktan çekinmemek lazımdır. 

Mal canın yongasıdır: Can her şeyden kıymetlidir. Ama zorluklarla elde edilen mal da cana yakın değer taşır. Bunun içindir ki kimse malının boş ye­re kaybolmasına, elinden alınmasına tahammül edemez, katlanamaz.

Malın bekçisi zekattır: Malı çok olan kimse ma­lı az olanların veya olmayanların dikkatini çeker. Aralarının açılmasına sebep olur. Bunun için Müs­lüman'lıkta zekat konmuştur. Zenginler maddi güç­leri nispetinde fakirlere yardım ederlerse, toplum­daki dengesizlik, zengin-fakir düşmanlığı ortadan kalkar, toplum kişileri de huzurlu ve mutlu olurlar. 

Mal melameti örter: Zengin olmak insanların kusurlarını örter.

Malın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın: Su, insan ve bitki yaşamı için çok önemlidir. Tarla suya ne kadar yakın olursa verimi de o kadar fazla olur. Hele eve yakın olursa bakımı ve güvenliği de iyice kolaylaşmış demektir.

Malını yemesini bilmeyen zengin her gün züğürttür: Züğürt kimse parası olmadığı için yokluk içindedir. Parasını yiyemeyen kimseler ise paraları olduğu halde bu yokluğu çekenlerdir.

Mart ayı dert ayı: Mart ayı kış ile ilkbahar ara­sındaki geçiş ayıdır, havalar (her gün denecek ka­dar) sık değişir. insanların bu sebeple hastaIanma­sı kolaylaşır. Aynı zamanda yiyecek ve yakacakla­rın da sonunun geldiği sıkıntılı bir aydır.

Mart çıkmadıkça dert çıkmaz: Kışın getirdiği ağır şartlar, hastalıklar mart ayı çıkmadıkça bitmeyecektir.

Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır: Mart ayı çok kere soğuk geçer, kışın sonu da oldu­ğu için genelde yakacaklar da bitmiştir. Bu neden­le soğuktan korkan, şaşıran ev halkı evde ne bulursa yakar ısınır.

Martta sürmez, eylülde ekmezsen, sabanı bırak: Her çiftçi işleridi zamanında yapmalıdır. Yap­maz ise ürün alamaz, ziyan eder.

Maşa varken elini yakma (Elini ateşe sokma): Tehlikeli işi yaptıracak bir başkası varsa o işe biz­zat girmek, yapmak hatalıdır. Nasıl yapılacağını bilmediğimiz işi yapmadan önce işin nasıl yapıldığını öğrenmek faydalı olur.

Mayasız yoğurt tutmaz: Bir işin başarı ile başla­yıp sonuçlanabilmesi için gereken önemli şartların yerine getirilmesi gerekmektedir. Hiç sermayesi olmayan kimsenin çok çok para kazanması mümkün değildir.

Mazlumun ahı yerde kalmaz: Güçlü kimseler tarafından zulüm yapılan kişilerin kötü duası, Allah tarafından mutlak kabul edilir. Ve en güçlü kimse­ler bile güçlerini kaybedip zor duruma düşerler.

Meramın elinden bir şey kurtulmaz: Bir şeyi yapmayı çok arzu eden, hevesli, azimli kimse mut­laka o işi yapar başarıya ulaşır.


Merhametten maraz doğar:
 Kendilerine acıyıp iyilik yapılan kişiler bütün bütün tembelleşip iyilik edenin üstüne yıkılırlar. İyilik eden kendilerini uyardığında veya bu hale dayanamayıp iyilği kestiğin­ de de ona düşman kesilir, iyilik gördükleri kimseye sôylernediklerini bırakmazlar. Bunun için iyilik yaparken çok dikkatli davranmak gerekir.

Meyhaneciden kefil istemişler, bozacıyı göstermiş: Toplumda uygunsuz işleri yapanlar kendi haklılıklarını, kendisi gibi uygunsuz işler yapanları göstererek savunmaya çaiişırlar.

Meyveli ağacı taşlarlar: Bilgisi, zenginliği veya hüneri ile toplum içinde yükselmiş kimselere hü­cum edenler, onları çekemeyenler çoktur.

Mezar taşı ile öğünülmez: Kişi kendi çalışmaları ve başarıları ile öğünmelidir. Kendisinden önce başarıya ulaşmış, bugün hayatta olmayan kimse­lerle öğünmek doğru değildir. Hele kendi bir iş yapmadan eskilerle öğünmek hiç de doğru değildir.

Mızrak çuvala sığmaz: Toplulukta herkesin bil­diği hakikatleri gizlemenin imkanı yoktur. Nasıl olsa bir gün duyulur.

Minareyi çalan kılıfını hazırlar: Çok büyük suç­ları işleyen kimseler de bu suçlarını gizlemek için önceden gereken bütün önlemleri alırlar.

Misafir kısmeti ile gelir: Ev sahibi olarak misa­fir geldiği zaman sıkılıp üzülmemek gerekir. Misafiri eve gönderen Allah iradesidir. Bunun için Allah mi­safirin kısmetini de beraberinde gönderir. Misafir geldiği eve yük olmadığı gibi ferahlık da getirir. (Atalanrnız şu söze inanırlardı Misafir on kısmet ile gelir, birini yer dokuzu eve kalır.)

Misafir misafiri sevmez, ev sahibi ikisini de sev­mez: Misafir kendinden sonra gelen misafiri sevmez. Kendisine olan ilginin bir kısmını yeni mi­safir alır. Ayrıca ikramın da bir kısmı yeni misafire yapılır. İki misafirin çekişmeleri, ev sahibine verdik­leri külfet sebebi ile ev sahibi ikisini de sevmez olur.

Misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bıra­kır: Ulusumuzun inanışına göre gelen misafir yük olmaz. Misafirin yediğinden kat kat fazlasını Al­lah ev sahibine verir, bağışlar.

Misafir umduğunu yemez, bulduğunu yer: Mi­safir gittiği evin maddi gücünü düşünerek nasıl ağırlanması gerektiğini kendisi hayal edebilir. Ama bu tutum yanlıştır. Ev sahibi ne yaparsa, ne ikram ederse onunla yetinmek zorundadır.

Misafirin umduğu ev sahibine iki öğün olur: Misafir, ev sahibinin kendisine çok şeyler ikram edecegini umar. Ev sahibi ise bütçesini avarlarnak zorundadır. Bunun için çok defa misafirin umduk­ları gerçekleşmez.

Misafirlik üç gündür: Misafirlik üç günden fazla sürmemelidir. Ağırlayan da bu külfetin üç gün son­ra biteceğini bilerek ,elinden gelenin en çoğunu gösterir. Ancak bu süre üç günü geçerse ev sahibi zor durumda kalır. Hele misafirliğin ne zaman bite­ceği bilinmezse ev sahibi iyice zor duruma düşer ve misafirine ilgisi, sevgisi kalmaz. Çok samimi kimseler üç günden fazla misafir kalacaklarsa evin her türlü işine ve giderine dördüncü gün katılmaya başlamalıdırlar.

Misafirin akılsızı ev sahibini ağırlar: Misafir gidilen yerde misafire yakışır davranışlarda bulun­mak gereklidir. Aşırı hareketler, dalkavukluğa va­ran saygı gösterisi ev sahibini rahatsız eder, istedi­ği şekilde hareket etmesini önler.

Mum dibine ışık vermez: Bazı kimseler başka­larına karşı çok cömerttir. İyilik yaparlar, onların sı­kıntılarını hafifletirler, iyilik meleği olarak anılırlar. Ancak bu kimseler yaptıkları iyilikleri kendi yakınla­rına yapmazlar. Bu yaşantılarındaki ters tutumdur. Bilginin getirdiklerinden yararlanılır. Bunu öğrenen­ler yararlandığı halde bazen öğretenler yararlan­masını bilmezler.

Mühür kimde ise Süleyman odur: Bir konuda yetkili kimse onun sözü geçer, onun sözlerini din­lemek, uygulamak gerekir.

Mürüvvete endaze olmaz: Yardımseverliğin, iyiliğin, insanlığın, mertliğin ölçüsü olmaz. Elimiz­den geldiği kadar çok iyilik, mertlik ve yardım ya­pılmalıdır ..

Mürüvvetini görmek: İyi ve mutlu günlerini gö­rüp sevinç, mutluluk duymak. Evladının iyi ve mut­lu günlerini, kendisine yardım ve hizmetini görerek mutlu olmak.

Mustakim ol, Allah utandırmaz seni: Her ortamda, her zaman insan doğru olmalıdır. Doğru olanların yardımcısı Allah'tır. Allah ona yardım eder. Onu utandırmaz. Onu mutlu eder.


Atasözleri N Harfi

Namaza meyli olmayanın ezanda kulağı olmaz: Bir işin bütününü istemeyen kimseler, o işin ay­rıntıları ile hiç ilgilenmezler.

Nasihat isteyen tembele iş bulursun: Tembel kimseler kendisine söylenen işi başka türlü yorum­layıp bu yorum üstüne fikirler ileri sürerek o görevi 
yapmak istemezler. Veya kendisine söylenen işi başka bir biçimde yapmayı önerir.

Ne ekersen onu biçersin: Kişiler hayatlarında, çevrelerine nasıl davranırlarsa, hangi tutum içinde olurlarsa öyle cevap alırlar. Yaşamı boyunca iyilik yapan bir kimse elbette ki iyilik bulacaktır. Tohu­mun iyisini eken, tarlasını iyi süren iyi ürün alacak­tır.

Ne idik, ne olduk: İçinde yaşadığımız toplum çok çabuk değişiyor. Biz bu toplumda bulunduğu­muz ortamdan çok değişik ortamlara geldik. Bun­dan sonra da nerelere geleceğimiz, neler olacağı belli değil.

Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli: İn­sanlar eriştikleri başarı ile böbürlenmemelidirler. Başarı her zaman böylece sürüp gitmez. Esas olan bu başarının sürüp gitmesidir. Ama yarınların neler getireceği belli değildir. Yarınlar kötü de olabilir. Bunu düşünüp bugünden uyumlu davranmak en çıkar yoldur.

Ne verirsen elinle, o gelir seninle: İnsanlar ya­şamları boyunca daima iyilik yapmalıdır. Öbür dün­yaya, bu dünyada yapılan yardımlardan hoşlanan Allah'ın yazdığı sevaplar gelecektir.

Nerede birlik, orada dirlik: Kişiler arasında an­laşma, duygu, düşünce birliği olursa orada huzur, güven ve düzen olur. Yaşayanlar rahat eder, mutlu olur.

Nereye gitsen okka dört yüz dirhem: Malın ve çalışmanın ölçüsü her yerde aynıdır. Bazen değişik gôrünebilir. Bir malın bir yerde fiyatı ucuzdur. Dik­kat edilirse ucuz malın kalitesinin düşük olduğu görülür. Sonuç olarak hepsi aynı ölçüdedir.

Nekes ile cömerdin harcı birdir: Cömert paraya kıyar iyi şeyler alır, uzun zaman kullanır. Nekes ise paraya kıyamaz kötü mal alır. Kötü mal kısa za­manda bozulduğu için nekes bir daha, bir daha al­mak zorunda kalır. Aynı mala verilen para cömer­din verdiği paranın tutarını çok çok geçer. Geçme­se bile cömerdin harcadığı kadar olur. Bunun için cömert ile nekesin harcadıkları birbirine eşit olur.

Nerede birlik, orada dirlik: Toplulukların ara­sında fikir birliği varsa anlaşma kolayolur. O top­lumlar dirlik düzenlik içinde yaşarlar ve daima ileri giderler

Nerede hareket orada bereket: Çalışmanın çok olduğu yerde bu çalışmaların sonucu olan ürünler de çok olur. Ürün çok olur, bereket çok olur. İnsanlar daha huzurlu daha mutlu ve başarılı olurlar.

Nikahta keramet vardır: Evlenmelerde bazı pürüzler ortaya çıkabilir. Bunlara bakıp bu evlenmelerin başarısızlık ile sonuçlanacağını düşünmek doğ­ru değildir. Nikahtan sonra oluşan sevgi bağı bu problemleri kolayca çözer.

Niyet hayır, akibet hayır: Bir işe başlarken iyi niyetle hareket edilirse sonuç da iyi olur. Hayırlı olur.


Atasözleri O Harfi

Oduncunun gözü omcada: Bütün insanlar kendi işlerine yarayan şeylerle çok yakından ilgilenir­ler. Mümkün ise onu ele geçirmenin yollarını ararlar.

Oğlan dayıya kız halaya çeker: Oğlan çocuğu genlerin tesiri ile dayıya kız ise halaya çeker, onun hareket ve tavırlarını alır. (Halk arasında yapılan bir yorumdur).

Oğlan doğuran öğünsün, kız doğuran döğünsün: Oğlan çocuk ailenin devamını sağlayacağı için kız çocuğa göre daha çok tercih edilir. Hep kızı olan ailenin önce geçiminin temini sonra da de­vamı mümkün değiidir. Bunun için oğlan doğur­mak kadın için bir mutluluktur.

Oğlanınki oğul balı, kızınki bahçe gülü: Kişi­nin torunu oğlundan olursa oğul balı diyerek, kız evlattan olursa bahçe gülü diyerek sevilir.

Olacakla öleceğe çare yoktur: İnsanların ya­şam boyu karşılaşacakları ne varsa doğarken belli olur ama kişi bunu bilmez. Buna alın yazısı denir. Bunun içindir ki insan başına ileriki yıllarda ne ge­lecek bunu bilmez. Çok kötü olaylarla da karşılaşa­bilir. Kısa bir zaman sonra ölebilir de. Bu alın yazı­sıdır, önlemeye imkan yoktur. Başımıza gelen ve elimizde olmayan sebeplerle oluşan olaylara çok fazla üzülmernek gerekmektedir. Alın yazısı kavra­mını düşünürsek sıkıntılarımızı biraz olsun hafiflet­miş oluruz.

Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz: Hayatta karşımıza çıkabilecek hiçbir şey için olmaz demek, çıkmaz demek doğru değildir. Hiç ummadığıriıız olaylar, hiç ummadığımız zamanlarda karşımıza en şaşırtıcı biçimde çıkabilir.

Onmadık hacıyı deve üstünde yılan sokar: Allah bir insanın kaderine ne yazmışsa, nasıl yazmışsa kişi onu görecektir. Girişeceğimiz işlerde so­nuç alınamayacağı alın yazımızda belli ise, biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım onu düzeltmeye gücü­müz yetmez. Girişimlerimiz bütün çabalarımıza karşın olumsuzlukla sonuçlann. Karşımıza hiç gör­mediğimiz, bilmediğimiz problemler çıkar.

Orman olur da domuz olmaz mı?: İyi bir or­tamda çıkarcılar, ortamın huzurunu bozanlar bulu­nabilir. Bulunması tabiidlr.

Ortak (kuma) gemisi yürümüş, elti gemisi yürüme­miş: Bir erkeğin iki veya daha fazla hanımı varsa bunlar geçinebilirler. Kocaları tektir, tek kişi­nin sözünü dinlerler. İki erkek kardeşin karıları ise anlaşmakta zorluk çekerler, anlaşamazlar.

Osmanlı'nın ayağı üzengide gerek: Devletin güvenlik güçlerinin iç ve dış düşmanlara karşı her zaman hazırlıklı olmaları gerekir. Her zaman öyle hareket etmekte yarar vardır.

Osmanlı'nın ekmeği dizindedir: İşlerimizin ba­şarılı olması için kendinize ayırdığımız zaman çok olmamalıdır. İşlerimize ne kadar ağırlık verirsek o kadar başarı olur, güzel ve faydalı sonuçlar alırız. Osmanlı'nın düşmanları çok fazla olduğu için her zaman hareketli olmak zorundadır. 

Osurukla boya boyanmaz: Gerekli malzeme ve görgü, bilgi olmadan bir işi tam olarak görüp bitir­mek imkansızdır.

Ot, kökü üstünde biter: Çocuklar ailelerinin ve eğitim gördükleri yerin genel tutumu doğrultusun­ da yetişirler, eğitilirler.

Otu çek köküne bak: Bir kimsenin hakkında tam olarak bilgi sahibi olmak istenirse o kimsenin soyunu sopunu çok iyi incelemek gerekir.

Oturan aslandan gezen tilki yeğdir: İnsanlar her zaman gayretli ve çalışkan olmalıdır. Ailesinin asaleti, babasının zenginliği, ona yardımcı olmaya­bilir. Ama çalışan, gayretli olan kişi her zaman başarılı ve mutlu olacaktır.

Oynamasını bilmeyen kız yerim dar demiş, yerini genişletmişler yenim dar demiş: Yeteneği olmayan kimseler bu yeteneksizliklerini örtmek için 
çeşitli engeller ortaya koymaya çalışırlar. Bu davra­nışlarıyla yeteneksizliklerini örttüklerini zanneder­ler.


Atasözleri Ö Harfi

Ödünç; güle güle gelir, ağlaya ağlaya gider: Ödünç verilirken veren de alanda güler yüzlüdür mutludur. Ödünç alınan geri verilirken ise durum değişiktir. Alınan eşya eskimiş, en azından yıpran­mıştır. Malın sahibi yeni malını yıpranmış olarak alırken güler yüzlü değildir. Para veren kimse de parasını zamanında alamazsa tarafların arası çok çabuk bozulur.

Ödünç yiyen kesesinden yer: Borç alan kimse bunu başkasının değil kendi parası imiş gibi kul­lanmalıdır. Başkasından alsa da nasıl olsa günü geldiğinde kendisi ödeyecektir. Kendisinin parası, malı gibi davranmalıdır.

Öfke baldan tatlıdır: İnsan sinirlendiği zaman bağırır çağırır, rahatlar. Bu bağırmalar bazen zevk bile verir. Ancak bunu alışkanlık haline getirmemek lazımdır.

Öfkeyle kalkan zararta oturur: Aniden öfkelenen parlayan kişiler duygularının tesirindeki kişiler­dir. Doğru düşünemezler, doğru karar veremezler. Yaptıklarında büyük hatalar olur, kırıcı olurlar. Dav­ranışiarının sonuçları da belli olmaz. Bütün bu olumsuz davranışların zararlı sonuçlarını kişi kendi­si görür. Zararı kendinedir.

Öksüz çocuk göbeğini kendisi keser: Bir ko­ruyanı, kollayanı bulunmayan kimsesizler her işleri­ni hiç kimseden yardım almadan yapmak, başar­mak zorundadırlar.

Öküze boynuzu yük değil: Meşgul olduğu iş, bakmakta olduğu yakınları, (anası babası, evlatları, karısı) kişiye yük olmaz. Onları yaşamının bir par­çası olarak kabul eder.

Ölecek ile olacağa çare olmaz: Kişinin alnına ne yazılmışsa mutlak gelir, buna mani olmaya im­kan yoktur. Alın'yazısı dediğimiz, hayatımızın Allah tarafından tesbit edilen çizgisini değiştirmeye im­kan yoktur. Elimizde olmayan nedenlerle uğradığı­mız kötü olaylara fazlaca üzülmemek gerekir.

Ölenle birlikte ölünmez: Ölüm Tanrı emridir. Bir gün herkesin başına gelecektir. Ölen bir kimse­nin ardından çok uzun zaman yas tutmak da hiçbir 
zaman onu geriye getirmeyecektir. Bu durumu bi­lerek ölen kimsenin ardından buna göre davranmalıyız.

Ölende mi öldürende mi? : Kabahati her zaman öldüren kişide aramak doğru değildir. Ölen kişi çok defa karşısındakini o derecede tahrik eder ki, karşısındaki de büyük, tahrike kapılarak onu öldü­rür. Kabahati her iki tarafta aramak lazımdır.

Ölmüş eşek kurttan korkmaz: Bütün varlığını kaybetmiş kimseler, kendisine saldıranlardan kork­maz. Çünkü kaybedeceği bir şeyleri kalmamıştır.

Ölüm hak, miras helal: Ölmek ne kadar doğal bir olaysa, ölenin bıraktıklarını da belli hükümlere göre paylaşmak o kadar doğaldır. Bunun korkula­cak ve utanılacak bir tarafı yoktur.

Ölüm ile öç alınmaz: Ölüm bu dünyanın doğal olayı olduğu kadar üzücü bir olayıdır. Ölen kimse­nin bir daha geri gelmesi mümkün değildir. Bunun 
için düşmanımız bile olsa öldüğü için sevinmek in­sanlığa yakışır bir hareket değildir.

Ölüm var, dirim (kalım) var: İnsanlar malını ve zamanını, varlığını düşünerek kullanmalıdır. Gele­ceğini düşünmelidir.

Ölürse yer beğensin, kalırsa el beğensin: Ço­cuklar terbiye yetiştirilmelidir. Terbiyesi ile bu dün­yada yaşayanların sevgisini, saygısını kazandığı gibi ölünce de Allah katında iyi bir kul olarak kabul edilmelidir. Bunun için de bu dünyada çok iyi ye­tiştirilmesi gerekmektedir. Bu yetişmenin ölçüsü de bu dünyada ona karşı gösterilen takdir duyguları­nın çokluğu ile ölçülür.

Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar: Ölüsü olan dertlenir birkaç gün ağlar, sonra avuna­cak bir şeyler bulur: Delisi olan ise her gün sıkıntı, her gün problemlerle karşı karşıyadır. Her gün sı­kıntı içindedir. Sıkıntısı hiç bitmez.

Ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek de oraya gider : Bir ailede büyükler nasıl bir yaşam içinde iseler çocuklar da aynı şekilde yaşarlar.

Önce düşün sonra söyle: Sonradan pişmanlık duyup zor durumlara düşmemek için söyleyeceği­miz sözleri önceden etraflıca düşünrnellyiz.

Önce iğneyi kendine batır, sorıra çuvaldızı başka­sına: İncitici hareketleri kendimize yapılmış gibi düşünüp sonra başkasına hakaret etmeye karar vermek lazımdır.

Öpülecek el ısırılmaz: Sevgi, saygı göstermek gerekirken incitmek, üzmek ,doğru değildir. Hürmet gösterilmesi gereken kimselere saygısızlık etmek 
hatadır, yanlıştır.

Övünmek gibi olmasın: Bu söylediklerim kişili­ğimi yüceltmek için değil, hayat tecrübemden yararlanılsın, bu güzelliklerden istifade edilsin anlamındadır.

Öz ağlamayınca göz ağlamaz: Ağlamanın kay­nağı göz değil gönüldür. Gönülden duygulanmadıkca gözden akan yaş hakiki gözyaşı değildir. Çok duygulanılırsa ancak ağlama gerçekleşir Buda gönül yoluyla olur.


Atasözleri P Harfi

Padişah yasağı üç gün sürer: Padişahlık idare­si, bir kişinin sözünün geçtiği bir yönetimdir. Keyfi­dir. Bugün çıkarılan yasaklar, yarın bir neden ile ortadan kaldırılırlar. Bunun içindir ki padişahların emirlerinin devamlı olacağını düşünmemek lazım­dır, olamaz.

Palamut çok biterse kış erken olur: Uzun yılla­rın tecrübesine dayanılarak elde edilen sonuçlara göre meşe ağaçlarında palamutun çok olması kı­şın erken geleceğini gösterir.

Papaz her gün pilav yemez: Her işi daima bir kişiye yaptırmak doğru değildir. O kişi çok defalar ses çıkarmadan bu sıkıntıya katlandıysa da günün birinde yapamayacak duruma gelir ve yapmaz. Bunun için insanları çalıştırırken usandırmayacak bir yöntem izlemekte yarar vardır. Elimize her za­man bizim için uygun olan fırsat geçmez.

Para dediğin el kiri: İnsanlar bütün ömürlerini paraya bağlamamalıdır. Para bir gün harcanır gi­der.

Para ile imanın kimde olduğu bilinmez: Para bütün toplumlarda dikkatleri çeken bir araçtır. Pa­ranın belli olması sahibine külfetler getirir. Onun için parası olan açıklamaktan kaçınır. İman ise kuluyla Allah arasında olduğu için başkalarının bilmesi­ne gerek yoktur. Söylenilmesi de acayiplik yaratır. 
Bu sebeple iman da söylenmez: Para ile iman her zaman gizli kalır.

Para isteme benden, buz gibi soğurum senden: İnsanlar genelde paralarını çok severler. Kendilerinden sık sık para isteyen kimselerden uzak durmaya çalışırlar.

Paran çoksa kefil ol, işin yoksa şahit ol: Borç­lu borcunu ödemediği zaman kefll ödemek zorun­dadır. Kefilolarak iyilik yapan kimse bir de borç ödemek istemez. Bunun için kimse parasını boşa verip bir de sıkıntıya girmeyi arzulamaz. Şahit de pek çok defa mahkemeye çağırılır, gitmek zorun­dadır. Her gidişte de kendi görevi aksar. Bunun için şahit olmak da boş işsiz kimsenin işidir. Kimse şahit olmayı bunun için istemez.

Paran ucuz olursa, sen pahalı olursun: Para­sını cömertçe harcayan bol alış veriş yapan, bahşiş veren kimselere itibar büyük olur.

Paranın yüzü sıcaktır: Para pek çok işi yaptırır. Hatta yapılmayacak işleri bile yaptırır. Bu sebeple paranın çekiciliğine kapılmayan kimse pek görül­mez.

Parayı veren düdüğü çalar: Toplumumuzda para en etkili silahlardan bir tanesini oluşturur. Bu­nun için isteklerimizin pek çoğunu para sayesinde elde edebiliriz.

Pazar ilk pazardır: Pazara götürüp satmak istediğimiz mala verilen ilk fiyat en iyisidir. Ondan son­ra verilecek fiyatlar tatmin edici olmaz. Malı ilk isteyene vermekte yarar vardır.

Pekmez gibi malın olsun Antakya'dan sinek gelir: İhtiyaç duyulan maddeye sahip olan kimseler nerede olurlarsa olsunlar mutlak surette aranıp bu­ 
lunurlar. Güzel ve kaliteli malı olan kimseleri alıcılar arayıp bulurlar.

Pekmezi küpten, kadını kökten al: Pekmezin iyi olanı küpte saklananıdır. Temiz ve lezzetlidlr, onu almak gereklidir. Kadın alırken de soyunun iyi olması bilinmelidir. Yani sülalesi araştınlrnalı iyi bir sulaleden gelen kadın alınmalıdır.

Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir: Bir işin nasıl sonuçlanacağı işin bugünkü durumun­dan belli olur.

Peşkeş atın dişine bakılmaz: Bedava gelen, hediye edilmiş olan bir malın niteliği üzerinde ko­nuşmak hatalıdır. Hediye vereni zor durumda bırakabilir.

Peynir ekmek, hazır yemek: Yemek yapmak külfetinden bıkmış kimseler için peynir ile ekmek her zaman iştah ile yenecek en güzel yemek niteli­ ğindedir.

Pilav yiyen, kaşığı belinde gerek: Bir işe giriş­rnek isteyen kimseler o iş için gereken bütün araç­ları yanlarında hazır bulundurmak zorundadırlar.

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın: Kişi her olayda kendi çıkarını gözetmelidir. Bunun için de elin­den gelen gayreti sonuna kadar harcaması gerek­mektedir. Yılmamalıdır gayret göstermelidir. Kendi çıkarını bile düşünmeyen kimseden hayır bekle­mek doğru olmaz.


Atasözleri R Harfi

Rahat ararsan mezarda: Mutlak bir rahatlık an­cak mezarda olur. Yaşayan her kişinin az veya çok kendine göre bir derdi, bir sıkıntısı mutlak bulunur.

Rağbet güzel ile zenginedir: Güzel ve zengin olan kimseler her zaman ilgi görürler, aranırlar, el üstünde tutulurlar.

Ramazanda yalan söyleyenin yüzü bayramda kara olur: Hayatta her zaman doğru olmalı doğru davranmalıdır. Yalan söylemek belki bir zaman için 
etrafımızdakileri kandırmamıza neden olur. Ama gelişen olaylar söylenen yalanı bir gün mutlak su­rette açığa çıkarır. Yalan söyleyen kişi de zor du­rumlara düşer.

Rençber kırk yılda, tüccar kırk günde: Renç­berin büyük bir emek harcayarak uzun yıllarda ka­zandığını, tüccar küçük bir ticaret oyunu ile kırk günde kazanır.

Rüşvet kapıdan girince insaf bacadan çıkar: Rüşvet, bir işi çıkar karşılığı, hak yolundan, doğru yoldan ayırıp rüşveti verenin istediği gibi yapmak 
demektir, Doğru yoldan ayrılan, görevini, şerefini, dinl inancını, insanlığını rüşvet için feda eden kişi­den her kötülüğü beklemek gerekmektedir.

Rüzgar eken, fırtına biçer: Etrafında bulunanlara her zaman kötülük yapan, hele bu kötülüğü çıkar sağlamak için yapan kimseler sonunda mutla­ka büyük kötülüklerle karşılaşırlar. En büyük zararlara da uğrarlar.

Rüzgara karşı tüküren kendi yüzüne tükürür: Kendi gücünün üstünde bir güç ile uğraşmak iste­yen kimseler bu mücadeleden sonunda kendileri ziyanlı çıkarlar.

Rüzgar esmeyince yaprak oynamaz: Meydana gelmiş hiçbir olay sebepsiz değildir. Mutlak bir se­bebi vardır. Görünmese de incelendiğinde ortaya çıkacaktır.

Rüzgarın önüne düşmeyen yorulur: Toplumun genel gidişine uymayan kişi zorluklarla karşılaşır, yıpranır, başarısızlığa uğrar. Topluma uymak genel kural olmalıdır.

Rüzgarlı havanın kuytusu, yağmurlu havanın uyku­su: Rüzgarda kuytu bir yer bulmak rahatlıktır. Yağmurlu havada ise uyumak huzur ve mutluluk 
verir.


Atasözleri S Harfi

Sabah ola hayır ola: Sabahlar taze başlangıçlardır. Bitmeyen bir işimizi günün sonuna sıkıştırmaktansa sabahı bekleyip sevinç ve mutluluk içinde, huzurla yapmak daha iyidir.

Sabahın hayrı, akşamın şerri: Akşamın sıkışıklığında bir iş yapmaktansa sabahın rahatlığında hareket etmek yararlıdır, faydalıdır.

Sabahtan karnını doyuran, küçükken evlenen al­danmamış: Sabahtan karnını iyice doyuran kimse güç ve kuvvet kazanır. Sabah yemeği kişiyi

güne güçlü başlatır. Başarılı olmasında en büyük etken olur. Erken evlenen kimsenin de çocukları erken olduğu için zamanında yetişir, büyük bir sı­kıntı olmaz. Başarılarını ve mürüvvetlerini görmek mümkün olur. Evlenme geciktirilirse, geciktirildiği oranda da güçleşir.

Sabır acıdır, meyvesi tatlıdır: Bir konuda sıkıntılı günlere katlanmak güçtür. Dayanmak güçtür. Ama dayanıldığı takdirde sonuçları güzeldir. Tatlı­dır, mutludur.

Sabır ile koruk helva, dut yaprağı atlas dibi olur: Sabır ile en olmayacak gibi görünen işlerde başarı sağlanır. Koruk nasıl olgunlaşır tatlı lezzetll bir üzüm, dut yaprağı da ince dokunmuş bir ipek kumaş olursa sabır da insanı öylece olgunlaştırır, güzelleştirir, istediklerine geç de olsa kavuşmasını sağlar.

Sabreden derviş muradına ermiş: Sabırlı olan kimseler isteklerine kavuşurlar. Giriştiğimiz işlerde karşımıza olmadık güçlükler çıkabilir. Ummadığı­mız yerlerden kötülükler görebiliriz. Bunlardan yılıp işimizi yarım bırakmak doğru değildir. Sabır ile, mücadele edildiğinde başarı mutlak bizim olacaktır.

Sabreyle işine hayır gelsin başına: Bir işe başlanıldığında acele edilmez, gereken sabır gösterilir, seoat edilirse o işde hayırlı sonuç almak mümkün olur. Başarı mümkün olur.

Sabrın sonu selamettir: Karşılaştığı bütün zor­luklardan hemen yılıp kaçmayan, sabretmesini bi­len kimselerin işleri sonunda başarıya ulaşırlar.

Saçım ak mı kara mı? Önüne düşünce görürsün: Konunun nasıl olduğunu sormaya gerek yok­tur. Bitmek üzeredir. Bitince görüp karar verirsiniz. Çok geçmeden bitecektir.

Saç sefadan tırnak cefadan uzar: Keyifli, işleri yolunda olan kişilerin saçları, sıkıntıda olanların ise tırnakları uzar. Halk böyle düşünür, böyle söyler.

Sade pirinç zerde olmaz, bal da gerek kazana; atamalı tez tükenir, evlat gerek kazana: İnnsan­lara babasından mal kalır. Ama bu kişinin o malı iyi kullanacağını göstermez. Evlat olarak atadan Kalan mala, mal ekleyebilmişsek atadan kalan mal artar. Eğer hazır yenmeye başlanırsa tez zamanda tüke­nir biter. Kişi kendine, kendi emeğine güvenmelidir.

Safa ile yenen cefa ile kazanılır: Mutluluk için­ de yenen paranın kazanılması kolay olmamıştır. Alın. teri ile kazanılmıştır. Onun için sefa ile yenen parayı bile önceden harcanan alın terini düşünerek dikkatli harcamak lazımdır.

Sağ elin verdiğini sol el görmesin: Yapılacak yardımlar, yardım yaptığımız kişiyi inciticek şekilde olmamalıdır. Gizli, yapılan kimden geldiği belli olmayan yardımlar en değerli olanıdır.

Sağ olsun, var olsun, benden ırak olsun: Asa­lak durumda olan, çalışmayıp durmadan yardım is­teyen kimseler hakkında kullanılır. İyi olsun, sağlıklı olsun, dertli olmasın. Ama bana da sıkıntı vermesin.

Sağılır ineğin buzağısı kesilmez: Bize gelir sağlayan kaynağın devamlılığını sağlayan araçlara dokunmamak gerekir. (Sağılır ineğin buzağısı kesi­lirse, kısa bir süre sonra inek süt vermez olur.)

Sağır işitmez uydurur: Sağır olanlar işitrnezler İşitmediklerini de belli etmemek için konuşanlann ağız hareketlerine ve tavırlarına bakarak konuşma­ya çalışırlar. Ne kadar gayret gösterseler de söyle­diklerinin bir kısmı yakıştırma, uydurmadır.

Sağlık varlıktan üstündür: Sağlık her şeyden üstündür. Sağlığı olan her şeyi yapabilir. En azın­dan bir girişimde bulunmaya kalkışma ümidi var­dır. Ama sağlığı olmayanın bir şeyi yoktur. Varlığı, yani parası, malı da olsa kullanamadığı sürece hiç­bir işe yaramaz. Sağlık her zaman bütün varlıklardan önce gelir.

Sağnaklı yağmur tez geçer: Ani sinirlenmeler faydalı değildir. Nasıl sağnak faydalı değilse sinir­lenmeler de insana fayda sağlamaz. Normal dü­şünmesini önler. Böylece başarı yolu da kapanmış olur.

Sağır sultan bile duydu: Duymadık, işitmedik kimse kalmadı, herkes duydu.

Sağlam ayakkabı olmamak: Güvenilmez ol­mak. Doğruluğundan şüphe edilir olmak.

Sahibinden evvel ahıra girme: Sana önderlik etmiş, yarar sağlamış, rnaddl, manevi yardımda bulunmuş, büyüğün olmuş kimselerin önüne geç­mek, onlara hürmetsizlik etmek çok yanlış bir hare­kettir.

Sahipsiz eve it buyruk: Her iyi işe sahip çık­mak gerekir. Kimse sahip olmazsa, çekinirse, o za­man değeri olmayan kişiler duruma el koyarlar. Otorite oluşturmaya çalışırlar. Bu da durumun da­ha da kötüye gitmesine neden olur.

Sakal bıyığa denk olmayınca berber ne yapsın: Gelirler giderlere uymuyorsa, bunları kullana­nın yapacağı bir şey yoktur. Eksik ve kusurlu mal­zeme ile en usta kişi bile istediği işi yapamaz.

Sakal keçide de var: Sakal genellikle biraz yaş­lanınca bırakılır. Sakal bırakan kimse hürmet edil­meye layık kimse olarak bilinir. Ancak bazı kişiler kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için de sakal bıra­kırlar. Her sakallı bunun için hürmete layık değildir. Tecrübe edilip hürmet gerektiği belli olan sakallıla­ra ancak hürmet etmek gerekir.

Sakın nisanın beşinden öküzü ayırır eşinden: Nisanın beşinde çok önemli hava olayları olur. İn­sanlar bahar geldiğini düşünerek kıyafetlerini değiştirirler. Anıden soğuyan havarıın tesirinde kala­rak üşür, hasta olurlar.

Sakınan göze çöp batar: Üzerinde çok duru­lan, çok sakınılan şeyler mutlak bir zarara uğrar. Mutlak bir aksilikle karşılaşılır.

Sakla samanı; gelir zamanı : Çok değersiz bu­larak atmak istediğimiz maddeleri saklayıp esirge­mekte. yarar vardır. Bir gün gelir mutlak lazım Olur. En değerli bir işimizin bitirilmesini sağlayabilir.

Saldım çayıra, Mevlam kayıra: İyice bakılması gereken, dikkat isteyen bir işde, istenilen dikkatin gösterilemeyeceğini belli etmek için kullanılır. Bun­dan sonrasına ben bakamıyorum, Allah'ım gerisi sa­na emanettir.

Samur kürk de olsa kabahati kimse üzerine almaz: Kişi her yaptığını doğru zanneder. En küçük hatasını bile. kabul etmek istemez. Kabahat, kına nan, aşağılanan bir davranış olduğu için kimse sa­hiplenmek istemez.

Sana taşla vurana, sen aşla vur: Kötülük ya­pan kimselere iyilik yapmak insanlık kuralıdır. Sana kötülük yapmış olan kimselere sen iyilikle. karşılık ver ki onlar seni anlasınlar, iyi yola gelsinler.

Sana vereyim bir öğüt, ununu elinle öğüt: İn­sanlar kendi işlerini başkalarına yaptırmamalıdırlar. Kimse başkasının işini kendi işi gibi takip etmez. Herkes kendi işini kendi yapmalıdır ki başarılı ola­bilsin.

Sanat altın bileziktir: Sanat bir kimsenin bir işi en iyi bir biçimde her, yerde ve şartta yapmasıdır. Bu sebeple bu kimse hiçbir zaman darda kalmaz. Geçimini her zaman en iyi şekilde temin eder. Etra­fındakilere de faydası dokunur. Onun içindir ki bir sanatı öğrenmek, ve uygulamak en iyi yol, yöntemdir.

Sarhoşa dokunma kendi yıkılsın: Kendi fikirlerini en üstün sayıp başkalarının fikirlerini küçük gö­ren kimselere karışmak doğru değildir. Hatalarını, yanlışlarını karışanın üstüne atmak için fırsat kollar­lar. Bu kimseler kendi hallerine bırakılmalıdır. Ta ki yaptıklarının doğru olmadığının farkına varabilsinler.

Sarhoştan deli bile korkar: Sarhoş alkolün tesiri ile delinin bile cesaret edemeyeceği işlere kal­kışır. Deli de sarhoşun yaptıklarını görünce çekinir, korkar.

Sarı altının olacağına sarı samanın olsun: Altın çok değerli bir maddedir, ama yenmez içilmez. Paraya çevrilecek bir ortam yoksa insan ve hayvan aç kalır. İnsanın altını, olacağına öncelikle kendini ve hayvanlarını besleyecek besini. yiyecek madde­si olması daha iyidir.

Sarımsağı hesap eden paçayı yiyemez: Bir iş­de küçük ayrıntıların hesabını yaparak işini yarım bırakan işine başlamayan kimse o işin getirecekle­rinden de yararlanamaz.

Sarımsak içli dışlı, soğan yalnız başlı: Toplan­tılarda anlaşmış kişiler, birbiri ile çok samimidirler. Aralarında gizli saklı bir şey yoktur. Arkadaşlarıyla yakınlaşamamış olan kimseler ise yalnız kalmaya mahkumdurlar.

Satılık ziftin olsun, Selanik'ten kel gelir: He rmalın bir alıcısı bulunur. Hiç değer taşımadığını sandığımız bir mala, ihtiyacı olan kimse çok uzak yerlerden bu malı almak için gelir.

Say beni sayayım seni: Saygı ve sevgi karşılıklı olursa değer taşır. Beni sayan, saygılı davranan kimseyi ben de sayar el üstünde tutarım.

Sayılı gün tez geçer: Bir konunun gerçekleş­mesi için belli sayıda gün varsa ve biliniyorsa kişi kendisini ona göre ayarlar. İstediği tarihi bildiği için, kendinide buna ayarladığından günler sıkma­dan ve çabuk olarak geçer.

Sel gider kum kalır: Toplumda doğru olmayan yolla kendini gösteren bazı kimseler olabilir. Ama zaman geçtikçe onların kötü tarafları meydana çıkar, orayı terk etmek zorunda kalırlar. Bunlar gelip geçicidir. Doğru olanlar ise her zaman tutunan sevilen kalıcı kimselerdir.

Sel ile gelen, yel ile gider: Gayret ve emek sarf edilmeden elde edilen mal ve para kıymeti bilinme­yeceği için gereksiz yerlere harcanır, çabuk tüketilmiş olur. Çarçur olur gider.

Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa: Her kişi emir verir, üstüne düşen işi yapmazsa, iş bölümü­ne uymazsa işleri yapacak kimse kalmaz. Kim iş yapacaktır.

Sen bilirsin deyince kavga olmaz: Bir konu üzerinde yapılan tartışmalarda karşışındakinin fikir­lerini benimseme yoluna gidilirse kavga, tartışma olmaz.

Sen bir garip çingenesin, telli zurna nene gerek: Yoksul olan kimseler maddi durumunun el vermediği büyük işlere kalkışmamalıdırlar. Toplum­da saygın bir yeri olmayanlar kendilerine uygun işlere girişmelidirler.

Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler: İşi­nin başında çalışırsan işin verimli, malın çok olur. Sen de gittikçe zenginleşirsin.

Sen kazan da düşmana kalsın: Kişi çalışmalı, kazanmasını bilmelidir. Benden sonra kimsem yok diyerek düşünmek insanı çalışmaktan alıkoyar, hayatını amaçsız hale getirir.

Serçeden korkan dan ekmez: Her işin kendine göre zorlukları vardır. Bunları göze alamayan işe hiç başlamamalıdır.

Sev beni seveyim seni : Sevgi her zaman karşı­lıklıdır. Ne kadar zorlansak da bizi sevmeyeni belli bir zaman sonra sevmekten vazgeçeriz. Sevilmek için önce sevmek gereklidir.

Sev seni seveni hak ile yeksen ise, sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultan ise: Toplum için­deki durumu, soyluluğu, zenginliği ne kadar yük­sek olursa olsun seni seviyorsa sen de onu sev, eğer seni sevmiyorsa sen de onu sevme. Toplum­daki yeri ne olursa olsun seni seviyorsa sen de onu sev,sevmiyorsa sen de sevme.

Sevda (sevgi) geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur: Aşkın çekiciliği önce aşıkları (sevdalıla­rı) birbirine sıkı sıkı bağlar, sevdalılar hiç ayrılmayız zannederler. Bir süre sonra aşk söner, yalan olur. Önce mutluluk veren olaylar sonradan rahatsıztıklara yol açar.

Seyrek git dostuna, kalksın ayak üstüne: Dostda olsa karşısındakini sıkmak. doğru değildir. Kişiye en çok dostu katlanır. Ama günün birinde oda katlanamaz hale gelir. Bunun için dost da olsa sey­rek gitmeli sevgi ve itibar görmelidir.

Sıcağa kar mı dayanır: Bir kimse elinde bulu­nanı devamlı olarak harcar, yerine yenisini koy­mazsa, birikmiş olurlar ne kadar çok olursa olsun günün birinde mutlak tükenecektir.

Sıçan çıktığı deliği bilir: Her kişi giriştiği işin zorluklarını, ince taraflarını, zorda kalırsa ne yapa­cağını, nereye gideceğini bilir.

Sıçan geçer yol olur: Yapılan iş için kestirme fakat kötü bir yol açılırsa herkes bu yolu tercih eder, onu uygular, iş de çığırından çıkar.

Sık gidersen dostuna, yatar arka üstüne: Dostlar arasındaki ilişkiler usandıracak, bıktıracak şekilde olmamalıdır. Dost da olsanız sık sık gittiği­niz dostunuza huzur vermezsiniz. Onu usandırırsınız.

Sırça köşkte oturan kimse komşusuna taş atmaz: Kendisi zor durumda olan kimse etrafında bu­lunan kimselerin düşmanlığını kazanmamaya çalışmalıdır. Düşmanlığı kendi üzerine çekmemelidir.

Sırrını açma dostuna, dostunun dostu vardır, o da söyler dostuna: En samimi bildiğin kimsele­re bile gizli kalmasını istediğin şeyleri söyleme. Onun yakın dostu vardır, senden de yakındır, sen­den aldığını o da kendi dostuna söyler. Böylece gizli kalmasını istediğimiz şeyler, dostlar arasından söylene söylene gizli kalmaktan çıkar.

Sırrını düşmanın bilmesini istemezsen dostuna aç­ma: İnsan kendi sırrını dostu bile olsa ona da sôylememelldir. Çünkü dostunuz olduğunu zanne­den kimseler, öğrendiklerini kimseye söyleme di­yerek bir başkasına söylerler. Böylece dostlar ara­sında sürüp giden gizlilik, kişinin düşmanı olan bir kimseye de dostluk bahanesi ile ulaşabilir.

Sinek küçüktür amma mide bulandırır: Küçük denilen olaylar bazen büyük sıkıntılara sebep ola­bilirler. Bazı kimselerin küçük de olsa kötü bir hareketleri sıkıntı, üzüntü verir.

Sinek pekmezciyi tanır: Çıkarını bilen kimseler yararlanacakları kaynakları iyi tanır ve değerlendi­rirler.

Sirkesini sarımsağını hesap eden paçayı yiyemez: Bir işi yapmayı isteyen kimse o işin yapılması için gereken malzemeyi önceden tamamlamayı görev bilmelidir. Ayrıca yapılacak işin getireceği zararları önceden kabul etmeyi bilmelidir.

Sittei Sevir kapıyı çevir: Sittei Sevir günlerinde hava çok kötü olur. İnsanlar bu havadan etkilenip hastalanabilirler. Onun için bugünlerde dışarımak doğru değildir .

Siyah inekten beyaz süt sağııır: İnsanların dış görünüşüne değil, içine, cevherine bakılmalıdır. Esas olan kişinin içi, yeteneği, becerisidir.

Soğanın acısını yiyen bilmez doğrayan bilir: Bir iş yapılıp sonuca erdirilirken çok sıkıntı çekilir. Ama iş Sonuca erince bunu kullanan, bundan yararlanan kimseler bu iş elde edilinceye kadar çeki­len sıkıntının farkında bile değildirler.

Son gülen iyi güler: Bir konuda yapılan çalış­malar olumlu sonuca varmışsa sıkıntıların yerini se­vinçler alır.

Son pişmanlık fayda vermez: Bir işe girişirkerı iyice düşünmek gerekir. Çok düşünülmeden yapı­lan işlerin sonucunda oluşan kötü hadiselerden geri dönmek mümkün değildir. Sonunda pişman olmak bir değer taşımaz.

Sona kalan dona kalır: Yapılacak her işin bir zamanı mutlak vardır. Vaktinde ele alınmayan işler başarılı sonuç veremezler.

Sora sora Bağdat (Kâbe) bulunur: Bilmedikleri­mizi yerinde, zamanında bir bilene sorarsak istedi­ğimizi çabuk elde ederiz. Bilmediğimiz her şeyi sormak gerekir. Sıkılmak, utarımak çözüm yolu de­ğildir. Bizi başarıya götürmez.

Soran yanılmamış: Bir iş yapılırken insanın kar­şısına çeşitli engeller, zorluklar çıkabilir. Bu engellerin bir kısmı bilinmeyebilir. Bilmediklerimizi öğ­renmek, bildiklerimizi daha iyi bilenden sorup öğ­renmek işlerimizi daha çabuk bitirmemizi sağlaya­caktır. Yanılmamız, yorulmamız azalacaktır.

Söyleyenden dinleyen arif gerek: Konuşmacı her konuya açıkca değinmeyebilir. Çok sanatlı bir anlatım kullanabilir. Bu kapalı anlatımlarda söyle­yenin ne demek istediğini dinleyen hemen anlamalıdır.

Söyleyene bakma, söyletene bak: Konuşmacı­ların fikirleri bize uyuyor, gerçekleşmesini istiyor­sak o zaman (Bunu Allah söyletiyor) diyerek açık­lanz. Uygulamaya konmuş her konunun, her işin arkasında muhakkak bir neden vardır, konu bunun için, bu şekilde gelişmiştir. Bu etken olmasa o ko­nu bu şekilde gelişemez.

Söz ağızdan çıkar: Mert, erkek olan kimse verdiği sözü yerine getirir. Söz bir defa söylenir, mert olan bundan dönmez, sözünü yerine getirir.

Söz büyüğün, su küçüğün: Toplumda bir kural uygulanmalıdır. çocuğun gelişimini sağlayan her imkan çocuklara verilmelidir. Gelişimini tamamla­mış, tecrübe sahibi olmuş büyük kimseler ise ilk konuşan, karar vermeye yetkili kimseler olarak gö­rülmelidir.

Söz gümüşse süküt altındır: Konuşmak iyi bir davranıştır. Ancak konuşan kimse ağzından çıkanı çok iyi takip edebilmelidir. Her yerde konuşmak isteyen kimseler mutlak hata yaparlar. Konuşup hata yapmaktansa, konuşmayıp karşımızdakini dinle­mek, ondan faydalı bilgiler elde etmek daha iyi ve tercih edilir bir yöntemdir, yoldur.

Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir: Söz söy­lerken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Karşısın­dakinin onurunu okşayan sözler işlerin çok çabuk sonuçlanmasına neden olduğu gibi karşısındakini kızdıran sözler işlerin yapılmamasına, durmasına neden olur. Bazen de kötü bir söz kişinin hayatını yitirmesine neden olur.

Su akarken testiyi doldurmalıdır: İinsan eline fırsat geçtiği zaman ondan yararlanmasını bilmeli­dir. Özellikle elindeki fırsatlardan yararlanıp gelece­ğe imkanlar hazırlayan kimseler, ileriki yıllarda rahat ederler.

Su, aktığı yere akar: Daha önceleri yaptığımız yararlı işlerin sonunda elde ettiğimiz güzel durum­lar ilerde bir gün yararlanmamız için yine karşımıza çıkabilir.

Su başından bağlanır(kesilir): Karşımıza çıka­cak problemleri o problemlerle uzun uzun uğraşa­rak değil, problemin kökenini bulup orada hal yolu aramakla haledebiliriz. Her işi tam yetkilisini bulup haletmeye çalışırsak daha kolay sonuca varmış oluruz.

Su bulanmayınca durulmaz: Bir konuyu çözü­me ulaştırmak istiyorsak üzerinde uzun uzun araş­tırma yapmalı, çalışmalı, meseleyi karıştırmalı, böy­lece iyi ve kesin sonuca varmandır.

Su içene yılan bile dokunmaz: Su kişinin do­ğal ihtiyacıdır, en önemli ihtiyacıdır. Bunun için bu ihtiyacını gideren kimselere düşmanları bile kötü­lük etmekten çekinirler.

Su küçüğün söz büyüğün: Su her zaman te­mel maddedir. Çocuklara su içmekte öncelik tanın­malıdır. Büyükler ise bilgili görgülü kimseler oldu­ğu için söz söylemede öncelik büyüklerin olmalı­dır.

Su testisi su yolunda kırılır: İnsanlar hangi iş­lerle uğraşıyorsa o işin getireceği sonuçlara katlan­mak zorundadırlar. Kötü yolda olan kimseler bu­lundukları ortamda bir gün layık oldukları sonuçları bulacaklardır.

Su uyur düşman uyumaz: Düşman olan kişiler sakin sakin dursalar da bu onların kötülükten vaz­geçtikleri anlamını vermez. Sakin sakin durarak karşılarındakilerin zayıf taraflarını kollarlar. En zayıf anını bulduklarında da hemen harekete geçip ya­pacakları fenalığın en kötüsünü yapmaya çalışırlar. Düşman düşmanlığından vazgeçmeyeceği için düşmanımıza karşı her an tetikte bulunmak gerek­mektedir.

Suç samur kürk olsa kimse üstüne almaz: Ka­bahat istenmeyen bir sonuç olduğu için ne kadar süslü bir kılıfla da sunulsa kimse kabul etmek iste­mez. Kimse kabahati üzerine alıp, ben yaptım de­mez. Çünkü kınanacağını bilir.

Suyu getiren de bir, testiyi kıran da: Görevini tam yapan ile, başkalarının gölgesinde görev ya­par gibi görünüp, boş oturan kimseleri birbirinden ayırmak lazımdır. Her ikisinin de bir. kabul edildiği topıumlar temelden sarsılırlar.

Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanın­dan kork: Sessiz akan suyun ne zaman co­şup taşacağı belli olmaz. Sessiz ve sakin duran kimsenin ise ne zaman, nerede nasıl davranacağı önceden bilinmediği için karşılaştığı bir olayda na­sıl bir tepki vereceği hiç belli·olmaz. Bazen küçük bir olaya büyük bir tepki vermeleri çok mümkündür.

Süküt ikrardan gelir: Kişiye sorulan sorulara o kişi karşılık vermiyorsa, suçlandığını bilerek karşılık vermiyorsa, bu hareketi onun bu suçu, kabahati iş­ lediği, yaptığı anlamını verir.

Sürüden ayrılanı kurt kapar: Yaşantımızda ve yaptığımız işlerde birlik ve beraberlik içinde olmak her zaman güçlü ve kuvvetli olmamızı sağlar. Etra­fında kimseyi istemeyen, yalnız yaşayacağım, yal­nız çalışacağım diyenler her zaman tehlike ile karşı karşıya kalırlar. Bu tehlikeleri de tek başlarına kar­şılamak zorundadırlar. Çok kere bu tehlikelere ye­nilirler zor durumda kalırlar, büyük zararlara uğrar­lar.

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer: Dikkatsiz davrandığı için kötü durumlara düşenler, da­ha sonraki olaylarda çok fazla dikkatli ve tedbirli davranırlar.


Atasözleri Ş harfi

Şahin ile deve avlanmaz: Her işi yapmanın bir yolu ve yöntemi vardır. Küçük bir şeyi elde edecek yöntemle büyük bir iş yapmaya kalkışılırsa elbet başarı elde edilemez.

Şahin küçük et yer, deve büyük ot yer: İnsanlar fiziki görünüşlerine göre değil, yaradılış özellik­lerine göre davranırlar. Görünüşü küçük olan kişi her zaman güçsüz olarak görülmemelidir.

Şakanın sonu kakadır: Devamlı şaka yapmak hatalıdır. Önce güzel ve eğlendirici gelirse de bir zaman sonra dayanma gücü azalır ve sonuçta, kırı­cı durumlar ortaya çıkar, dostluklar bozulur, kırgın­lıklar, dargınlıklar baş gösterir.

Şap ile şeker bir değil: Görünüşe aldanmamak lazımdır. Bazı şeyler dış görünüşleri itibariyle birbirlerine benzerlerse de iç yapıları ile birbirinden pek çok ayrıdıriar.

Şaşkın ördek başıni bırakır, kıçından dalar: Her iş, bir düşünce ile, bir plan ile yapıımalıdır. Ne yaptığını iyi bilmeyen kimseler giriştikleri işlerde akılcı yoldan ayrılırlar. Duygusallığa düşerler ve iş­leri ters sonuç verir. işlerini tersinden yürütmeye kalkarlar ki bu durumda başarı hemen hemen ortadan kalkar.

Şer işi uzat hayra dönsün, hayır işi uzatma şerre dönmesin: Kötü olan işlerin üzerinde çalış­malı, o işi iyiye çevirmelidir. İyi olan işleri hemen 
sonuçlandırmak gerekir. İş uzayınca kötü duruma düşebilir.

Şeriatın kestiği parmak acımaz: Kanunlar herkese eşit uygulanmalıdır. Böyle olursa kanunda ya­zılan cezaya kimse itiraz edemez boyun eğer, katlanır.

Şeyh uçmaz, müridi uçurur: Bir kimsenin yetiş­tirdikieri bazen o kimseye o kadar inanırlar ki onda çok üstün değerler bulunduğuna etrafında bulu­nan herkesi inandırırlar.

Şeytan kişiyi kandırır ama suyunu ısıtmaz: Fena insanlarla arkadaşlık, dostluk yapmak doğru değildir. Onlarla yapılan işlerde zor durumda kalı­nınca derhal bizi terk ederler, bundan sonra bütün sıkıntı üstümüze kalır.

Şeytanla ortak buğday eken samanını alır: Hi­lekar, düzenbaz kimselerle ortak olanlar yapılan işin zararını yüklenirler. Kâr'ını ortakları kapar.

Şık şık eden nalçadır, iş bitirine akçedir: Kişi­nin yaşamında işlerin arzulanan sonuçlara göre bitmesi parasının yeterli veya fazla olması ile müm­kündür. Paraya benzer, paraya bir iki yönüyle ben­zer başka şeyler hiçbir zaman onun yerine kullanılıp o işi bitiremezler.

Şimşek çakmadan gök gürlemez: Söylenen, konuşulan her olayın, arandığı zaman daha önce başka bir olaydan kaynaklandığı mutlak görüle­cektir. Bir büyük olay olmadan önce mutlak bir belirtisi olur.

Şöhret felakettir: Ünlü olmak dış görünüşü ile güzel bir şeydir, Ama ünlüden pek çok şey istenir. Ünlünün hayatı kısıtlıdır, özgürlüğün tadını çıkara­maz. Ünü onu birçok sıkıntılara sokrnuş olur.

Şubatın sonundan, martın onundan kork: Şu­batın sonunda, martın onunda uzun yıllar denen­miş hava hareketleri, değişimleri olur. Bugünler so­ğuk, fırtınalı geçer.


Atasözleri T harfi

Tabak mısın? it bokuna muhtaçsın: Hiç değeri olmayan bir maddenin veya kişinin işe yaradığı bir konu bulunur.

Tabak sevdiği deriyi yerden yere çalar: İnsanlar, sevdikleri kimseleri, ileride başarılı olmasını is­tedikleri kişileri iyi yetiştirebilmek için acımadan, kıyasıya çalıştırırlar.

Tabancanın dolusu bir kişiyi, boşu kırk kişiyi kor­kutur: Tabanca dolu olduğunda, sinirlenip onu lüzumsuz kullanan sahibinin başına dert açar. Bunun için tabanca, silahı taşıyan kişiyi devamlı korkutur. Ama tabanca; taşıyan kişinin belinde ve­ya elindeyken çok kimse bu durumdan ürker, ken­disine zararı dokunacak zannederek korkarlar. Si­lah boş olsa bile bunu düşünemezler, korkmaya devam ederler.

Talihsiz hacıyı deve üstünde yılan sokar: Dü­şündüğünü uygulaması nasip olmayacak kişinin karşısına hatıra hayale gelmeyen engeller çıkar.

Tandır başında bağ dikmek kolaydır: Hayal kurmakla sorunlar çözümlenemez. Esas problem düşleri uygulama alanına koymaktır.

Tarla çayırda, bağ bayırda: Tarla düzlükte, bağda hafif bayır bir .yerde olursa daha iyi ürün verir. Tarla ve bağ alırken yerlerine dikkat etmelidir.

Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz: İşinin başında bulunrnayarun, işinin gelişmesi için gerekli çabayı harcamayanın iyi bir sonuç bekle­mesi, başarı kazanması mümkün değildir.

Tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın: Suya yakın olan tarla sulanabildiği için çok ürün verir, değerlidir. Eve yakın olan tarla ise ulaşılması, 
işlenmesi yönünden daha da değerlidir.

Tarlanın taşlısı, kızın saçlısı, öküzün başlısı: Tarla taşlı yerden alınırsa tohumlar taşın gölgesin­de, kurumadan daha kolay yetişir. Saçı uzun kız herkesin takdir ettiği bir güzelliğe sahiptir, beğeni­lir, makbuldür. iri başlı öküz de kuwetin simgesi olduğu için tercih edilmelidir.

Tarlayı düz al, kadını kız al: Tarla düz yerden alınmalıdır ki kolay işlensin. Kadın da kız olarak alı­nırsa o evin huyunu, tavrını benimser, daha çabuk alışır, kendisinin ve eşinin mutluluğu da o kadar ar­tar.

Tarlayı taşlı yerden, kızı kardeşli yerden: Taşlı tarlada tohum daha çabuk ve sağlıklı yetişir. Kar­deşi çok olan kadın evinde şımartılmamış, hizmet etmeyi öğrenmiş, hürmeti ve sevgiyi yaşadığı çev­re nedeniyle biliyor demektir. Böyle bir kadın tercih edilerek alınır.

Taş düştüğü yerde ağırdır: İnsanın değeri bu­lunduğu, tanındığı, sevildiği çevrede iyi bilinir, anlaşılır, takdir edilir.

Taş taş üstünde olur, ev ev üstünde olmaz: Bir dağın diğer bir dağ üstünde olması düşünüle­mez. Olmayacak bir durumdur. Ama en olmayacak durumlar bile bir gün olabilir, gerçekleşebilir. Ama farklı alışkanlıklara sahip iki ailenin bir çatı altında, huzurlu bir şekilde yaşayabileceklerini düşünmek, hatta hayal etmek mümkün değildir. 

Taş yerinde ağırdır: Kişinin değeri, bulunduğu tanınıp sevildiği yerde geçer. Kendisini sevenler takdir edenler oradadırlar.

Taşıma su ile değirmen dönmez: Bir işi tam yapmak için gerekli malzeme ve paranın tam ola­rak elde edilmesi lazımdır. Şunun bunun yardımı ve insafı ile elde edilenlerle işi başarı ile yürütmek imkansızdır.

Tatarın kılavuza ihtiyacı yok: Yapacağı işi çok. iyi bilen kimselere başkalarının yardım etmesi ge­rekmez.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır: Güzel ve yu­muşak bir tarzda konuşma ile en yaptırılamayacak işler bile kolayca yaptırılır. Gönül alıcı sözlerin, ha­ reketlerin yaptıramayacağı iş yoktur.

Tatlı ye, tatlı söyle: İnsan ömrü kısadır. Bu süre içinde etrafındakiler ile dostça geçinmelidir. Özel yaşantımızı huzur içinde tutmalı yakınlarına da ho­şa giden, tatlı sözler söylemelidir.

Tatsız aşa tuz ne yapsın, akılsız başa söz ne yap­sın: Malzemesi bozuk, pişlrilmesl hatalı bir yemeği nasıl tuz düzeltemez, tezzet veremezse te­melden bozuk işleri küçük etkilerle düzeltmek mümkün değildir. Aptal, akılsız kişiyi de sözle yola getirmek de çok defa mümkün olamaz.

Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış: Kişiler kendi mevkilerini iyi bilmelidir. Kendinden çok üstün bir mevki de bulunan kimseye küsen, darılan kişinin bu davranışından üst mevkideki kişi­nin haberi bile olmaz. Bazen haberi olsa da umur­samaz. Böyle davranışlar kişiye bir şey kazandır­maz, kaybettirebilir.

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır: Kişi aynı yer­de uzun zaman kalmaktan sıkılabilir. Bulunduğu yeri değiştirir yeni çevrelerde yeni kimselerle tanı­şırsa rahatlar, mutlu olur.

Tekkeyi bekleyen çorbayı lçer: İyi bir sonuca varmak için bir işde sabır göstererek ve zamana al­dırmadan uzun bir süre çalışmak, o kişinin çalış­ malarının sonucunu görmesine, iyi sonuçlar elde etmesine neden olur.

Tembele iş buyur sana akıl öğretsin: İş yapmaktan hoşlanmayan kimseler kendilerinden istenen bu işe önerilerle karşı çıkarlar veya istenen işi 
kendi çıkarları ve önerileri doğrultusunda yapma­nın yollarını ararlar.

Temiz iş altı ayda çıkar: Her iş belli bir zaman içinde yapılmalıdır. Belli zaman gereken işleri çok kısa zamanda tamamlamak o işin eksik bir şekilde çıkmasına neden olur.

Terazi tartıyle, her şey vaktiyle: Düşünülen, uygulanan her şeyin bir vakti, bir ölçüsü ve zamanı vardır. Buna çok dikkat etmelidir.

Terazi var tartı var, her şeyin vakti var: Herşeyin uygun bir zamanı vardır. Bu zamanı bilmek, kollamak gerekmektedir.

Tereciye tere satılmaz: Bir işde uzman olmuş kimselere o işi öğretmek, öğretmeye çalışmak gereksiz bir çalışmadır.

Terzi kendi söküğünü dikemez: Pek çok kimse başarıları ile başkalarına yardımcı olduğu halde kendi problemlerini çözemez. Kendi dertlerine çare bulmayı düşünemez.

Terziye "göç" demişler, "iğnem yanımda demiş: Kişiye gerekli olan eşyalar kolay taşınır. Sahi­bine yük değildir.

Testiyi kıran da bir dolduran da: Bir toplumda çalışan ile çalışır görünen kimseler ayrılmalıdır. Ça­lışan ile çalışır görünen kimseler birbirlerinden ay­ rılmazlarsa, çalişma isteği azalır, toplum geriler.

Teşbihte hata olmaz: Bir şeyi daha iyi anlatmak gerektiğinde yapılan kaba bir benzetme, eğer ko­nuyu iyice anlatıyorsa küçümsenmemeli, küçük görülmemelidir.

Tevekkülün gemisi batmaz: Yapacağı her şeyi yapmış gereken önlemleri almış gerisini Allah'a bırakmış kimselerin işleri yolunda gider, ziyan et­mezler.

Teyze ana yarısıdır: Annenin yakınlığı evlâdı için ne ise annenin kardeşinin de yakınlığı odur. Çünkü arada kan ve can bağı vardır.

Tırnağın varsa başını kaşı: Kişi bir işi kendi im­kan ve gücü ile yapabiliyorsa o işe girişmeli, baş­kalarından yardım beklememelidir.

Tilki tilkiliğini isbat edinceye kadar post elden gi­der: Masum kimse suçlu olmadığını kanıtla­yıncaya kadar birçok sıkıntılara uğrar pek çok yok­luklar çeker, kötü durumlarla karşılaşır.

Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükka­nıdır: İnsanlar bir zamanlar iyi yapıp sonra bıraktıkları, beğenmedikleri işlerine uzun bir süre geçse de er geç dönerler. Doğduğu yerden, vata­nından ayrılmış kimseler de uzun bir zaman da geçse ayrıldıkları yeri özleyip oraya dönerler.

Tok, açın halinden anlamaz: Bir konuyu anla­mak için onu yakından yaşamak gerekir. Zengin varlıklı kişiler fakirlik çekmedikleri için yoksulların halinden anlamazlar, bilmezler.

Tok ağırlaması güçtür: Herşeyi olan kimseleri memnun etmek zordur. Onlara ne verilirse verilsin daha önce sahip olduklarından memnun olmazlar, isteksizlik gösterirler.

Topalla gezen aksamak öğrenir: Kötü huyları, kusurları olan kimselerle gezenler onlardan kötü huylar ve kusurlar edinirler.

Tuz ekmek hakkını bilmeyen kör olur: En kü­çük iyiliğini gördüğü kimseye karşı bir kötülük ya­panı Allah hiçbir zaman affetmez.

Tüccar züğürtleyince eski defter karıştırır: Tüccarlar zor durumda kaldıkları zaman eski defte­rindeki alacaklarının peşine düşerler. Yaşlı kimseler, eski mevkilerini kaybetmiş kişiler, eski günlerini anlatarak, anarak huzur bulurlar rahatlarlar.

Türk ihtiyarlasa da kılıcı ,ihtiyarlamaz : Türk bedenen ihtiyarlasa da vatan savunmasında kılıç kullanmaya sıra gelince genç zamanlarında oldu­ğu gibi kılıç kullanır.

Türk karır, kılıcı karımaz: Her Türk yaşlansa bi­le kılıcını gençliğinde kullandığı gibi kullanır. 

Türkün aklı. sonradan gelir: Türk olaylar karşı­sında acele bir şekilde düşünüp karar vermez. Kendini toplar, sağlam bir düşünce ile biraz zaman 
geçtikten sonra düşünüp isabetli karar verir. Bu geçen zaman bazen aleyhine olabilir.

Tüy güzelliği hamamdan eve, huy güzelliği Urum'dan Şam'a: Saç, yüz ve vücut güzelli­ği geçici güzelliklerdir. Esas güzellik, insanı yaşa­tan güzellik, yani erdem, insanı yalnız kendi çevre­sinde değil geniş çevrelerde de tanıtır ve sevdirir, saydırır.


Atasözleri U Harfi

Ucuz alan pahalı almış olur: Ucuz mallar ge­nelde kalitesizdirler. Kısa bir zaman geçtikten son­ra kullanılmaz hale gelirler. Aynı malı bir daha al­mak zorunluluğu doğar. Bunun için o mal bize da­ha da pahalıya gelmiş olur.

Ucuz etin yahnisi yavan olur: Ucuz satılan bir malın mutlak eksik bir tarafı vardır. Aranan nitelikle­ri içermez. Bunun için de ucuz maldan istenildiği gibi yararlanmak da mümkün değildir.

Ucuzdur vardır bir illeti, pahalıdır vardır bir hikmeti: Alış veriş ederken alacağımız malın ucuz ol­ması dikkatleri hemen çekmemelidir. Modası geç­miş olması, az kullanılır olması, çürük olması ya da çok bol bulunması dikkatlerden kaçmamalıdır. Pa­halı malın da sağlam olması az bulunur olması, çok kaliteli olması gibi sıfatları vardır. Mal alınırken bunlara dikkatetmek gereklidir.

Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır: Tecrübeli kimselerin sözlerini dinlemeyip kendi kafası doğ­rultusunda giden kimseler sonunda büyük zararla­ra uğrarlar. Sıkıntı ve dertten kurtulamazlar. Her za­man dertlerini söyleyip dolaşır hale gelirler. 

Ulular köprü olsa basıp geçme: İnsan kendin­den büyüklere her zaman. hürmet etmelidir. Kendinden yaşca, tecrübece büyük olan kimse mevki . itibariyle daha aşağıda da olsa, hatta yoksul bile olsa her zaman gerekli hürmet büyüklere yapılma­lıdır, gösterilmelidir. Onları küçük düşürmek en kö­ tü davranıştır.

Ummadığın taş baş yarar: Kişiler hakkında hü­küm verirken onları yakından tanımak gerekir. Dış görünüşüne bakılıp verilen kararlar bazen büyük 
hatalara yol açar. Kendisinden hiçbir şey beklenil­meyen kimseler umulmadık başarı gösterebilirler.

Umut fakirin ekmeğidir: Fakir olan kimseler her zaman, çok kısa süre sonra durumlarının değişe­ceğini rahat ve mutluluğa kavuşacaklarmı düşleye­rek avunurlar.

Ustanın çekici bin altın: Sanatkar kimseler bir­ çok kişinin yapamadığı bir işi çok kısa bir sürede küçük bir hareketle yapıverirler. Uzmanların küçük davranışları çok değerlidir.

Uyku ölümün kardeşidir: Uyuyan kimsenin dünya ile ilgisi kesilir. Olup bitenden haberi olmaz.

Uyuyan yılanın kuyruğu na basma: Şu anda zararı kimseye dokunmayan kişiyi kızdırıp sana ve­ya başkasına ziyan verir duruma getirme.

Uzağı görmek: Bir işin sonucunu, nasıl gelişe­ceğini önceden tahmin edebilmek. Tedbirli hareket etmek.

Uzaktan davulun sesi hoş gelir: Özelliğini iyi bilmediğimiz iş ve konuların sıkıntılarını da bilme­mize imkan yoktur. Bazen çok zor bir konuyu çok kolaymış gibi kabul ettiğimiz de olur. Yanlış bir yol izlemekte olduğumuzu unuturuz.

 


Atasözleri Ü Harfi

Üç elli, yaz belli: Kasım ayının sekizinden sonra üç defa elli gün sayılırsa, nisan ayına, yani havala­rın ısındığı aya girmiş olunur. Soğııklar biter. yaz mevsimi belirmiş olur.

Üç göç, bir yangının yerini tutar: Bir yerden bir yere taşınma zahmetli ve ziyan lı bir iştir. Taşınma sırasında eşyalara yeterli ilgi gösteriise bile kınlan­lar, parçalananlar, ziyan görenler ve kaybolanlar olabilir. Bu da büyük ziyan' demektir. Böylece üç büyük ziyan ile karşılaşmış kimse yangından çıkmış kişi ile aynı zararı görmüş, çok büyük zarara uğramış gibi olur.

Üç kuruşluk eşeğin, beş paralık sıpası olur: Kıymeti olmayan kimselerin ortaya koydukları da kendilerinden daha değersiz olur.

Ürümesini bi/meyen it, sürüye kurt getirir: Bir toplulukta konuşmasını, davranmasını bilmeyen kimseler kendi başlarına dert, açtıkları gibi etrafında bulunan kimseler için de çeşitli tehlikeler oluşturur­lar.

Ürüyen köpek ısırmaz: Başkalarına kötülük yapmak isteyen, bunu amaçlayan kişiler, düşün­düklerini etrafında bulunanlara belli etmezler, za­manı gelince beklenilmeyen bir biçimde uygular­lar. Etrafına durmadan bağırıp çağıran, ortalığı gü­rültüye veren kimselerden genellikle kötülük gel­mez.

Üşenenin (erinenin) oğlu, kızı olmamış: İnsan bir varlık elde etmek istiyorsa tembel tembel otur­mamalıdır. Evlenmeye bir türlü karar veremeyen kimsenin evlatları da olmaz.

Üveye etme, özünde; geline etme, kızında bulur­sun: Öz çocuğunun bır gün öksüz kalacağını düşünerek üvey çocuğa kötü davranma. Kendi kızının gelin olduğu yerde kötü davranışlarla karşı­laşmasını istemiyorsan sen de gelinine iyi davran.

Üzüm üzüme baka baka kararır: Çok samimi olan kimseler birbirlerinin huylarını benimserler. Bunun için kötülerle arkadaşlık edenler kötü, iyiler­le arkadaşlık edenler iyi huylar kazanırlar.

Üzümünü ye de bağını sorma: İnsanlar kendi­lerine tanınan imkanların nereden geldiğini araştır­mamalıdırlar. Yalnızca kendisine verilen imkanları kullanıp gerisine karışmamak en doğru yoldur.

Üzümün çöpü var, armudun sapı: Her konu­nun kendine göre ufak da olsa olumsuz bir yanı bulunabilir. Çok büyük bir olumluluk dururken. olumsuz tarafı ele alıp ümitsizliğe düşmek doğru değildir. Her işin, her konunun olumlu yönleri du­rurken olumsuz yönlerini görmek yanlıştır. Küçük kusurları dert edip mutsuz olmak yerine büyük rnutluluklarla mutlanmak, umutlanmak doğru yol­dur.


Atasözleri V Harfi

Vakit nakittir: Zaman en değerli şeyimizdir. Değerli zannettıgımız para ve para ile aldığımız mal mülk de zaman içinde kazanılmıştır. Zaman bunlar~ dan da değerlidir. Hayatımızda en küçük bir za­man birimini bıle boşa geçirmemek lazımdır.

Vakitsiz öten horozun başını keserler: Her işin veya konumun bir vakti vardır. Yerinde yapılmalı, söylenmelidir. Çok önceden söylenen bir söz ortalığı karıştıracağı gibi vakti geçtikten sonra söylenen söz yapılan iş de, beklenilen etkiyi yapmaz. Kişi her aklına geleni her zaman aklına geldiği gibi söylemek isterse başı dertten kurtulmaz. Sözün yerini, sırasını, zamanını bilmek en büyük marifetlerden biridir.

Var eli titremez: Varlıklı olan kimse yerdım etmeyi aklına getirirse uzun uzun düşünmez, karar vermekte geç kalmaz, kararını çabuk verir. Parası olduğu için yardımını hemen yapar.

Var evi kerem evi, yok evi verem evi: Maddi imkanları fazla olan aileler etraflarında bulunanlara yardım ederler, sevilirler, kendileri de yokluk sıkıntı çekmedikleri için huzurlu ve güler yüzlüdürler. Yoksul aileler ise kendi dertlerine çare bulamadıkları gibi etraflarına da yardım edemezler. Her iki duygu da onları bir kat daha çaresizlik içine iter. Buda onlar için daha çok keder daha çok sıkıntı demektir.

Vardığın yer körse, sen de gözünü kapa: İn­sanlar, çevresindekiler ile iyi ilişki kurmak isterlerse onlara uymak zorundadırlar. Onların yaptıklarının aksini yapmakta devarn ederse geçimsizlikler baş gösterir. (Bu konuda başka bir söz de şudur: Za­man sana uymazsa sen zamana uy.)

Varsa hünerin, her yerde vardır yerin: Hüner kişinin her şartta en iyi yaptığı, başarılı sonuç aldığı yeteneğidir. Kişinin hüneri varsa nerede olursa ol­sun iş bulur aç kalmaz, sıkıntı çekmez. itibar görür, el üstünde tutulur. Hüneri olmayan kimseler ise karınlarınıı bile doyurmakta güçlük çekerler. Sıkıntı içindedirler. Çevrelerinin dışına çıktıkları zaman ta­nınmak sevilmek bir yana karınıarını dahi güç do­yururlar. Bunun içindir ki her kişi mutlak bir hüner sahibi olup hayata öyle atılmalıdır.

Varsa pulun, herkes kulun; yoksa pulun dardır yo­lun: Parası çok olan kimseye herkes iltifat eder, yakınında bulunmak ister. Yoksullara kimse yüz vermez. Adını deliye de çıkarabilirler.

Vasiyet ölüm getirmez: Bazı kişiler öldüklerin­de mal ve paralarının kimlere kalacağını sağlıklıy­ken bildirmek istemezler. Böyle bir davranışın ken­dilerine ölüm getireceğine inanırlar. Öldüklerinde de mirasçılar arasında kavgalara neden olurlar. Oysa vasiyetlerini sağlıklı iken yapsalar bu durum önlenir. Yapılması gerekli olan işler yerinde ve za­manında yapılmalıdır.

Ver yiğidi yiğide, Mevlam rızkını yetire: Genç iki insan evlenmek isterse bu evliliği kolaylaştırmak gerekir. Onların rızklanm Yüce Allah nasıl olsa ve­rir.

Veren el alandan üstündür: Yardım ve iyilikse­ver kimseleri herkes sever, sayar, üstün tutar.

Veren eli kimse kesmez: Daima iyilik yapan kimsenin iyiliklerine engel olmayı kimse istemez.Böyle bir harekette bulunan kişi düşman kazana­cağını önceden bilir.

Veresiye şarap içen iki kere sarhoş olur: Ve­resiye almak. kötü bir huydur. Alınan malın parası verilmediği için bir sıkıntı yaratır. Malın parası öde­ninceye kadar bu sıkıntı geçmez. İleriki günlerde de borç ödenirken verilen para kişiye mal almadan para veriyormuş hissini verir ki bu da hoş bir durum değildir.

Verip pişman olmaktansa vermeyip düşman olmak iyidir: Borç isteyen kimselere borç vermek doğru değildir. Borç verirseniz paranız gider geri geleceği, hele zamanında geleceği hiç belli değildir. Para sahibi üzülür sıkılır. Para verilmezse para isteyen darılır. Ama paraya bir şey olmaz. Hem para verip, hem de sıkılmaktansa para vermeyip karşımızdakini darıltmak daha uygun yoldur.

Verirsen doyur, vurursan duyur: Yardım yapacaksanız gereken ölçüde yapınız. Kavga ediyorsanız etkili şekilde vurunuz ki üstünlüğünüz belli olsun. Yaptığınız işler amacı sağlayacak şekilde olmalıdır.

Vermeyince Mabut (Allah C.C), neylesin Mahmut: Allah kulunu yaratırken ona zenginlik, akıl gibi şeyleri vermemişse bu dünyada en zengin kimsenin bile yardım etmeyi düşünmesi, elinden bir şey gelmesi mümkün değildir.

Vücut kocar, gönül kocamaz: Vücut maddi bir varlıktır, yıpranır, eskir. Ama ruh manevi varlıktır. Eskimesi, ihtiyarlaması mümkün değildir. Hangi yaşta olursa olsun kişi gönlü sayesinde hep genç kalmayı başarabilir.


Atasözleri Y Harfi

Yabancı koyun kenarda yatar: Toplumdaki ki­şiler kısa zamanda büyük yakınlık göstermedikleri için yeni gelenler yabancılık çekerler. Topluma ye­ni gelenler çabuk bir şekilde toplumun kişileri ile kaynaşamazlar.

Yağ ile yavşan, sirke ile tavşan: Yemeğin iyi ve lezzetli olması için yemeğe konan harcın (katkı maddelerin) bol ve kaliteli olması gerekmektedir.(Yavşan acı lezzetli bir ottur. Bol yağ koyarsanız lezzetli bir yemek yapabilirsiniz.)

Yağ yiyen köpek tüyünden belli olur: Hiçbir sebep yokken yaşama düzeyi birden değişen, yükselen kişinin çaldığlı rüşvet aldığı, yolsuzluk yaptığı belli demektir.

Yağmur yağsa kış olur, kişi hâlin bilse hoş olur: İnsanların etraflarına karşı davranışları, kendi sosyal durumları ile orantılı olmalıdır. İnsan her za­man haddini bilmelidir. Haddini bilmek kişiyi sevi­len sayılan kimseler arasına sokar. Her şeyin yeri ve zamanı vardır. Zamanında ve gerektiği gibi uy­gulanmalıdır.

Yağmur yağsın da varsın kerpiççi ağlasın: Yağmurun faydası sayılmayacak kadar çoktur. Bu imkanlardan yararlanacak olan kimseler de çoğun­luktadır. Bunun için yağmurun yağması iyidir, fay­dalıdır. Küçük bir kısım bundan zarar görürse de pek önemli değildir.

Yalancı kim? işittiğini söyleyen: İnsanlar her duyduklarını doğrulamadan başkalarına söyleme­melidirler. Duyduklarının, işittiklerinin aslı yoksa, onlarda yalancı durumuna düşerler.

Yalancının evi yanmış, ,kimse inanmamış: Ya­lan söyleyen kimse toplum içinde bir kere tanındımı ona kimse güvenrnez, inanmaz. Başına gelebi­lecek en kötü olay da gelse etrafında bulunanlar inanıp yardım etmezler.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar: Yalan söz bir süre gizlense bile bir gün nasıl olsa anlaşı­lır, hakikat ortaya çıkar.

Yalnızlık Allah'a mahsustur: İnsan muhakkak biriyle arkadaş olmalıdır. Tek başına bir şey yapa­maz, çalışamaz, çalışmasının amacı olmaz, Başarılı olması zordur, olsa bile mutluluğunu paylaşacağı kimse yoktur. Tek başına olmak bütün kainatın ya­ratıcısı Allah'a mahsustur.

Yanık yerin otu tez biter: İnsanlara büyük ıstı­rap veren olaylar bir zaman sonra unutulur. Onun yerini mutlu, neşeli duygular alır.

Yanlış hesap Bağdat'tan döner: Yapılan yan­lışlıklar bir gün mutlak anlaşılır. Bu uğurda pek çok çaba da sarf edilmiş olsa doğruya dönmek esastır.

Yar beni ansın bir koz ile, o da çürük çıksın: Dostlar, arkadaşlar her zaman düşünülmeli ve ha­tırlanmalıdır. Bu onları mutlu eder. Dostları ziyarete giderken veya hatırlarken kullanılacak, armağan edilecek küçük şeylerin önemi yoktur.

Yar beni ansın da çürük bir elma ile olsun: Dostlar arasında en önemli şey unutmamak ve unutmadığını belli etmektir. Unutmadığını belli et­mek de zaman zaman verilen küçük hediyeler ile mümkün olur. Hediyenin küçüğü büyüğü yoktur. Hediye değerli, değersiz diye ölçülmez. Hediye ne olursa olsun dostların birbirini unutmadığını göster­diği için kıymetlidir. Hedlye verrnek de iyi bir usul ve alışkanlıktır.

Yarası olan gocunur: Konuşma sırasındaki bazı olaylar, suçlu olan kimselerin tavırlarında, konuş­malarında değişiklikler meydana getirir. Olayda su­çu olanlar telaş ve sıkıntıya düşerler.

Yarım elma gönül alma: Dostlar birbirini her za­man anmalı ve hatırlamalıdır. Hatır sormak, küçük armağanlar vermek dostlukların kuwetlenmesi için yeterlidir.

Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder: Her iş o işi iyi bilen uzman olan kimseye yaptırıl­malıdır. Bildiğini söyleyip de tam bilmeyen kimse­lere yaptırılan işlerin mutlak bir yerinde sakatlık olur. Bu sakatlık bizi etkilediği gibi etrafımızdakileri de etkiler, zarar ve ziyana girmelerine neden olur.

Yaş kesen baş keser: Ağaç dünyanın en güzel ve faydalı yaratığıdır. Onu yok yere kesmek çok büyük bir suçtur. Hatta bir insan öldürmek kadar büyük bir suçtur.

Yatan aslandan gezen tilki yeğdir: İnsanların en büyük sıfatı çalışmak olmalıdır. Çok bilgili, çok tecrübeli olup tembel tembel oturarı kişiden çok tecrübeli ve bilgili olmadığı halde çok çalışkan olan kimse daha çok tercih edilir, beğenilir, istenir.

Yatan hasta ölmez, eceli yeten ölür: Kişiler eceli gelince ölür. Hastalandıkları zaman muhak­kak ölecekleri zannedilmemelidir. Sağlam bir kişi­nin eceli hasta yatandan önce gelebilir.

Yavaş atın çiftesi pek olur: Uysal kimseler herşeye tepki vermezler. Bunu böyle zannedip de de­vamlı üslerine gitmek doğru değildir. Kolay kolay kızıp tepki vermedikleri halde kızdıkları zaman ve­recekleri tepki çok büyük, hatta korkunç olur. Herşeye kızan kimselerden bu kadar korkunç tepki gelmez.

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır: Suç işleyen kişilerden bazıları aşırı şarlatan olurlar. İşledikleri suçtan zarar görüp şikayet eden kimseleri bile,şarlatanlıkları sayesinde suçlu gibi gösterip sustur­ maya çalışırlar. Suçlu bile gösterebilirler.

Yaza çıkardık danayı beğenmez oldu anayı: Tarafımızdan yetiştirilen büyütülen, imkan sahibi yapılan gençler bizi beğenmez oldular.

Yazin başı pişenin kışın aşı pişer: Her iş za­manında yapılmalıdır. Yazın ürününü kaldıran kim­se kışın rahattır. Gençliğinde akıllı davranıp tasarruf yapan kimse ihtiyarlığında rahat eder.

Yazın gölge hoş, kışın çuval boş: Yaz vakti gü­zelliklerden faydalanıp keyif eden çalışmayan kım­se, Kışın aç kalır, zor duruma düşer. Gençliğini eğ­lence içindegeçirip ihtiyarlığı için para ayırmayan kimse de ihtiyarlığında zor dururnda kalır.

Yaz yalan kış gerçek: Bazı olaylar kolay atlatılır pek üzerınde durulmaz. Ama bazıları ise çok güç geçer. Üzerinde durup önlem almak şarttır. Alın­mazsa çok zarara sebep olur.Yaz güzel bir mev­sirndir. Her yerde kalınabilir, az giyinilir, az yenir, hava iyidir, olaylar iyi yorumlanır, hastalıklar nisbeten azdır. Kış ise pek çok şey ister. Giyinmek, sıkı ve kalın giyinmek, iyi yemek, sıcak bir barınak has­talıklardan korunmak. Kışın hastalıklar da çok olur. Bunun için önem verilecek mevsim, üzerinde önemle durulması gereken gerçek mevsim kıştır.

Yel gibi gelen, sel gibi gider: Emeksiz kazanı­lan para gereksiz yerlere harcanır ve çabucak bi­ter.

Yel kayadan ne koparır: Kişinin karakteri kuv­vetli ise etkilerde, hele önemsiz etkilerde hiç kal­maz. Sağlam temellere dayalı işlerde küçük etkiler önemli sarsıntılar meydana getiremezler.

Yemeyenin malını yerler: İnsan sahip olduğu malı, parayı ihtiyacı doğrultusunda harcamasını bil­meli, pintilik etmemelidir. Pintilik eder malını yiye­mezse kendinden daha güçlüler çeşitli yollarla bu malı onun elinden alırlar. Kimse alamasa bile kişi­nin yemeğe kıyamadığı, biriktirdiği bu malı parayı mirascılar kolaylıkla yerler.

Yerin kulağı vardır: Gizli kalmasını istediğimiz bir şey söylerken çok titiz ve dikkatli davranmak la­zımdır. Gizli ,kalmasını, istediklerimiz için çok titiz davranmalıdır, hiç umulmayan bit zamanda başkaları duyabilir.

Yılan. sokmuş uyumuş, aç kalmış uyuyamamış: Dünyanın en büyük sıkıntı ve ıstırabı aç kimsele­rin çektiği ıstıraptır. En kötü hayvan olan yılanın sokrnasına bile dayanılabildiği hade aç bir kimsenin çektiği ıstıraba dayanmasının imkanı yoktur. Aç kimse bırakmamak, dünyanın en büyük acısını kimseye tattırmamak gereklidir.

Yılanın sevmediği ot, deliğinin ağzında biter: Başkalarına kötü davranan kimselerin karşısına her zaman sevip hoşlanmadıkları, görmeyi istemedik­leri şeyler çıkar, onları huzursuz eder.

Yılanın başı küçükken ezilmelidir: Düşman güçlenip de bize zarar vermeden, daha küçükken durum takip edilmeli ve düşman yok edllmelldir. Zararlı olabilecek her şey küçükkan ortadan kaldı­rılmalıdır. Böylece zararların önüne geçilebilir.

Yırtıcı (alıcı) kuşun ömrü az olur: Ömrü bo­yunca başkaları ile mücadele eden kirilselerin düş­manları çok olur. Ömürleri yıpranır. Hayatları kısa sürer.

Yığitin malı meydandadır: Yiğit olan kişilerin gizli kapaklı bir tarafları yoktur. Her şeyleri açık se­çiktir bellidir. Yiğit oları kimse cömerttir. Malından herkesin yararlanmasına izin verir, herkes yiğitin malından yararlanabilir.

Yiğit lakabıyla anılır: Yiğit olan kimse yiğitlik la­kabını alana kadar pek çok olay yaşamıştır. Bu olaylardaki davranışları nedeniyle ona takrna bir ad verilmiştir. Bu ad yiğitin yaşamını belli eder, onun bir simgesidlr. Bunun için yiğit yaşamından kay­naklanan bu takma adı değiştirmez.

Yiğitlik meydanda belli olur: Yiğit olan kişinin yiğitliği ya savaşta veya bilgi, görgü ve davranışlarıyla belli olur.

Yiğit yarasına yiğit katlanır: Yiğitin çektiği sıkıntının sebebini ancak yiğit kimse anlar. Yiğitin ağır hücumunu ancak yiğit kaldırır, katlanır.

Yiğit yiğide at bağışlar: Yiğit kimseler yakın ar­kadaşlarına en değerli hediyeleri verirler. Kendiieri için en kıymetli varlık olan atlarını bile hediye eder­ler.

Yiyen bilmez doğrayan bilir: Bir işin sıkıntısını onu yapan üreten bilir. Onu kullananlların haberi yoktur, olmaz.

Yoğurdum ekşidir deyen olmaz: Hiç kimse kendi malını kötü diye ortaya koymaz. Kendi dost­larının kötü olduğunu kabul etmez. Dostları hakkın­da söylenenleri kabul etmez.

Yok büyümez arık büyür: Yok olan bir şeyi var etmek imkansızdır. Arık, zayıf olan şeyler ise gü­nün birinde büyüyebilir gelişebilir. Az olanlar ço­ğalabilir, küçük olarılar bÜyür.

Yol bilen kervana katılmaz: Kendi işini kendi görebilen kimse başkaları ile beraber hareket et­mekten hoşlanmaz. Başkalarının yardımını iste­mez.

Yol sormakla bulunur: Bir işe doğru başlamak için bilmediklerimizi sormak, öğrenmek lazımdır. Bilmediklerimizi yanlış yapmaktansa sorarak öğ­renmek doğru olan yoldur.

Yol yürümekle borç ödemekle: Her iş gereken çalışmayı yapmakla sonuçlanır. Her iş gerekli çalış­mayı gerekli zamanda yapmakla sonuçtanır. Çalış­masını zamanında yapmayan kimse işini zamanın­ da bitiremez, sonuç olumlu olmaz. Zamanında eksiksiz yapılan işler değerlidir, sonuca da çabuk ulaşır.

Yolu ile giden yorulmaz: Bir işin başarıya ulaş­ması için nasıl yapılacağı, yöntemi hakkında bilgi sahibi olmak gereklidir. Bunları bilmeyen kimse deneme yanılma yöntemi ile işini götürmeye çalışır ki bu da çok zaman alır, hem de iş istenilen şekilde sonuçlanmaz.

Yolundan giden yorulmaz: Yapacağı işin tekni­ğini iyi bilen, uygulamasında deneyim sahibi olan kimse yapacağını önceden tespit eder, sonra uy­gular, sonuca sıkıntısız ulaşır. Fazla çaba sarf et­mez. Bunları bilmeyenler veya uygulamayanlar de­neme yanılma yöntemi ile hem çok para, hem çok zaman kaybederıer. Hem de meydana çıkan iş is­tenilen gibi olmaz.

Yumurtada kıl bitmez: Tabiatın kanunlarına ay­kırı olan bir şeyi gerçekleştirmek imkansızdır. İm­kan olmayan yerlerde istenileni elde etmek müm­kün değildir.

Yumurtadan çıkan yine yumurta çıkarır: Bütün canlılar soylarının özelliklerini taşırlar ve soylarının devamını sağlarlar.

Yumurtlayan tavuk bağırgan olur: Çalışkan ve verimli işler yapan kimseler bu çalışmaların sonuçlarının bilinmesi için çevrelerinde seslerini yükseltmekten çekinmezler.

Yuvarlanan taş yosun tutımaz: Hiç durmadan iş veya yer değiştiren kimse mal, mülk edinemez. Başarısı devamlı ve yük ek olmaz.

Yuvayı yapan dişi kuştur: Bir evin mutluluk içinde olmasını sağlayan ve idare eden, onu zevkli bir yaşam yuvası haline getiren kadındır.

Yük altında eşek anırmaz: Büyük bir işe giren kimse başarılı olmak istiyorsa işine dört elle sarıl­malıdır. Hem işi yapıp hem de eğlenmek istenirse o işde başarı sağlamak mümkün olmaz. Her şeyin bir yeri olmalı ve yerinde kullanılmalıdır.

Yük altında ancak eşek kalır: İnsanlık sıfatı olan kimse kendisine yapılan iyiliğin altında kal­maz. Bir zaman bulur karşılığını verir.

Yüksek dağın başı dumanlı olur: Büyük ve önemli işleri yapanlar, devamlı olarak yaptıkları işin sıkıntısı içinde olurlar.

Yürük at yemini kendi arttırır: İşini bilen onu zamanında yapan kimseleri, işlerini yaptırmak için uyarmak gereksizdir. Başarıları yüksek olduğu için emeklerinin sonucunu da fazlası ile alırlar.

Yürük ata paha olmaz: Görevini bilen çalışkan, başarılı kirnselerin çalışması para ile ölçülemez. Onların kıymeti çok fazladır.

Yüz güzelliği hamamdan eve, öz güzelliği Urum'dan Şam'a: Yüz güzelliği geçicidir, belli bir zaman sonra ortadan kalkar. Huy güzelliği ise kalıcıdır. Hem çevresinde hem de uzak yerler­de bilinir söylenilir. Yüzü güzel olan kimse çevre­sinde, erdemli kimse her yerde tanınır.

Yüzü güzel olanın huyu da güzel olur: İnsanın iyiliği yüzünden belli olur. İçinde iyilikler taşıyan kimsenin yüzü güleç ve nurlu görünür. İçinde kötü­lükler saklayan kimselerin ise ne kadar güzelleştir­meye çalışsalar da yüzlerinde kin ve nefretlerini görmek mümkündür.

Yüz yüzden utanır: İşlerimizi bizzat karşımızda­kilere söyleyerek halletmek iyi sonuçlar doğurur. Aradaki boş sözler ve hareketler kalkar. Karşı kar­şıya gelen kimseler birbirini anlar ve kolay anlaşırlar.


Atasözleri Z Harfi

Zahirenin ambarı sabanın ucundadır: Toprak çok iyi işlenir ve bakılırsa bol ürün alınır. Bir işin ba­şına geçenler iyi sonuç almak istiyorlarsa işlerine bütün güçleri ile sarılmalıdırlar.

Zahmetsiz lokma yenmez: Boş durana kimse yardım etmez. Bir şey vermez. Rahat yaşamak için çok çalışmak, alın teri dökmek gerekir. Ne kadar 
çok çalışırsak o kadar bol imkanlara ve rahata ka­vuşuruz.

Zahmetsiz rahmet olmaz: Çaba göstermeden, sıkıntı çekmeden arzu edilen güzel ve iyi sonuçlara ulaşılmaz.

Zaman sana uymazsa sen zamana uy: İçinde yaşanılan zamanın şartları bizim düşünce ve dav­ranışlarımıza uymayabilir. Kendi düşüncelerimizi kabul ettirmek için etrafımızdakilerle sürtüşmek doğru değildir. Zamanın gidişine uymak, ona göre davranmak en çıkar yoldur.

Zararın neresinden dönülürse kardır: Bir iş devamlı olarak zarar ediyorsa en kısa zamanda onu bırakmak lazımdır. Bırakıldığı zamana kadar olan ziyandır. Bırakıldığı için ise bir daha zarar edil­meyeceği göz önüne alınırsa, bırakıldığı zamandan sonrasını kar olarak kabul etmek doğrudur.

Ziyan olan koyunun kuyruğu yağlı olur: Elden kaçırılan fırsatlar küçük olsa da çok büyük görü­nür. Kişinin dilinden hiç düşmez, hep büyüterek ondan bahseder.

Zemheride sür de çalı ile sür: Tarlanın zemhe­ride sürülmesi ekinin iyi olması için çok önemlidir. Tarlayı esasında dikkatli ve derin sürmek gerekir. Ama derin de olmasa, üstten de olsa tarlayı zem­heride mutlak sürmek lazımdır.

Zenginin basması ipekli görünür: Zengin kişi­lerin giydikleri, yedikleri en pahalısından seçilmiş zannedilir.

Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır: Zengin parasının ve itibarın çokluğu ile olmayacak işlerini bile kolaylıkla görür, bitirir. Fakir ise parası olmadığı için en olacak işini bile bitiremez, kolay kolay işlerini yürütemez.

Zenginin malı züğürdün çenesini yorar: Zen­gin kimselerin malları züğürt kimselerin konuşma­sının konusu olur. Hatta dedikodu da yaparlar. Ama bütün bu konuşmalar onlara bir fayda sağla­maz. Boşuna zaman kaybı olur.

Zengin kesesini, züğürt dizini döğer: Zengin her zaman parası ile övünür. Züğürt ise arzuladığı iş parası olmadığından yapamayacağı için üzülür, sıkıntı ve ıstırap çeker.

Zeytin dededen, incir babadan kalmalı: Zeytinin iyi ürün vermesi için bir insan ömründen fazla bir zamanın geçmesi gereklidir. Bağ ise ömrün yarısından az bir zamanda tam olarak ürün vermeye başlar.

Zırva tevll götürmez: Saçma, mantıksız sözler mantığa uyar hale getirilmeye çalışılsa da saçmalı­ğını ortadan kaldırmaya, değersizliğini gidermeye imkan yoktur.

Zora dağlar dayanmaz: İnsanın azmi ile oluştu­rulan teknik güç karşısında durmak, direnmek im­kansızdır. İnsanın azmi ve iradesi karşısında herşey erimeye boyun eğmeye mahkumdur.

Zorla güzellik olmaz: Bir kimseye iyi olmayan bir şeyi zorla iyidir diye kabul ettirmenin imkanı yoktur. Kişiye beğenmediğini zor kullanarak be­ğendirmek mümkün olmaz.

Zurnada peşrev olmaz, ne çıkarsa bahtına: Plansız hareket etmek doğru değildir. Plansız yapı­lan işlerde de bir yöntem aramak doğru değildir. O iş kendi işleyişi içinde devam eder. Kuralları olma­dan yapılan işlerde doğruluk aramak imkanı yok­tur. işin sonucunu rastlantıya bırakmak gerekir.

Züğürt olup düşünmektense, uyuz olup kaşınmak yeğdir: Parasız kalıp yokluk içinde kıvranmaktansa. küçük bir hastalığa katlanmak daha iyidir.

Zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü: Varlık içindeyken kıyafetine özen gösteren kişi, fa­kir düşünce kendisine, mevsime, modaya uyma­yan kıyafetleri giymek zorunda kalabilir. Önceleri sözü geçen, sayılan kişi, eski durumunu kaybedin­ce başkalarının yadırgadığı işler yapar.

Etiketler: ata, atasözleri, tüm atasözleri, tüm atasözleri ve anlamları, bütün atasözleri, bütün atasözleri ve anlamları, dünyadaki bütün atasözleri ve anlamları, atasözlerimiz, atasözleri nedir, atasözleri ve deyimler, atasözleri ve anlamları, türk atasözleri, türk atasözleri ve anlamları, atasözleri sözlüğü, atasözleri ve sözlüğü, atasözleri ve anlamları sözlüğü, atasözleri ve anlamı, atasözleri örnekleri, atasözleri ile ilgili cümleler, atasözleri ve özdeyişler, atasözleri ve anlamları kısaca, atasözleri ve açıklamaları, atasözleri ve anlamları nelerdir,  atasözleri ve anlamları a dan z ye , atasözleri ve anlamları uzun 

Yorum eklemek için lütfen ÜYE OLUNUZ.

   

SON YORUMLAR

   
© Copyright | Bilgi Aynası | 2011

Kayıt Ol

Siteden tam anlamıyla yararlanabilmek için ve sitede yorum yapabilmek için lütfen üye olunuz...